ingilizce-deyimler-listesi

İngilizce Deyimler Listesi: En Çok Kullanılan 100 Deyim (Konulara Göre Düzenlenmiş)

İngilizce deyimleri öğrenmek neden önemli?

Bir Amerikan barında olduğunu farz edelim.

Gürültülü bir ortam ama yine de insanların ne dediklerini duyabiliyorsun.

Yanında içen bir arkadaşın hitting books, kitaplara vurmak gibi bir şeyden bahsediyor…

…ve bir diğeri twisting someone’s arm, birinin kolunu burkmaktan söz ediyor…

…ve someone’s been stabbed in the back yani anladığın kadarıyla birisi de arkadan bıçaklanmış.

Burada neler olup bitiyor?

Bir yandan başını kaşırken bir yandan da kelimeleri anlamana rağmen neden ne demek istediklerini tam olarak anlayamadığını düşünüyorsun.

O zaman, ilk defa İngilizce deyimler ile tanışmış oldun.

İngilizcede en çok kullanılan deyimleri anlamıyorsan bir native speaker gibi iletişim kurman oldukça zor olacak. Bir İngilizce deyimler listesine ihtiyacın var.

Bu yazıda  sana en çok kullanılan 100 İngilizce deyimi öğreteceğiz  bu sayede ister bir Amerikan barında ol ister başka bir yerde konuşulanları çok kolay anlayacaksın.

Fakat öncelikle idiom ne demek, deyim nedir, bakalım.

Learn a foreign language with videos

İngilizce Deyimler Nelerdir?

İngilizce deyimler, kelimelerin tek tek anlamlarına bakarak genel anlamını çıkaramadığın kelime grubudur.

Zamanla oluştuklarından sana gelişigüzel gelebilir. İngilizce deyimler çoğunlukla benzerliklere ve metaforlara dayanır.

Günlük İngilizcede çok sık kullanıldıklarından, onları bilmiyorsan, ne olduklarını anlaman neredeyse imkansız.

İngilizcede en sık kullanılan deyimleri öğrenmek, pek çok duruma kolayca uyum sağlamana yardımcı olacak. Bu ister bir basketbol maçı ya da ders çalışma zamanı ister bir şeyler içmeye gitmek ya da biriyle çıkmak olsun fark etmez.

İngilizce deyimleri anlamanın kilit noktası, onlara hiçbir zaman kelimesi kelimesine bakmamak ve bu şekilde okumamaktır çünkü kelimeler bir arada hiçbir anlam ifade etmeyecekler. Bunun yerine, anlamlarını daha iyi kavrayabilmek için bir bağlam içinde, bir içeriğe göre, öğrenmen gerekli.

FluentU, bu şekilde İngilizce deyimleri ve ifadeleri öğrenmek için eğlenceli bir o kadar da etkili bir araçtır. FluentU, film fragmanları, müzik videoları, ilham verici konuşmalar gibi daha fazlasının olduğu, dil öğrenme deneyimine dönüşen, otantik İngilizce videolar sunuyor.

Her hangi bir şeyi kaçırma endişesi olmadan doğal, gerçek dili ve İngilizce deyimleri kavrayabileceğin anlamına geliyor.

en iyi ingilizce uygulamasi

Ne izlemek istiyorsan FluentU’da bulabilirsin.

FluentU, İngilizce video izlemeyi gerçekten kolaylaştırır. Nasıl mı? Etkileşimli alt yazılar var. Bir başka ifadeyle, resmini, tanımını ve yararlı örneklerini görmek için herhangi bir kelimeye dokunabilirsin.

en iyi ingilizce uygulamasi

FluentU, dünyaca ünlü kişiler ile ilgi çekici içerikler vasıtasıyla öğrenmeni sağlar.

Örneğin, “brought” kelimesine dokunursan şunu göreceksin:

en iyi ingilizce uygulamasi

FluentU’da herhangi bir kelimenin anlamına bakmak için üzerine dokun.

FluentU ile herhangi bir videonun kelimelerini öğrenebilirsin. Öğrenmeye çalıştığın kelimelerle ilgili daha fazla örnek için sağa sola kaydır.

en iyi ingilizce uygulamasi

FluentU, faydalı sorular ve birden fazla örnek ile hızlı bir şekilde öğrenmeni sağlar. Daha fazla öğren.

Videolar, türe ve öğrenme seviyesine göre düzenlenmiş, bu sayede senin için faydalı olabilecekleri bulman çok kolay. En iyisi tarafı ise FluentU’nun iOS veya Android mobil uygulamaları ile bu yoğun İngilizce pratiğini her yere götürebilirsin.

İngilizce Deyimler Listesi: En Çok Kullanılan 100 Deyim (Konulara Göre Düzenlenmiş)

Yukarıda belirtiğimiz gibi İngilizce deyimlerdeki kelimeler, kelimesi kelimesine çevrildiğinde genelde tamamen gelişigüzel veya tuhaf gelebilir. İngilizce deyimler ve anlamları arasında bağ kurmanın zor olacağı anlamına gelir bu deyimleri akılda tutmayı daha da zorlaştırır.

Bu yüzden 100 deyimden oluşan bu çok uzun İngilizce deyimler listesini genel konulara göre düzenledik. Buna “gruplama” veya “bölümleme” denir, zihinde kelimeleri somutlaştırmak için kelimeler arasında bağlantıları kullanan etkili bir ezberleme tekniğidir.

Öncelikle en çok kullanılan fiillerin geçtiği deyimleri ve sonrasında ise senin de bileceğin en yaygın edatlarla oluşturulmuş deyimlere değineceğiz. Daha sonra ise para, uzuvlar, yiyecekler ve doğa ile ilgili olanlarla devam edeceğiz.

En Çok Kullanılan Fiiller ile İngilizce Deyimler

1. Hit the books – İneklemek

ingilizce-deyimler

Kelime anlamıyla düşünürsek, hit the books fiziksel olarak kitaplara vurmak, yumruklamak veya tokat atmak demektir.  Ancak, bu deyim Amerika’da üniversite öğrencileri arasında çok çalışan kişilere yönelik kullanılan yaygın bir İngilizce deyim.  Basit anlamıyla “çalışmak” demek ve arkadaşlarına inekleyeceğini söylemenin bir yoludur.

Bu çalışma bir final, vize veya bir İngilizce sınavı için bile olabilir.

“Sorry but I can’t watch the game with you tonight, I have to hit the books. I have a huge exam next week!”
“Üzgünüm ama bu gece senle maç izleyemem, ineklemem lazım. Önümüzdeki hafta büyük bir sınavım var.”

2. Hit the sack – Kafayı vurup yatmak

ingilizce-deyimler

Aynı ilk deyimde olduğu gibi kelimesi kelimesine İngilizce Türkçe çeviri yaparsak bu da hitting or beating a sack yani fiziksel olarak bir çuvala (genellikle un, pirinç ve hatta toprak taşımakta kullanılan büyük bir torba) vurmak veya onu dövmek demektir.  Ancak gerçekte to hit the sack  kafayı vurup yatmak, yatmaya gitmek, uyumak demek ve bunu arkadaşlarına veya ailene çok yorgun olduğunu ve vurup kafayı yatacağını anlatmak için kullanırsın.

Hit the sack demek yerine hit the hay de diyebilirsiniz.

“It’s time for me to hit the sack, I’m so tired.”
“Benim için kafayı vurup yatma vakti, çok yorgunum.”

3. Twist someone’s arm – Ağzından girip burnundan çıkmak

ingilizce-deyimler

To twist someone’s arm kelime anlamına bakıldığında birinin kolunun alıp ters çevirmek anlamına gelir ki bu da kelime kelime anlamına bakarsak çok acık verebilen bir eylemdir. Eğer your arm twisted yani senin kolun ters çevriliyorsa aslında kastedilen birisinin seni başta yapmak istemediğin bir şeye dil dökerek, ağzından girip burnundan çıkarak ikna etmesidir.

Eğer sen twist someone else’s arm yani birinin kolunu ters çevirmeyi başarıyorsan deyim haliyle bu onu ikna etmekte çok başarılı olduğun ve o kişinin sonunda yalvardığın şeyi yapmayı kabul ettiği anlamına gelir.

