ingilizce-deyimler

İngilizce Deyimler: En Çok Kullanılan 37 Deyim ile Kolayca Konuş

Çok iyi İngilizce konuşmanın sana “second nature” gibi yani çok kolay ve doğal geldiğini hiç hayal ediyor musun?

“Second nature” kolay gelen ve doğal olarak yapılan anlamına gelen İngilizce deyim yani düşünmeden yapabildiğin bir şey, bir içgüdü gibi hissedersin.

Bu bir castle in the sky – hayal –  olmak zorunda değil.  (“Castle in the sky” ne demek bilmiyorsan kesinlikle okumaya devam etmelisin çünkü aşağıdaki listede 21. sırada anlamının ne olduğunu göreceksin.)

İngilizce deyimler ile doğal bir şekilde İngilizce konuşmak senin için de gerçek olabilir.

Eğer isteğin olağanüstü bir akıcılık ise İngilizce kelimelerin ve ifadelerin sözlük anlamlarının çok daha ötesine geçmelisin. Kelimelerin gerçek (sözlük) anlamları, her bir kelimenin tek başına ifade ettiği anlamlardan meydana gelir. İngilizce deyimler, kelimelerin gerçek anlamlarının dışında mecazi anlamlara sahip kelime ve ifadelerdir. Genellikle deyimler, duygu ve düşünceleri ifade etmek için daha renkli tanımları kullanır.

İngilizce, argo kelimeler ve deyimler halinde ortaya çıkan pek çok incelik, nüans ve kültürel kaynaklı katmanlara sahiptir.

Bir sürü argo kelime ve klişe ifadelerle dolu konuşmalar her zaman en iyisi olmamakla birlikte deyimlerin doğru kullanımı ana dilini konuştuğun ve bilgili biri olduğun izlenimini uyandırır.

Learn a foreign language with videos

İngilizce Deyimler Neden Öğrenilmeli?

İngilizce Deyimler Biraz Tuhaf Olsalar da Öğrenmesi Keyifli

Daha öncede belirtildiği gibi bir deyim, kelimelerin tek tek anlamlarından farklı olan bir ifadedir.  Bazı İngilizce deyimler “raining cats and dogs” veya yukarıda bahsettiğim “castle in the sky” gibi birlikte hiçbir anlam ifade etmeyen kelime dizisine sahip olabilir.

Yağmur damlaları gibi bulutlardan düşen kediler ve köpekler asla olmaz ve bulutların üstüne yapılmış herhangi bir kale de mevcut değildir. Bu tuhaflık ve fantezi unsuru ile deyimler insanı heyecanlandıran bulmacalar gibidir. Merakını giderme, deyimleri öğrenmeyi daha eğlenceli hale getirir ve eğlenirken daha iyi öğreniriz düşüncesinde hepimiz hem fikiriz.

Deyimler, Kültürel Bilgileri Anlama Yeteneği Kazandırır

Bir deyime çokça rağbet edilmesinin en büyük nedeni, genel bir uygulam, kültürel bir fenomen veya meşhur bir hikaye ile olan bağlarıyla alakalıdır. Bu nedenle deyimler, düşünme tarzımızı ve toplum içerisinde yaptıklarımızı açıklayan ilginç kültürel bilgiler sağlar.

Örneğin, popüler bir deyim olarak 1953’te yazılan ve 1961 yayınlanan Joseph Heller’in “Catch-22” isimli romanından doğan “Catch-22” deyimi sayılabilir. Romanın kendisi daha sen dünyada yokken çıkmış olabilir fakat bu ifadeyi pek çok İngilizce konuşandan duyabilirsin. Bu deyimi öğrenerek düşünmeye sevk eden “catch” hakkında zamanla bilgi sahibi olabilirsin.

İngilizce Deyimleri Kullanmak Seni Ana Dilini Konuşan Biri gibi Yapar

Ana dilini konuşanlar deyimleri konuşmalarında kullanmaya çok alışık olduklarından iş toplantılarında veya günlük sohbetlerinde de kullanırlar, bu tarz ifadeleri kendi ana diline doğrudan çevirdiğin zaman senin için hiçbir anlam ifade etmediğinin bile farkında olmayabilirler.