“Jake, you should really come to the party tonight!”
“Jake, bu gece partiye gerçekten gelmelisin!”

“You know I can’t, I have to hit the books (study).”
“Biliyorsun gelemem, ineklemem lazım.”

“C’mon, you have to come! It’s going to be so much fun and there are going to be lots of girls there. Please come?”
“Haydi yapma, gelmek zorundasın. Çok eğlenceli olacak ve orada bir sürü kız da olacak. Lütfen gel?

“Pretty girls? Oh all right, you’ve twisted my arm, I’ll come!”
“Güzel kızlar mı? Haklısın, (ağzımdan girdin burnumdan çıktın) beni ikna ettin, geleceğim!”

4. Stab someone in the back – Birini sırtından bıçaklamak

ingilizce-deyimler

Eğer bu deyimi kelime anlamıyla dikkate alırsak, polisle başın belada demektir çünkü bir bıçağı veya başka bir keskin cismi alarak birisinin sırtına batırmak anlamı anlaşılabilir.

Ancak bir deyim olarak stab someone in the back, birini sırtından bıçaklamak, bize normalde yakın olan ve güvenen bir insanı gizlice aldatmak ve güvenine ihanet etmek demektir.  Bunu yapan insana da back stabber, arkadan bıçaklayan deriz.

“Did you hear that Sarah stabbed Kate in the back last week?”
“Geçen hafta Sarah’ın Kate’i arkadan bıçakladığını duydun mu?

“No! I thought they were best friends, what did she do?”
“Hayır! Onların dost olduğunu sanıyordum, ne yaptı?”

“She told their boss that Kate wasn’t interested in a promotion at work and Sarah got it instead.”
“Kate’in terfiyle ilgilenmediğini patrona söylemiş ve Sarah terfiyi almış.”

“Wow, that’s the ultimate betrayal! No wonder they’re not friends anymore.”
“Vay be ne büyük ihanet! Artık arkadaş olmamalarına şaşmamalı.”

5. Lose your touch – Bir konuda becerisini kaybetmek/Eskisi kadar iyi olmamak

ingilizce-deyimler

Kelime anlamına bakarsak bu ifade de parmakların veya ellerin ile dokunma veya hissetme yeteneğini kaybetmen anlamına gelir.  Ancak gerçekte to  lose your touch bir şeylerle, insanlarla veya durumlarla başa çıkarken bir zamanlar sahip olduğun yeteneklerini kaybettiğin anlamına gelir.

Bu deyimi belirli bir beceride ya da yetenekte genelde iyi olduğun ancak birden bir şeylerin ters gitmeye başladığı durumlarda kullanırız.

“I don’t understand why none of the girls here want to speak to me.”
“Buradaki hiç bir kızın benle neden konuşmak istemediğini anlamıyorum.”

“It looks like you’ve lost your touch with the ladies.”
“Gözüken o ki artık kadınlar konusunda eskisi kadar iyi değilsin.”

“Oh no, they used to love me, what happened?”
“Hayır, bana aşık olurlardı, ne oldu?”

  1. Sit tight – Sabırlı olmak

ingilizce-deyimler

Sit tight ilginç bir İngilizce deyim çünkü kelime kelime incelendiğinde vücudunuzu sıkıştırarak sıkı ve rahatsız bir şekilde oturduğun anlamına gelir ki gerçekten tuhaf görüneceğini söylemeye gerek bile yok.

Ancak birisi sana to sit tight, sıkı oturmanı söylüyorsa gerçekte istediği sabırla beklemen ve aksi belirtilmedikçe harekete geçmemen.

“Mrs. Carter, do you have any idea when the exam results are going to come out?”
“Bayan Carter, sınav sonuçlarının ne zaman açıklanacağına dair bir fikriniz var mı?”

“Who knows Johnny, sometimes they come out quickly but it could take some time. You’re just going to have to sit tight and wait.”
“Kim bilir Johnny, bazen çabuk açıklanır bazen de biraz zaman alabilir. Sabırlı olup beklemek zorundasın.”

7. Pitch in – Katkıda bulunmak

ingilizce-deyimler

Bu İngilizce deyimi kelime kelime anlamaya çalışırsak aslında hiçbir anlam ifade etmez.  Ancak mecazi anlamıyla birine veya bir şeye katkıda bulunmak veya katılmak demektir.

Yani baban, bu hafta sonu tüm aile bireylerinin pitch in, katkıda bulunarak arka avluyu temizlemeye yardımcı olmasını talep ederse aslında herkesin elinden gelen çabayı göstermesini ve avluyu temizlemesini istediği böylece işlerin daha hızlı bitebileceğini kastetmektedir.

“What are you going to buy Sally for her birthday?”
“Sally’nin doğum günü için ne alacaksın?”

“I don’t know. I don’t have much money.”
“Bilmiyorum, çok fazla param yok.”

“Maybe we can all pitch in and buy her something great.”
“Belki hepimiz katkıda bulunarak ona harika bir şey alabiliriz.”

Yukarıdaki konuşmaya göre, Sally’nin arkadaşlarından her biri biraz para verirse ona daha büyük ve daha iyi bir hediye hep birlikte alabilirler.

8. Go cold turkey – Bir alışkanlığı bırakmak

ingilizce-deyimler

Bir acayip değil mi? Evet, haklısın. Kelime anlamıyla düşünürsek go cold turkey, kim bir soğuk hindiye dönüşebilir?  İnsan, Noel ve Şükran günü gibi kutlama zamanlarında sevilerek yenilen bir kuşa dönüşemez.

İngilizce deyimlerin kökenleri ilginç ve to  go cold turkey sigara içmek veya alkol almak gibi zararlı ve bağımlılık yapan davranışları birdenbire bırakmak demektir.

Bu İngilizce deyimin kökenlerinin 20. yüzyıla dayandığı söylenir ve rivayete göre o yıllarda birisi uyuşturucu veya alkol gibi bağımlılık yaratan bir alışkanlığı birden bırakırsa onda soğuk, pişmemiş bir hindi gibi görünmesine neden olan yan etkiler baş gösterir.  Bu yan etkilerden bazıları solgun (çok beyaz) ve diken diken olmuş (bu duruma soğuk algınlığında veya hastalıkta rastlanır) cilttir.

“Shall I get your mom a glass of wine?”
“Annene bir bardak şarap alayım mı?

“No, she’s stopped drinking?”
“Hayır, içmeyi bıraktı.”

“Really, why?”
“Gerçekten mi, neden?”

“I don’t know. A few months ago, she just announced one day she’s quitting drinking.” “Bilmiyorum, birkaç ay önce bir gün içmeyi bıraktığını söyleyiverdi.”

“She just quit cold turkey?”
“Bir anda bıraktı?”

“Yes, just like that!”
“Evet, aynen öyle!”

  1. Face the music – Ceremesini çekmek

ingilizce-deyimler

Kelime anlamıyla facing the music vücudunu müziğin yönüne doğru döndürüp müziğin önünde oturmak demektir. Ancak eğer arkadaşın veya ailen sana  face the music diyorsa daha acımasız bir anlama geliyor.

Bu deyim “face reality” yani “gerçeklerle yüzleşmek” veya durumun gerçekliğiyle başa çıkarak iyisiyle kötüsüyle (hatta çoğunlukla kötü) bir olayın tüm sonuçlarını kabul etmek demektir. Belki de sonuçlarından emin olmadığından veya korktuğundan bir şeyden özellikle sakınıyorsundur. Belki de öğretmenine yalan söyledin, o da gerçeği anladı ve artık durumla  face the music, yüzleşerek, ceremesini çekerek, cezanı kabul etmen gerekiyor.

“I can’t understand why I failed math.”
“Matematik sınavından neden kaldığımı anlayamıyorum.”

“You know you didn’t study hard, so you’re going to have to face the music and take the class again next semester if you really want to graduate when you do.”
“Biliyorsun sen çok çalışmazsın bu yüzden ceremesini çekeceksin ve eğer gerçekten yaptığın zaman mezun olmak istiyorsan dersi bir dahaki dönem tekrar alacaksın.”

10. Ring a bell – Bir şey çağrıştırmak

ingilizce-deyimler

Ring a bell  ifadesini kelimesi kelimesine incelersek öğrencilerin derse girmesi için okul zilinin çalınmasından veya birinin kapı zilini çalmasından bahsediyor olabiliriz.

Ancak deyim olarak birinin sana tanıdık gelen belki de daha önce duyduğun bir şeyden bahsettiği anlamına gelir. Diğer bir deyişle birisi sana daha önce duyduğuna inandığın bir şey söylerse alarm zilleri çalmaya başlar ve sen de o ismi veya yeri nasıl ve nereden bildiğini hatırlamaya çalışırsın.

“You’ve met my friend Amy Adams, right?”
“Arkadaşım Amy Adams ile tanıştın, değil mi?

“Hmmm, I’m not sure, but that name rings a bell. Was she the one who went to Paris last year?”
“Hım, emin değilim, ismi bir şeyler çağrıştırıyor. Geçen sene Paris’e giden o muydu?”

11. Blow off steam – Deşarj olmak, İçini döküp rahatlamak

ingilizce-deyimler

Gerçekte bir insan blow off steam (kaynayan sudan yükselen sıcak hava) yani buhar üfleyemez – sadece elektrikli jug (su ısıtıcısı – kahve için su ısıtan alet) gibi elektronik ekipmanlar bunu  yapabilir.   O zaman bir insan blows off steam, buhar üflüyor dediğimizde bu ne demek?

Eğer kızgın, stresli hissediyorsan veya bazı yoğun duyguların varsa ve onlardan kurtularak tekrar iyi hissetmek istiyorsan, örneğin egzersiz yaparak, stresten kurtulup blow off steam deşarj olabilirsin, kafayı dağıtabilirsin.

“Why is Nick so angry and where did he go?”
“Neden Nick bu kadar sinirli ve nereye gitti?”

“He had a fight with his brother, so he went for a run to blow off steam.”
“Erkek kardeşiyle kavga etmiş bu yüzden deşarj olmak için koşmaya gitti.”

12. Cut to the chase – Sadede gelmek

ingilizce-deyimler-listesi

Birisi sana cut to the chase diyorsa çok uzun zamandır konuştuğunu ve hala sadede gelmediğini söylüyordur.  Birisi bu deyimi kullanıyorsa tüm detayları geçerek bir an önce önemli noktaya gelmeni istiyor demektir. Bu deyimi nasıl kullandığına dikkat et, çünkü eğer üniversitede profesörün veya patronun gibi birisine karşı söylersen kaba ve saygısızca davranmış olursun.

Eğer çalışanların gibi bir grup insanla konuşuyorsan ve I’m going to cut to the chase”, hemen sadede geleceğim dersen söylenmesi gereken birkaç şey daha var ancak zaman çok kısıtlı bu nedenle herkesin anlayabilmesi için önemli kısımlara geçeceğim demiş olursun.

“Hi guys, as we don’t have much time here, so I’m going to cut to the chase. We’ve been having some major problems in the office lately.”
“Merhaba arkadaşlar, çok fazla zamanımız yok bu yüzden hemen sadede geleceğim. Son zamanlarda ofiste önemli bazı sorunlar yaşamaktayız.”

En Çok Kullanılan Edatlar ile İngilizce Deyimler

Prepositions, edatlar, bir şeyin diğerine göre nerede olduğunu gösteren kelimelerdir. Aşağıda göreceğin deyimlerde olduğu gibi bunlar upon ve over kelimelerini kapsar.

13. Up in the air – Askıda/Belirsiz olmak

ingilizce-deyimler-listesi

Up in the air  deyimini kelimesi kelimesine çevirdiğimizde bir şeyin havada asılı veya uçar vaziyette durduğu belki de bir uçakta veya bir balonda olduğu fikrine kapılırız. Ancak gerçekte biri sana bir şeylerin up in the air, havada asılı olduğunu söylerse deyim anlamıyla bu şeylerin belirsiz, kesin olmadığı anlamına gelir. Henüz kesin bir planın yapılmamış veya karar verilmemiş, askıda olduğunu ifade eder.

“Jen, have you set a date for the wedding yet?”
“Jen, düğün gününe karar verdiniz mi?”

“Not exactly, things are up in the air and we’re not sure if our families can make it on the day we wanted. Hopefully we’ll know soon and we’ll let you know as soon as possible.”
“Tam olarak değil, şimdilik askıda ve bizim istediğimiz günde ailelerimizin yapıp yapamayacağından emin değiliz. Ümit ederim ki yakında öğreneceğiz ve en kısa zamanda sana haber vereceğim.”

14. On the ball – İşini bilmek, Açıkgöz/Uyanık olmak

ingilizce-deyimler

Bu İngilizce deyimin de kelime anlamına bakarsak bir top üzerinde olmak veya oturmak anlamına gelir ancak böyle bir şeyi kim yapar ki?

Eğer senin için on the ball kullanılırsa bu senin bazı şeyleri anlamada çok hızlı olduğunu, bir şey için çok hazırlıklı olduğunu veya bir durumda hızlı (ve yerinde) tepki verebildiğini gösterir.

Örneğin, eğer bir sene sonraki düğününü şimdiden planlıyorsan ve neredeyse tüm planlamayı çoktan bitirdiysen kesinlikle senin için on the ball kullanılabilir çünkü birçok insan o kadar hazırlıklı değildir!

“Wow, you’ve already finished your assignments? They aren’t due until next week, you’re really on the ball. I wish I could be more organized.”
“Vay, ödevlerini çoktan bitirdin mi? Önümüzdeki haftaya kadar verilmesi gerekmiyor. Sen gerçekten işini biliyorsun. Keşke daha düzenli olabilsem.”

15. Get over something – Bir şeyi atlatmak

ingilizce-deyimler

Eğer bunu bir düşünürsen kelime anlamıyla get over something mümkün, örneğin bir çitin üstünden geçebilirsin ancak bu ifadenin İngilizcede genel kullanım şekli böyle değil.

Gerçekten zor bir süreçten geçtiğini düşün, örneğin kız veya erkek arkadaşından ayrılmak gibi sıkıntılı bir durum olabilir.  Ancak sonuçta zaman geçtikçe artık eski sevgilini düşünmediğini fark edersin, bu da senin  get over him/her onu atlattığın anlamına gelir. Bu konu hakkında artık üzülmezsin ve bu durum artık seni olumsuz yönden etkilemez.  Ayrıca get over an illness yani bir hastalığı atlatmaktan da bahsedilebilir, bu da tamamen iyileştiğin anlamına gelir.

“How’s Paula?  Has she gotten over the death of her dog yet?”
“Paula Nasıl? Köpeğinin ölümünü atlattı mı?”

“I think so. She’s already talking about getting a new one.”
“Sanırım öyle. Çoktan yeni bir tane almaktan bahsediyor.”

İngilizcede Nakit ve Para Deyimleri

16. Look like a million dollars/bucks – Mükemmel görünmek

ingilizce-deyimler-listesi

Gerçekten look like a million dollars, bir milyon dolar gibi görünseydik harika olmaz mıydı? Zengin olurduk, ancak maalesef böyle değil.   Eğer biri sana look like a million bucks, bir milyon dolar gibi göründüğünü söylerse bunu büyük bir iltifat olarak kabul etmelisin çünkü bu gerçekten olağanüstü ve çok çekici göründüğünü ifade eder.

Bu İngilizce deyim bazen erkekler için kullanılsa da genelde daha çok kadınlara iltifat etmek için kullanılır. Bazı kadın arkadaşların sana her gün güzel görünse de bu İngilizce deyimi, mezuniyet balosu veya bir düğün gibi gerçekten çok özen gösterdikleri özel bir güne saklamalısın.

“Wow, Mary, you look like a million dollars/bucks this evening. I love your dress!”
“Vay be Marry, bu akşam mükemmel görünüyorsun. Elbiseni sevdim!”

17. Born with a silver spoon in one’s mouth – Varlıklı bir aileden/Şanslı doğmuş

ingilizce-deyimler

Varlıklı ve başarılı bir aileden gelen biri.

“John was born with a silver spoon in his mouth. His parents bought him everything he wanted and sent him to the best private schools.”
“John şanslı doğmuş. Ailesi istediği her şeyi aldı ve onu en iyi özel okullara gönderdi.”