Eğer deyimleri anlamıyorsan, ana dili olarak İngilizce konuşan birisiyle olan sohbetinin akışını bu durum etkileyebilir. Eğer anlamlarını anlıyorsan hatta daha iyisi deyimleri nasıl kullanabileceğini biliyorsan, karşısında konuştuğun kişiyi etkileyecek ve ana dilini konuşuyormuşsun gibi görüneceksin. Yaptıkları gibi yap, tamam mı?

ESL Öğrencilerinin Bilmesi Gereken En Çok Kullanılan 37 İngilizce Deyim

En çok kullanılan deyimlerden oluşan bir liste hazırladık. İngilizce deyimler ve anlamları bu listede. İngilizce deyimleri çeviri yerine bir bağlam içerisinde öğrenmeye çalış.

İngilizce Deyimler ve Anlamları

1. a storm is brewing

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Yakın bir zamanda bir sorun çıkacağı veya duygusal yönden üzücü bir şey olacağı anlamına gelir.
Türkçede:
Fırtına geliyor.

Örnek: “She decided to go ahead with their wedding, even though all they’ve been doing lately is arguing. I can sense a storm is brewing.”
“Son zamanlarda yaptıkları her şeyi tartışıyor olsalar da düğünlerine devam etmeye karar verdi. Fırtına geliyor, hissedebiliyorum.”

2. calm before the storm

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Bir karışıklık (sıkıntı) döneminden önceki olağandışı sakin dönem.
Türkçede: Fırtına öncesi sessizlik.

Örnek: “The strange quietness in town made her feel peaceful.Little did she know, it was just the calm before the storm.”
“Kasabadaki garip sessizlik onu huzurlu hissettirdi. Hiç bilmiyordu ki bu fırtına öncesi sessizlikti.”

3. weather a storm

zorluklarin hakkindan gelmek

Anlamı: Tehlikeli bir olaydan kurtulmak veya zor bir durumla başarılı bir şekilde baş edebilmek.
Türkçede: Zorlukların hakkından gelmek / Badire atlatmak.

Örnek: “Last year, they had some financial difficulties when her husband was fired.Together, they weathered the storm and figured out how to keep going.”
“Geçen yıl kocası işten çıkarıldığı zaman maddi sıkıntılar yaşadılar. Birlikte zorlukların hakkından geldiler ve nasıl devam edeceklerini buldular.

4. when it rains, it pours

ingilizce-deyimler-2

Anlamı:  Çok fazla kötü şeyin meydana gelmesi; aynı anda pek çok büyük şeyin olması.
Türkçede: Aksilikler hep üst üste gelir.

Örnek: “First he was made redundant, then his wife got into a car accident. When it rains, it pours.”
“Önce kendisi işten çıkarıldı sonrada karısı bir araba kazası geçirdi. Geldi mi de hep üst üste gelir.”

5. chasing rainbows

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Hayallerinin peşinden gitmek, yapılamayacak bir şeyi yapmaya çalışmak.
Türkçede: Olmayacak işlerin peşinde koşmak.

Örnek: “His paintings have neither style nor imagination, but he insists on being a professional painter. He’s always chasing rainbows.”
“Resimlerinin ne bir tarzı ne de bir hayal gücü var fakat hala profesyonel bir ressam olmakta ısrar ediyor. Hep olmayacak işlerin peşinde koşuyor. ”

6. rain or shine

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Ne olursa olsun önemli değil.
Türkçede: Ne olursa olsun / Yağmur çamur demeden.

Örnek: “I’ll see you at the airport, rain or shine.”
“Ne olursa olsun seni hava alanında göreceğim.”

7. under the sun

yeryuzunde

Anlamı: Var olan, varlığını sürdüren.
Türkçede:
Yeryüzünde.

Örnek: “Gili Trawangan must be one of the most beautiful islands under the sun.”
“Gili Trawangan, yeryüzündeki en güzel adalardan biri olmalı.”