18. To go from rags to riches – Sıfırdan zengin olmak

ingilizce-deyimler

Fakir olup da sonradan çok fazla paraya sahip olmak.

“Actor Jim Carrey went from rags to riches. At one time, he was living in a van, but he continued to work hard and eventually became one of the highest-paid comedians in the world.”
“Oyuncu Jim Carrey sıfırdan zengin oldu. Zamanında bir karavanda yaşıyordu fakat çok çalışmaya devam etti ve sonunda dünyada en çok ücret alan komedyenlerinden biri oldu.

19. Pay an arm and a leg for something – Bir servet ödemek

ingilizce-deyimler

Bir şey için çok para ödemek. “Cost an arm and a leg”, çok pahalıya mal olmak şeklinde de söyleyebilirsin.

“The price of chocolate has doubled. I nearly paid an arm and a leg for a small candy bar.”
“Çikolatanın fiyatı ikiye katlanmış. Küçük bir çubuk için neredeyse bir servet ödedim.”

“Chocolate costs an arm and a leg now.”
“Artık çikolata bir servete mal oluyor.”

20. To have sticky fingers – Eli uzun olmak.

ingilizce-deyimler-listesi

Hırsız olmak, hırsızlık yapmak.

“The manager fired the cashier because he had sticky fingers. He stole more than $200 in a month.” “Müdür kasiyer kovdu çünkü eli uzundu. Bir ayda 200 dolardan fazla para çalmış.”

21. To give a run for one’s money – Kök söktürmek

Seviyesine göre olan biri ile mücadele etmek ve kazanmak için gerçekten elinden geleni yapmak.

“Joe really gave me a run for my money in the chess tournament. He almost beat me!”
“Satranç turnuvasında Joe gerçekten bana kök söktürdü. Neredeyse beni yeniyordu!”

22. To pony up – Borcunu ödemek

ingilizce-deyimler-listesi

Bir şey ödemek, borcunu ödemek veya paraları sökülmek.

Pony up and give me the $5 you owe me.”
“Paraları sökül ve benden borç aldığın parayı ver.”

“I told my roommate Jane to pony up her portion of the rent money.”
“Oda arkadaşım Jane’e kiranın üstüne düşen kısmını ödemesini söyledim.”

23. To ante up – Borcunu ödemek

Birine ödeme yapmak (“pony up”a benzer).

Ante up ifadesi poker oyunundan geliyor. Pokerde oyuncular kartlar dağıtılmadan önce paralarıyla bahis yapar. Bu ifade tanıdık geliyorsa ante Latince “before – önce” demek olduğundandır.

Zamanla deyim sadece pokerde değil birinin ödemesi gereken her türlü borç için de kullanılır olmuş.

“You’d better ante up and give me that $10 I loaned you last week.” “Paraları sökülsen iyi olur ve geçen hafta benden borç aldığın 10 doları ver.”

Birinin borcu olan paranın yanı sıra diğer hizmetleri ifade etmek için de kullanılabilir.

Joe: “I’m tired of doing the housework by myself. You need to ante up or find a new roommate.”
“Ev işlerini kendim yapmaktan yoruldum. Yardım etmen ya da yeni bir oda arkadaşı bulman gerekiyor.”

Thomas: “I’m sorry. I’ll help more around the house.”
“Özür dilerim, evle ilgili daha fazla yardım edeceğim.”

Bu cümlede, Joe, Thomas’ın ev işlerinde yardım etmeye başlamasını ifade etmek için ante up kullanıyor.

Benzer bir deyim ise “to raise the stakes/to raise the bet” bahsi yükseltmek anlamında to up the ante ifadesidir. Pokerde insanlar up the ante yaptıklarında onlardan önceki kişiden daha fazla para koyarlar, bahsi yükseltirler. Biri bahsi artırdığı  veya daha fazla yapmayı kabul ettiği zaman bu ifade günlük konuşmalarda da benzer şekilde kullanılır.

“Susan agreed to type up the group report, but Billy upped the ante when he said he’d type, print and deliver the report to Professor Stephens.”
“Susan grup raporunu yazmayı kabul etti fakat Billy, raporu yazacağını, çıktısını alıp Profesör Stephens’a teslim edeceğini söyleyerek daha fazlasını yapmayı kabul etti.”

“I wanted to place a $10 bet on the soccer match, but Daniel upped the ante and raised the bet to $50.”
“Futbol maçına 10 dolar bahis koymayı istedim fakat Daniel bahsi yükseltti ve bahsi 50 dolara çıkardı.”

24. Break even – Ne kar ve ne de zarar etmek

Ne para kaybetmek ne de para kazanmak.

“The trip to the beach cost me $100, but I almost broke even after winning $90 in a contest.”
“Plaja gezi bana 100 dolara mal oldu fakat yarışmada 90 dolar kazandıktan sonra bana ne karı ne de zararı oldu.”

25. Break the bank – El yakmak

ingilizce-deyimler-listesi

Çok pahalı olmak.

“Taking a week-long vacation would break the bank. There’s no way I could afford to do it.”
“Bir haftalık tatile çıkmak el yakıyor. Bunu yapmaya maddi gücümün yetmesinin imkanı yok.”

26. To be closefisted – Eli sıkı olmak

ingilizce-deyimler-listesi

Para harcamak istemeyen kimse. Stingy, cimriye benziyor.

“Carl is so closefisted, he won’t even buy snacks for the Christmas party.”
“Carl’in eli çok sıkı, Noel partisi için bile atıştırmalık almayacak.

  1. To go Dutch – Alman usulü yapmak

Bir restoranda herkes kendi yemeğini öder.

“We had a date last night and we went Dutch. I paid for my coffee and she paid for her salad.”
“Dün gece çıktık ve Alman usulü yaptık. Ben kendi kahvemi, o da kendi salatasını ödedi.”

28. Shell out money/to fork over money – Bir şey için ödeme/harcama yapmak

Bir şeyi (genelikle pahalı olan) ödemek.

“I wish I didn’t buy that new car now that I’m shelling out $1,000 a month in payments.”
“Keşke şimdi bu arabayı almasam aylık 1000 dolar ödeyeceğim.”

“She had to fork over a lot of money for traffic fines last month.”
“Geçen ay trafik cezaları için bir sürü ödeme yapmak zorunda kaldı.”

29. Midas touch – Tuttuğu altın olmak

essential-english-idioms

Kolayca para kazanabilmek. Bu deyim dokunduğu her şey altına dönen Kral Midas’ın hikayesinden geliyor.

“Jane really has the Midas touch. Every business she starts becomes very successful.” “Jane’nin tutuğu altın oluyor. Başladığı her işte çok başarılı oluyor.”

30. In the red/In the black – Borcu olmak/Borcu olmamak

Kazandığından daha çok para kaybetmek.

“I’m in the red this month after paying that speeding ticket. I’ll need to find some work over the weekend for extra money.”
“Hız cezasını ödedikten sonra bu ay borca girdim. Ek para için hafta sonu için bir iş bulman gerekecek.”

“be in the red”in zıttı olarak harcadığından daha çok para kazandığın anlamına gelen “be in the black” kullanılır.

“After working a couple of small jobs over the weekend, I earned an extra $500 and am back in the black.”
“Hafta sonu küçük birkaç işte çalıştıktan sonra ekstradan 500 dolar kazandım ve yine borcum yok.”

31. Receive a kickback – Rüşvet almak

ingilizce-deyimler-listesi

Yasal olmayan bir şekilde para almak/rüşvet almak.

“The police chief was arrested after the news reported he was receiving kickbacks from criminals to ignore certain crimes.”
“Belirli suçları göz ardı etmek için suçlulardan rüşvet aldığı haberlerde açıklanınca polis şefi tutuklandı.”

“The traffic cop receives kickbacks for not writing tickets to politicians.”
“Trafik polisi, politikacılara ceza yazmamak için rüşvet alır.”

32. Living hand to mouth – Ucu ucuna geçinmek

Çok para olmadan yaşamak.

“The family has been living hand to mouth ever since their father lost his job.”
“Babaları işlerini kaybettiğinden beri aile ucu ucuna geçiniyor.”

33. To be loaded – Çok paraya sahip olmak

ingilizce-deyimler-listesi

Çok paraya sahip olmak.

“Billy paid his Harvard Law School tuition with cash. His family is loaded.”
“Billy, Harvard Hukuk Fakültesi ücretini nakit ödedi. Ailesinin çok parası var.”

34. Make ends meet – Kıt kanaat geçinmek

Yiyecekler ve faturalar için gerekli olan parayı kazanmak.

“I don’t make much from my job as a cashier, but I’m able to make ends meet. I always have enough money for rent and groceries.”
“Kasiyer olarak işimden çok para kazanmıyorum fakat kıt kanaat geçiniyorum. Kira ve market için daima yeteri kadar param var.

35. As genuine as a three-dollar bill – Sahte

Bir şeyin sahte olduğu anlamına gelen alaycı bir şekilde kullanılan bir Amerikan deyimi.

Bir şeyin genuine olması onun gerçek olduğu anlamına gelir. Fakat  Amerika’da 3 dolarlık banknot hiç yapılmadı bu da 3 dolarlık banknot kadar gerçek bir şey olmadığı anlamına geliyor.

Örneğin, Paris Louvre Müzesi‘nde orijinal Mona Lisa var.  Eğer okulundan resim odasında asılı bir Mona Lisa resmi var bu orijinal değildir. Sadece bir kopyadır. Bu okulunun Mona Lisa kopyası 3 dolarlık banknot kadar orijinal olduğu anlamına gelir.

“That man tried to sell me a Lamborghini from 1953. He said it was the first Lamborghini model ever made but the company didn’t exist until 10 years later. His car was as genuine as a three-dollar bill.”
“Adam bana 1953 model Lamborghini satmaya çalıştı. Lamborghini’nin ilk yapılan modeli olduğunu söyledi fakat şirket 10 yıl sonrasına kadar var olmadı. Arabası sahteydi.”

Beden Uzuvları ile İlgili İngilizce Deyimler

36. Rule of thumb – Genel kabul görmüş bir kural

ingilizce-deyimler-listesi

Başparmak yönetebilir mi veya kelimesi kelimesini bir parmak yönetebilir misin? Eğer bunu mantıken düşünürsen hiç bir anlam ifade etmez. Ancak eğer birinin as a rule of thumb söylediğini duyarsan bahsettiği şeyin genel yazılı olmayan bir kural olduğu ifade etmekte.

Bu rules of thumb bilime veya araştırmalara dayanmaz ve genel prensiplerdir. Örneğin, makarna pişirirken kaynayan suya yağ eklemen gerektiğine dair bilimsel yazılı bir kural yok fakat bir rule of thumb yani genel kabul görmüş bir kuraldır ve tencerenin dibine yapışmasın diye pek çok insan tarafından uygulanır.

“As a rule of thumb you should always pay for your date’s dinner.”
“Genel kabul görmüş bir kural olarak buluşma yemeğini sen ödemelisin.”

“Why? There’s no rule stating that!”
“Neden? Bunu ifade eden bir kural yok!”

“Yes, but it’s what all gentlemen do.”
“Evet, fakat bütün centilmenlerin yaptığı şey bu.”

37. Keep your chin up – Metin olmak

ingilizce-deyimler-listesi

Arkadaşınla şiddetli bir kavga yaptın mı? İngilizce finallerinden kaldın mı? Takımın son maçı kaybetti mi? İşini mi kaybetti

Bu sorulardan herhangi birine cevabın “evet” ise muhtemelen üzgün hissediyorsun ve biraz moralin bozuk, değil mi?

Bu durumda, seni hep destekleyen bir arkadaşın sana keep your chin up, metin ol diyebilir. Bunu sana söylediklerinde sana olan desteklerini gösteriyorlar ve bu “güçlü ol, bunun üstesinden de geleceksin Bunların seni kötü etkilemesine izin verme.” demenin bir yolu.

“Hey, Keiren, have you had any luck finding work yet?”
“Merhaba Keiren hala bir iş bulamadın mı?”

“No, nothing, it’s really depressing, there’s nothing out there!”
“Hayır, hiçbir şey, gerçekten moral bozucu, hiçbir şey yok!”

“Don’t worry, you’ll find something soon, keep your chin up buddy and don’t stress.” “Endişelenme, yakında bir şey bulacaksın, metin ol dostum ve streslenme.”

38. Find your feet – Ayak uydurmak

ingilizce-deyimler

Ayaklarını kaybetmen mümkün mü? Asla, çünkü bedeninle bir bütün halinde. O halde birisi find one’s feet dediği zaman ne demeye çalışıyor?

Örneğin yeni bir ülkede yaşamak veya yeni bir okula alışmak gibi kendini yeni bir durumla karşılaşırsan “I’m still finding my feet” yani hala ayak uydurmaya, uyum sağlamaya çalışıyorum dersin. Hala yeni ortama alışmaya ve uyum sağlamaya çalıştığın anlamına gelir.

“Lee, how’s your son doing in America?”
“Lee, oğlun Amerika’da nasıl?”

“He’s doing okay. He’s learned where the college is but is still finding his feet with everything else. I guess it’ll take time for him to get used to it all.”
“İyi. Okulun nerede olduğunu öğrendi fakat hala her şeye ayak uydurmaya çalışıyor. Tamamen alışması bir zaman alacak, sanırım.

Yiyecek Deyimleri

39. Spice things up – Renk katmak

Spice things up bir şeyi daha ilginç ve heyecan verici hale getirmek anlamında.

“Instead of just buying Sam a birthday gift, let’s spice things up by taking him out for dinner.”
“Sam’e bir doğum günü hediyesi almak yerine onu akşam yemeğine götürerek biraz renk katalım.”

40. A piece of cake – Çocuk Oyuncağı

ingilizce-deyimler-listesi

A piece of cake tamamlanması veya gerçekleştirilmesi kolay bir işi veya görevi ifade eder.

“I expected the English test to be difficult but it was a piece of cake.”
“İngilizce sınavının zor olacağını bekliyordum fakat çocuk oyuncağıydı.”

41. Cool as a cucumber – Soğuk kanlı/Sakin

ingilizce-deyimler-listesi

Salatalık tazeleyici bir tada sahiptir ve sende serin, dingin bir his uyandırır. Yani eğer sen de cool as a cucumber isen sakin ve rahat birisin.

“My friend is nervous about taking his driving test but I’m cool as a cucumber.”
“Arkadaşım ehliyet sınavına gireceği için çok gergin ama ben çok sakinim.”

42. A couch potato – Miskin/Televizyon karşısında vakit öldüren

ingilizce-deyimler-listesi

 A couch potato bütün gün televizyonun karşısında kanepede oturup vakit geçiren kimseyi ifade eder.

“After my uncle retired from his job, he became a couch potato.”
“Amcam emekli olduktan sonra televizyon karşısından vakit öldüren miskin bir adam oldu.”

43. Bring home the bacon – Ekmek parası kazanmak/Evi geçindirmek

To bring home the bacon para kazanmak veya ailesini desteklemek için gelir elde etmek anlamındadır.

“Ever since her father was injured, she’s been working two jobs to bring home the bacon.” “Babası yaralandığından beri evi geçindirmek için iki işte çalışıyor.”

44. In hot water – Hapı yutmak

ingilizce-deyimler-listesi

Biri in hot water dediği zaman, kötü bir durumda veya ciddi bir sıkıntıdadır.

“My brother is in hot water for failing all his college classes.”
“Erkek kardeşim tüm derslerinden kaldığı için hapı yuttu.”

45. Compare apples and oranges – Elmayla armudu karşılaştırmak

ingilizce-deyimler-listesi

Elma, hem görünüm hem de tat olarak portakaldan çok farklıdır.  Birbirine benzemeyen iki şeyi karşılaştırmak çok zordur. Bu yüzden to compare apples and oranges çok farklı iki şeyi karşılaştırmaktır.

“I’m not sure which I enjoy more—pottery or dancing. It’s like comparing apples and oranges.”
“Şiirden mi yoksa dans etmekten mi daha çok keyif alıyorum emin değilim. Elmayla armudu karşılaştırmak gibi bir şey.”