8. once in a blue moon

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Çok nadiren.
Türkçede: Ender / Kırk yılda bir.

Örnek: “He used to call his grandma once in a blue moon. Now that she has passed away, he regrets not making more of an effort to keep in touch.”
“Kırk yılda bir büyük annesini arardı. Büyük annesi bu diyardan göçüp gittikten sonra, onunla daha çok görüşmek için çabalamadığına pişman oluyor.”

9. every cloud has a silver lining

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Her kötü durumun bir iyi yönü vardır.
Türkçede: Her şerde bir hayır vardır.

Örnek: “Don’t worry about losing your job. It will be okay. Every cloud has a silver lining!”
“İşini kaybettiğin için üzülme. Daha iyi olacak. Her şerde bir hayır vardır!”

10. a rising tide lifts all boats

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Ekonomi iyi gittiği zaman bütün insanlar bundan yarar sağlayacaktır.
Türkçede: Ekonomi iyi giderse bundan herkes yarar sağlar.

Örnek: “When the economy showed the first signs of recovering, everyone started investing and spending more. A rising tide lifts all boats.”
“Ekonomi ilk düzelme sinyallerini gösterdiği zaman herkes yatırım yapmaya ve daha fazla harcamaya başlıyor. Ekonomi iyi giderse bundan herkes yarar sağlar.”

11. get into deep water

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Başı dertte olmak.
Türkçede: Ayvayı yemek.

Örnek: “He got into deep water when he borrowed a lot of money from a loan shark.”
“Tefeciden çok fazla borç para alarak ayvayı yedi. ”

12. pour oil on troubled waters

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Bir tartışmadan sonra insanları rahatlatmaya ve dostane hale getirmeye çalışmak Türkçede: Ortalığı yatıştırmak.

Örnek: “She hated seeing her two best friends arguing, so she got them together and poured oil on troubled waters.”
“İki sevdiği arkadaşını tartışırken görmekten nefret ediyor bu yüzden onları bir araya getirir ve ortalığı yatıştırır.”

Bu ifade, denizin yüzeyine yayıldığı gibi  benzinin dalgalar üzerinde oluşturduğu sakinleştirici etkiden gelmektedir. Son zamanlarda peş peşe yaşanan büyük benzin sızıntılarının neden olduğu ekolojik felaketler ile günümüzde bazı insanlar bu ifadeyi orijinal anlamıyla kıyaslandığında oldukça farklı düşünebilirler fakat yine de öğrenmek için oldukça ilginç bir ifade.

13. make waves

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Sorunlara neden olmak, işleri çarpıcı, belirgin, bir şekilde değiştirmek.
Türkçede: Ortalığı karıştırmak.

.Örnek: “She likes to make waves with her creative marketing campaigns.They get a lot of attention from customers.”
“Yaratıcı pazarlama kampanyaları ile ortalığı karıştırmayı seviyor. Müşterilerinden çok ilgi görüyorlar.”

14. go with the flow

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Rahat olmak ve ne olursa olsun uyum sağlamak.
Türkçede: Akışına bırakmak.

Örnek: “Quite often in life, good things happen when you don’t make plans. Just go with the flow and see what happens.”
“Hayatta iyi şeyler plan yapmadığın zaman daha sık olur. Akışına bırak ve ne olacağını gör!”

15. lost at sea

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Bir şey hakkında kafası karışmak, ne yapacağını bilememek.
Türkçede: Kafası karışmak.

Örnek: “I am lost at sea with this new system at work.I just can’t understand it.”
“İşte yeni sistemle ilgili kafam karışmış durumda. Onu tam olarak anlayamıyorum.”

16. sail close to the wind

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Kanunen ve toplumsal olarak kabul edilen sınırlar içerisinde hareket etmek, sınırları zorlamak.
Türkçede: Riskli işler yapmak.

Örnek: “They fired their accountant because he sailed to close to the win.”
“Muhasebecilerini kovdular çünkü riskli işler yapıyordu.”