46. Not one’s cup of tea – Kalemi olmamak

ingilizce-deyimler-listesi

Eğer bir şey not your cup of tea ise ilgilenmediğin, keyif almadığın ya da iyi yapamadığın bir etkinliktir. Türkçede,  şeklinde söylenir.

“Camping is really not my cup of tea so I’m going to visit my friend in New York instead.”
“Kamp yapmak gerçekten benim kalemim değil bu yüzden bunun yerine New York’ta arkadaşlarımı ziyaret edeceğim.”

47. Eat like a bird – Kuş gibi yemek

ingilizce-deyimler-listesi

Bir kuş ne kadar yiyebilir? Çok az, değil mi? Bu yüzden to eat like a bird çok az yemek demektir.

“Don’t trouble yourself cooking such a big meal. I eat like a bird.”
“Çok fazla yemek pişireceğim diye kendine sıkıntı etme. Ben kuş gibi yerim.”

48. Eat like a horse – Öküz gibi Yemek

ingilizce-deyimler-listesi

Şimdi, bir at bir kuştan daha büyüktür. Sence bir at ne kadar yiyebilir? Haklısın to eat like a horse çok fazla miktarda yemektir.

“My mother has to cook a lot of food when my brother comes to visit. He eats like a horse.”
“Abim geldiğinden annem çok fazla yemek pişirmek zorunda. Abim öküz gibi yer.” 

49. Butter [someone] up – Pohpohlamak/Yağ çekmek

To butter someone up desteğini kazanmak için birini memnun etmek veya övmektir. Bu ayrılabilen ifade  butter [someone] up veya butter up [someone].şeklinde kullanılabilir. Türkçede pohpohlamak, yağ çekmek şeklinde söylenir.

“Everyone seems to be trying to butter up the new boss hoping to become her favorite.”
“Yeni patronun gözdesi olabilmek umuduyla herkesin ona yağ çekmeye çalıştığı görünüyor.”

50. Food for thought – Düşündürücü şey

Food for thought üzerinde dikkatlice düşünmeye değer bir şeyi ifade eder.

“Moving to another state is food for thought for many of those affected by the recent hurricanes in Texas and Florida.”
“Teksas ve Florida’daki son kasırgalardan etkilenen kişilerin çoğu için başka bir eyalete taşınmak oldukça düşündürücüdür.”

51. A smart cookie – Zeka küpü

ingilizce-deyimler-listesi

İşte kolay bir tanesi. A smart cookie zeki bir kişidir.

“It shouldn’t be hard too hard for a smart cookie like you to learn Spanish.”
“Senin gibi zeka küpü birisi için İspanyolca öğrenmek çok zor olmasa gerek.”

52. Packed like sardines – Balık istifi

ingilizce-deyimler-listesi

Bir sardalye konservesini açtığında ne görüyorsun? Evet, kutunun içinde sıkışmış balık. Yani packed like sardines bir konser salonu veya spor müsabakası gibi insanlarla (veya hayvanlarla) dolmuş kalabalık bir yeri veya durumu tarif eder.

“Were you at the football game last night? The stadium was packed like sardines.”
“Dün akşam futbol maçında mıydın? Stadyum balık istifi gibiydi.”

53. Spill the beans – Baklayı ağzından çıkarmak/Ağzından kaçırmak

Yanlışlıkla bir kase fasulyeye çarparsın ve hepsi yere dökülür. Bu resmi düşün ve hatırla ki spill the beans gizli kalması gereken bilgileri kazayla veya vaktinden önce ifşa etmek anlamına gelir.

“We were planning a surprise birthday party for Joyce this weekend. But this morning, Owen spilled the beans and now it’s no longer a surprise.”
“Bu hafta sonu Joyce için sürpriz doğum günü partisi yapmayı planlıyorduk. Fakat bu sabah Owen ağzından kaçırdı ve artık sürpriz değil.”

54. A bad apple – Çürük elma

ingilizce-deyimler-listesi

İçinde çürük bir elmanın olduğu elma sepetini hayal et. A bad apple sorun veya sıkıntı çıkaran ya da grup içerisinde diğer insanları kötü etkileyen biri olduğunu hatırlamana bu resim yardım edecek.

“Instead of focusing on college, he spends his time hanging out with bad apples.”
“Okuluna odaklanmak yerine vaktini çürük elmalarla takılarak harcıyor.”

55. Bread and butter – Ekmek teknesi

Ekmek ve tereyağı pek çoğumuzun yediği temel besindir. Yani bread and butter deyimi geçinmek veya beslenme, barınma vs. gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak için para kazanmanı sağlayan bir işi ifade eder.

“Fishing is the bread and butter of the friendly people I met on the island last summer.”
“Balıkçılık geçen yaz adada tanıştığım dost canlısı insanların ekmek teknesidir.”

56. Buy a lemon – Külüstüre para vermek

ingilizce-deyimler-listesi

To buy a lemon iyi çalışmayan ve bu yüzden değersiz sayılan bir şeyi (genellikle motorlu bir aracı) satın almak anlamına gelir.

“The car looked so new and shiny I had no way of knowing I was buying a lemon.”
“Araba o kadar yeni ve parlak görünüyordu ki bir külüstüre para verdiğimi anlamamın imkanı yoktu.”

57. A hard nut to crack – Çetin ceviz

Bir cevizi açmak kolay mı? Her zaman değil. A hard nut to crack tanıması veya uğraşması zor kimseyi ifade eder.

“I tried to be friendly with her but I was told she’s a hard nut to crack.”
“Onunla samimi olmayı denedim fakat bana çetin ceviz olduğunu söylemişlerdi.”

58. Have a sweet tooth – Tatlı düşkünü olmak/Tatlıya zaafı olmak

ingilizce-deyimler-listesi

Pasta, şeker ve diğer tatlı olan yiyecekleri yemeyi seviyor musun? Eğer seviyorsan o halde sen bir have a sweet tooth sayılabilirsin.

“Yes, I definitely have a sweet tooth. I can never walk past a bakery and not stop to buy myself a slice of chocolate cake.”
“Evet ben kesinlikle tatlı düşkünü biriyim. Durup kendime bir dilim çikolatalı pasta almadan asla pastanenin önünden geçemem.”

Doğa Deyimleri

59. Under the weather – Kendini kötü hissetmek/Keyifsiz olmak

ingilizce-deyimler-listesi

Kelimelere göre konuştuğumuzda havanın altında olabilirsin. Bulutların, yağmurun ve güneşin altında dikildiğini düşünürsen belki evet ancak hiç bir anlam ifade etmez.

Eğer kendini under the weather hissedersen her zaman olduğun gibi değilsin ve bir parça kendini hasta hissediyorsun anlamına gelir. Hasta, halsiz hissetmek çok da ciddi bir şey olmayabilir belki çok çalışmanın verdiği aşırı yorgunluk veya grip olmaya başladığın için baş ağrısı olabilir.

“What’s wrong with Katy, mom?”
“Anne, Kathy’nin nesi var?”

“She’s feeling a little under the weather so be quiet and let her rest.”
“Biraz kendini kötü hissediyor bu yüzden sessiz ol ve dinlenmesine müsaade et.”

60. A storm is brewing – Fırtına geliyor

ingilizce-deyimler-listesi

Yakın bir zamanda bir sorun çıkacak veya duygusal yönden üzücü bir şey olacak.

“She decided to go ahead with their wedding, even though all they’ve been doing lately is arguing. I can sense a storm is brewing.”
“Son zamanlarda yaptıkları her şeyi tartışıyor olsalar da düğünlerine devam etmeye karar verdi. Fırtına geliyor, hissedebiliyorum.”

61. Calm before the storm – Fırtına öncesi sessizlik

ingilizce-deyimler-listesi

Bir karışıklık (sıkıntı) döneminden önceki olağan dışı sakin dönem.

“The strange quietness in town made her feel peaceful. Little did she know, it was just the calm before the storm.”
“Kasabadaki garip sessizlik onu huzurlu hissettirdi. Hiç bilmiyordu ki bu fırtına öncesi sessizlikti.”

62. Weather a storm – Zorlukların hakkından gelmek/Badire atlatmak

ingilizce-deyimler-listesi

Tehlikeli bir olaydan kurtulmak veya zor bir durumla başarılı bir şekilde baş edebilmek.