17. make a mountain out of a molehill

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Bir durumun zorluğunu abartmak.
Türkçede: Pireyi deve yapmak.

Örnek: “She shouted at him angrily for being five minutes late, but it really didn’t matter that much.She really made a mountain out of a molehill.”
“5 dakika geç kaldı diye ona öfkeli bir şekilde bağırdı ama aslında bu kadar önemli değildi, Gerçekten pireyi deve yapıyor.”

18. gain ground

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Popüler olmak, ilerlemek, gelişmek.
Türkçede: Mesafe kat etmek.

Örnek: “As Airbnb gains ground in many cities all over the world, many locals complain that they can no longer find a place to live. Landlords would rather rent their places out to tourists and earn more money.”
“Dünya çapında pek çok şehirde Airbnb mesafe kat ettiğinden pek çok yerel şirket ayakta kalabilmek için artık bir yer bulamayacak.”

19. walking on air

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Çok heyecanlı, mutlu.
Türkçede: Sevinçten havalara uçmak.

“Over the moon,” “on cloud nine,” “in seventh heaven” ve “in good spirits” mutluluktan bahsederken kullanabileceğin daha ileri düzey İngilizce birkaç ifadedir.

Örnek: “She’s been walking on air since she found out that she’s pregnant.”
“Hamile olduğunu öğrendiğinden beri sevinçten havalara uçuyor.

20. many moons ago

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Çok uzun zaman önce.
Türkçede: Yıllar evvel.

Örnek: “Many moons ago, we used to be two very close friends. Now we’ve gone separate ways and lost contact.”
“Yıllar evvel, çok yakın iki arkadaştık, artık ayrı yollara düştük ve iletişimimiz koptu.”

21. castle in the sky

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Gerçekleşmesi mümkün olmayan özellikle birinin hayatındaki umut ve hayal.  Türkçede: Hayal.

Örnek: “World traveling used to be a castle in the sky for most people a few decades ago, but with cheap flight tickets and the global use of English, many youngsters are living that dream.”
“On yıl önce dünyayı dolaşmak birçok insan için hayaldi fakat ucuz uçak biletleri ve İngilizcenin küresel kullanımı sayesinde pek çok genç bu rüyayı yaşıyor.”

22. down to earth

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Pratik ve mantıklı olmak.
Türkçede: Ayakları yere basan.

Örnek: “It’s a stereotype, but Dutch people are known for being down to earth.”
“Bu bir klişe ama Hollandalılar ayakları yere basan insanlar olarak tanınır.”

23. salt of the earth

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Dürüst ve iyi biri olma.
Türkçede: Saygıdeğer / Muhterem.

Örnek: “My father is the salt of the earth. He works hard and always helps people who are in need.”
“Babam muhterem bir insandır. Çok çalışır ve ihtiyacı olan tüm insanlara daima yardım eder.”

24. the tip of the iceberg

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Daha büyük olan bir şeyin görünen küçük kısmı.
Türkçede: Buzdağının görünen kısmı.

Örnek: “Exceptionally long drought periods are just the tip of the iceberg when it comes to the global impact of climate change.”
“İklim değişikliğinin küresel etkilerine baktığımızda son derece uzun kuraklık dönemleri buzdağının görünen kısmıdır. ”

25. break the ice

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Birisiyle arkadaş olmaya çalışmak.
Türkçede: Resmiyeti gidermek / Havayı yumuşatmak.

 Örnek: “He made a weather joke to break the ice.”
“Havayı yumuşatmak için hava durumu ile ilgili bir espri yaptı.”

26. sell ice to Eskimos

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Herkese bir şey satabilme; kendi çıkarlarına olan bir şeye karşı çıkmaya ya da bir şeyin gereksiz veya saçma sapan olduğuna insanları ikna etmek.
Türkçede: Tereciye tere satmak.

Eskimolar çok soğuk ve karlı bölgelerde yaşayan insanlardır – buza da hiç ihtiyaçları yoktur. Eğer sen onlara buz satabilirsen herkese her şeyi satabilirsin.