“Last year, they had some financial difficulties when her husband was fired. Together, they weathered the storm and figured out how to keep going.”
“Geçen yıl kocası işten çıkarıldığı zaman maddi sıkıntılar yaşadılar. Birlikte zorlukların hakkından geldiler ve nasıl devam edeceklerini buldular.”

63. When it rains, it pours – Aksilikler hep üst üste gelir

ingilizce-deyimler-listesi

Çok fazla kötü şeyin meydana gelmesi; aynı anda pek çok büyük şeyin olması.

“First he was laid off, then his wife got into a car accident. When it rains, it pours.”
“Önce kendisi işten çıkarıldı sonrada karısı bir araba kazası geçirdi. Geldi mi de hep üst üste gelir.”

64. Chasing rainbows – Olmayacak işlerin peşinde koşmak

ingilizce-deyimler-listesi

Hayallerinin peşinden gitmek, yapılamayacak bir şeyi yapmaya çalışmak.

“His paintings have neither style nor imagination, but he insists on being a professional painter.  He’s always chasing rainbows.”
“Resimlerinin ne bir tarzı ne de bir hayal gücü var fakat hala profesyonel bir ressam olmakta ısrar ediyor. Hep olmayacak işlerin peşinde koşuyor.”

65. Rain or shine – Ne olursa olsun

ingilizce-deyimler-listesi

Bu bir şeyin ne olursa olsun olacağını ifade etmek için kullanılır. Genelde kelime anlamlarıyla da kullanılan İngilizce nadir deyimlerden biri. Açık havada yapılan etkinlikler için yağmur yağsa da yağmasa da yapılacağını belirtmek amacıyla kullanılır.

“I’ll see you at the airport, rain or shine.”
“Ne olursa olsun seni hava alanında göreceğim.”

66. Under the sun – Yeryüzünde

ingilizce-deyimler-listesi

Dünyadaki her şeyi ifade eder genellikle superlative (üstünlük bildiren durumlar) parçası olarak kullanılır.

“Gili Trawangan must be one of the most beautiful islands under the sun.”
“Gili Trawangan, yeryüzündeki en güzel adalardan biri olmalı.”

67. Once in a blue moon- Ender/Kırk yılda bir

ingilizce-deyimler-listesi

Çok nadiren.

“He used to call his grandma once in a blue moon. Now that she has passed away, he regrets not making more of an effort to keep in touch.”
“Kırk yılda bir büyük annesini arardı. Büyük annesi bu diyardan göçüp gittikten sonra, onunla daha çok görüşmek için çabalamadığına pişman oluyor.”

68. Every cloud has a silver lining – Her şerde bir hayır vardır.

ingilizce-deyimler-listesi

Her kötü durumun bir iyi yönü vardır.

“Don’t worry about losing your job. It’ll be okay. Every cloud has a silver lining!”
“İşini kaybettiğin için üzülme. Daha iyi olacak. Her şerde bir hayır vardır!”

69. A rising tide lifts all boats – Ekonomi iyi giderse bundan herkes yarar sağlar

ingilizce en cok kullanilan deyimler

Ekonomi iyi gittiği zaman bütün insanlar bundan yarar sağlayacaktır.

“When the economy showed the first signs of recovering, everyone started investing and spending more. A rising tide lifts all boats.”
“Ekonomi düzelmenin ilk sinyallerini gösterdiği zaman herkes yatırım yapmaya ve daha fazla harcamaya başlıyor. Ekonomi iyi giderse bundan herkes yarar sağlar.

70. Get into deep water – Ayvayı yemek

ingilizce-en-cok-kullanilan-deyimler

Başı dertte olmak. Yukarıda bahsettiğimiz in hot water deyimine çok benzer.

“He got into deep water when he borrowed a lot of money from a loan shark.”
“Tefeciden çok fazla borç para alarak ayvayı yedi. “

71. Pour oil on troubled waters – Ortalığı yatıştırmak

ingilizce-deyimler-listesi

Bir tartışmadan sonra insanları rahatlatmaya ve dostane hale getirmeye çalışmak.  Bu ifade, denizin yüzeyine yayıldığı gibi benzinin dalgalar üzerinde oluşturduğu sakinleştirici etkiden  gelmektedir

Son zamanlarda peş peşe yaşanan büyük benzin sızıntılarının neden olduğu ekolojik felaketler ile günümüzde bazı insanlar bu ifadeyi orijinal anlamıyla kıyaslandığında oldukça farklı düşünebilirler fakat yine de öğrenmek için oldukça ilginç bir ifade.

“She hated seeing her two best friends arguing, so she got them together and poured oil on troubled waters.”
“İki sevdiği arkadaşını tartışırken görmekten nefret ediyor bu yüzden onları bir araya getirir ve ortalığı yatıştırır.”

72. Make waves – Ortalığı karıştırmak

ingilizce-deyimler

Sorunlara neden olmak, işleri çarpıcı, belirgin, bir şekilde değiştirmek.

“She likes to make waves with her creative marketing campaigns. They get a lot of attention from customers.”
“Yaratıcı pazarlama kampanyaları ile ortalığı karıştırmayı seviyor. Müşterilerinden çok ilgi görüyorlar.”

73. Go with the flow – Akışına bırakmak

ingilizce-deyimler

Rahat olmak ve ne olursa olsun uyum sağlamak.

“Quite often in life, good things happen when you don’t make plans. Just go with the flow and see what happens!”
“Hayatta iyi şeyler plan yapmadığın zaman daha sık olur. Akışına bırak ve ne olacağını gör!”

74. Lost at sea – Kafası karışmak

ingilizce-deyimler-listesi

Bir şey hakkında kafası karışmak, ne yapacağını bilememek.

“I am lost at sea with this new system at work. I just can’t understand it.”
“İşte yeni sistemle ilgili kafam karışmış durumda. Onu tam olarak anlayamıyorum.”

75. Sail close to the wind – Riskli işler yapmak

ingilizce-deyimler

Kanunen ve toplumsal olarak kabul edilen sınırlar içerisinde hareket etmek, sınırları zorlamak.

“They fired their accountant because he sailed too close to the wind.”
“Muhasebecilerini kovdular çünkü riskli işler yapıyordu.”

76. Make a mountain out of a molehill – Pireyi deve yapmak

ingilizce-deyimler

Bir durumun zorluğunu abartmak.

“She shouted at him angrily for being five minutes late, but it really didn’t matter that much. She really made a mountain out of a molehill.”
“5 dakika geç kaldı diye ona öfkeli bir şekilde bağırdı ama aslında bu kadar önemli değildi, Gerçekten pireyi deve yapıyor.”.

77. Gain ground – Mesafe katetmek

ingilizce-deyimler

Popüler olmak, ilerlemek, gelişmek.

“As Airbnb gains ground in many cities all over the world, many locals complain that they can no longer find a place to live. Landlords would rather rent their places out to tourists and earn more money.”
“Dünya çapında pek çok şehirde Airbnb mesafe katettiğinden pek çok yerel şirket ayakta kalabilmek için artık bir yer bulamayacak. Mülk sahipleri yerlerini turistlere kiralamayı ve daha fazla para kazanmayı tercih ediyorlar.”

78. Walking on air – Sevinçten havalara uçmak

english-idioms

Çok heyecanlı, mutlu. “Over the moon,” “on cloud nine,” “in seventh heaven” ve “in good spirits” mutluluktan bahsederken kullanabileceğin daha ileri düzey İngilizce birkaç ifadedir.

“She’s been walking on air since she found out that she’s pregnant.”
“Hamile olduğunu öğrendiğinden beri sevinçten havalara uçuyor.”

79. Many moons ago – Çok uzun zaman önce

ingilizce-deyimler

Çok uzun zaman önce.

Many moons ago, we used to be two very close friends. Now we’ve gone separate ways and lost contact.”
“Çok uzun zaman önce, çok yakın iki arkadaştık, artık ayrı yollara düştük ve iletişimimiz koptu.”

80. Castle in the sky – Hayal

ingilizce-deyimler-listesi

Gerçekleşmesi mümkün olmayan özellikle birinin hayatındaki umut ve hayal.

“World traveling used to be a castle in the sky for most people a few decades ago, but with cheap flight tickets and the global use of English, many youngsters are living that dream.”
“On yıl önce dünyayı dolaşmak birçok insan için hayaldi fakat ucuz uçak biletleri ve İngilizcenin küresel kullanımı sayesinde pek çok genç bu rüyayı yaşıyor.”

81. Down to earth – Ayakları yere basan

ingilizce-deyimler-listesi

Pratik ve mantıklı olmak.

“It’s a stereotype, but Dutch people are known for being down to earth.”
“Bu bir klişe ama Hollandalılar ayakları yere basan insanlar olarak tanınır.

82. Salt of the earth – Saygıdeğer/Muhterem

ingilizce-deyimler

Dürüst ve iyi biri olmak.

“My father is the salt of the earth. He works hard and always helps people who are in need.”
“Babam muhterem bir insandır. Çok çalışır ve ihtiyacı olan tüm insanlara daima yardım eder.

83. The tip of the iceberg – Buz dağının görünen kısmı

ingilizce-deyimler-listesi

Daha büyük olan bir şeyin görünen küçük kısmı.

“Exceptionally long drought periods are just the tip of the iceberg when it comes to the global impact of climate change.”
“İklim değişikliğinin küresel etkilerine baktığımızda son derece uzun kuraklık dönemleri buz dağının görünen kısmıdır. “

84. Break the ice – Resmiyeti gidermek/Havayı yumuşatmak

break the ice

Birisiyle arkadaş olmaya çalışmak.

“He made a weather joke to break the ice.”
“Havayı yumuşatmak için hava durumu ile ilgili bir espri yaptı.”

85. Sell ice to Eskimos – Tereciye tere satmak

ingilizce-deyimler

Herkese bir şey satabilme; kendi çıkarlarına olan bir şeye karşı çıkmaya ya da bir şeyin gereksiz veya saçmasapan olduğuna insanları ikna etmek.

Eskimolar çok soğuk ve karlı bölgelerde yaşayan insanlardır – buza da hiç ihtiyaçları yoktur. Eğer sen onlara buz satabilirsen herkese her şeyi satabilirsin.

Bunun gibi en çok kullanılan deyimleri öğrenmek önemli olsa da pek çok insan tarafından Eskimo kelimesinin aşağılayıcı olarak kabul edildiğini de aklından çıkarma.

“He’s a gifted salesman, he could sell ice to Eskimos.”
“Çok yetenekli bir satıcı, tereciye tere satabilir.”

86. Bury your head in the sand – Devekuşu gibi kafasını kuma gömmek

ingilizce-deyimler

Hiçbir şey olmamış gibi davranarak belirli bir durumdan sakınmak (uzak durmak).

“Stop burying your head in the sand. You haven’t been happy with him for years, why are you staying together?”
“Deve kuşu gibi kafanı kuma gömmeyi bırak. Yıllardır onunla hiç mutlu değilsin, neden hala birliktesin?”

87. Let the dust settle – Ortalığın sakinleşmesini beklemek

ingilizce-en-cok-kullanilan-deyimler-ve-anlamlari

Heyecan verici veya olağan dışı bir şey olduktan sonra durumun tekrar normale dönmesini veya ortamın sakinleşmesini sağlamak.

“You just had big news yesterday, let the dust settle and don’t make any decisions yet.”
“Dün çok büyük haberler aldın, ortalığın sakinleşmesini bekle ve şimdilik bir karar verme.”

88. Clear as mud – Anlaşılmaz/Arapsaçı gibi

ingilizce-en-cok-kullanilan-deyimler-ve-anlamlari

Net olmamak, anlaşılması zor olmak.

“He’s a great scientist, but I find his explanation of bacteria and microbes as clear as mud.”
“Çok büyük bir bilim insanı am bakteri ve mikroplar hakkındaki açıklaması arapsaçı gibi.”

89. As cold as stone – Buz gibi soğuk

ingilizce-en-cok-kullanilan-deyimler-ve-anlamlari

Çok soğuk ve duygusuz olmak.

“In the Victorian times, many women were told to suppress their feelings and, thus, appeared as cold as stone.”
“Viktorya döneminde pek çok kadına duygularını bastırması söylenirdi ve bu yüzden buz gibi görünürlerdi.”

90. Between a rock and a hard place – İki arada bir derede kalmak

ingilizce-deyimler

Zorluklar içinde tatmin etmeyecek iki seçenekten birini seçmekle yüzleşmek.

Benzer anlamı olan diğer ifadeler “the lesser of two evils,” “between the devil and the deep blue sea,” “between Scylla and Charybdis,” “Hobson’s choice” ve “Catch-22.”

“I can understand why she couldn’t make up her mind about what to do. She’s really between a rock and a hard place.”
“Ne yapacağına neden bir türlü karar veremedi anlayabiliyorum, iki arada bir derede kaldı.” 

91. Nip something in the bud – Yılanın başını küçükken ezmek/En başından engellemek

ingilizce-deyimler

Kötü bir durumu daha en başından, daha kötüye gitmesini engellemek adına harekete geçerek durdurmak.

“When the kid shows the first signs of misbehaving, you should nip that bad behavior in the bud.”
“Çocuk yaramazlık yapacağının ilk belirtilerini gösterdiğinde en başından engellemelisin.”

92. Barking up the wrong tree – Olmayacak duaya amin demek/Yanılmak

ingilizce-deyimler-listesi

İstediğin sonuçları elde edemeyeceğin şeyleri yapmak.

“If you think she’s going to lend you money, you’re barking up the wrong tree. She never lends anyone anything.”
“Sana borç para vereceğini düşünüyorsan olmayacak duaya amin diyorsun. Asla kimseye borç para vermez.”

93. Out of the woods – Düzlüğe çıkmak/Kritik safhayı atlatmak.

ingilizce-deyimler-listesi

Durum hala kötü olmasına rağmen iyiye gitmekte ve kolaylaşmakta.  İşin en zor kısmı bitti.

“The surgery went very well and he just needs to recover now, so he’s officially out of the woods.”
“Ameliyat iyi geçti ve şimdi iyileşmeye toparlanmaya ihtiyacı var, yani resmen kritik safhayı atlattı.”

94. Can’t see the forest for the trees – Ayrıntılar içinde boğulmak/Büyük resmi görememek

ingilizce-deyimler-listesi

Küçük detaylara çok takıldığı için durumu bir bütün halinde görememek.

“He’s worried because the flowers haven’t all arrived, but everyone says the wedding has been perfect and beautiful. He just can’t see the forest for the trees.”
“Çiçekler henüz gelmediğinden çok endişeli fakat herkes düğünün mükemmel ve çok güzel olduğunu söylüyor. Büyük resmi göremiyor.”

95. To hold out an olive branch – Zeytin dalı uzatmak

ingilizce-deyimler-listesi

(Bir rakibe veya düşmana) barış teklif etmek.

“After years of rivalry with her cousin, she decided to hold out an olive branch and go have fun together.”
“Kuzeniyle yıllarca çekiştikten sonra ona zeytin dalı uzatmaya ve birlikte eğlenmeye karar verdi.”

96. Beat around the bush – Lafı eveleyip gevelemek

ingilizce-deyimler-listesi

Özellikle yüz kızartıcı bir şeyi söylerken bir türlü asıl söylemek istediğine gelememek.

“I don’t have much time, so stop beating around the bush and tell me what actually happened.”
“Çok fazla vaktin yok, bu yüzden lafı eveleyip geveleme ve bana tam olarak ne olduğunu anlat.”

 

Bir dahaki sefere İngilizce bir film veya televizyon şovu izlerken bir not defteri al ve duyduğun komik ve ilginç ifadeleri not et bu sayede daha sonra onlara sözlükten bakabilirsin. Büyük olasılıkla en çok kullanılan İngilizce deyimlerdir. Kendi İngilizce deyimler listeni de oluşturmuş olursun.

İngilizce deyimleri kullanmakta ne kadar çok rahat olursan o kadar çok İngilizce akıcılığa yaklaşacaksın.

Bu gönderiyi beğendiyseniz içimden bir his FluentU'ya bayılacağınızı söylüyor. FluentU, gerçek dünya videolarıyla İngilizce öğrenmenin en iyi yolu.

Ücretsiz Kaydol!

Comments are closed.