Örnek: “He’s a gifted salesman, he could sell ice to Eskimos.”
“Çok yetenekli bir satıcı, tereciye tere satabilir.”

27. bury your head in the sand

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Hiçbir şey olmamış gibi davranarak belirli bir durumdan sakınmak (uzak durmak) Türkçede: Devekuşu gibi kafasını kuma gömmek.

Örnek: “Stop burying your head in the sand. You haven’t been happy with him for years, why are you staying together?”
“Deve kuşu gibi kafanı kuma gömmeyi bırak. Yıllardır onunla hiç mutlu değilsin, neden hala birliktesin?”

28. let the dust settle

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Heyecan verici veya olağandışı bir şey olduktan sonra durumun tekrar normale dönmesini veya ortamın sakinleşmesini sağlamak.
Türkçede: Ortalığın sakinleşmesini beklemek.

Örnek: “You just had big news yesterday, let the dust settle and don’t make any decisions yet.”
“Dün çok büyük haberler aldın, ortalığın sakinleşmesini bekle ve şimdilik bir karar verme.”

29. clear as mud

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Net olmamak, anlaşılması zor olmak.
Türkçede: Anlaşılmaz / Arapsaçı gibi.

Örnek: “He’s a great scientist, but I find his explanation of bacteria and microbes as clear as mud.”
“Çok büyük bir bilim adamı. Bakteri ve mikroplar hakkındaki açıklaması arapsaçı gibi.”

30. as cold as stone

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Çok soğuk ve duygusuz olmak.
Türkçede: Buz gibi soğuk.

Örnek: “In the Victorian times, many women were told to suppress their feelings and, thus, appeared as cold as stone.”
“Viktorya döneminde pek çok kadına duygularını bastırması söylenirdi ve bu yüzden buz gibi görünürlerdi.”

31. between a rock and a hard place

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Zorluklar içinde tatmin etmeyecek iki seçenekten birini seçmekle yüzleşmek. Türkçede: İki arada bir derede kalmak.

Benzer anlamı olan diğer ifadeler “the lesser of two evils,” “between the devil and the deep blue sea,” “between Scylla and Charybdis,” “Hobson’s choice” ve “Catch-22.”

Örnek: “I can understand why she couldn’t make up her mind about what to do, she’s really between a rock and a hard place.”
“Ne yapacağına neden bir türlü karar veremedi anlayabiliyorum, iki arada bir derede kaldı.”

32. nip something in the bud

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Kötü bir durumu daha en başından, daha kötüye gitmesini engellemek adına harekete geçerek durdurmak.
Türkçede: Yılanın başını küçükken ezmek / En başından engellemek.

Örnek: “When the kid shows the first signs of misbehaving, you should nip that bad behavior in the bud.”
“Çocuk yaramazlık yapacağının ilk belirtilerini gösterdiğinde en başından engellemelisin.”

33. barking up the wrong tree

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: İstediğin sonuçları elde edemeyeceğin şeyleri yapmak.
Türkçede: Olmayacak duaya amin demek / Yanılmak.

Örnek: “If you think she’s going to lend you money, you’re barking up the wrong tree.She never lends anyone anything.”
“Sana borç para vereceğini sanıyorsan olmayacak duaya amin diyorsun. Asla kimseye borç para vermez.”

34. out of the woods

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Durum hala kötü olmasına rağmen iyiye gitmekte ve kolaylaşmakta, işin en zor kısmı bitti.
Türkçede: Düzlüğe çıkmak / Kritik safhayı atlatmak .

Örnek: “The surgery went very well and he just needs to recover now, so he’s officially out of the woods.”
“Ameliyat iyi geçti ve şimdi iyileşmeye toparlanmaya ihtiyacı var, yani resmen kritik safhayı atlattı.”

35. can’t see the forest for the trees

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Küçük detaylara çok takıldığı için durumu bir bütün halinde görememek.
Türkçede: Ayrıntılar içinde boğulmak / Büyük resmi görememek.

Örnek: “He’s worried because the flowers haven’t all arrived, but everyone says the wedding has been perfect and beautiful.He just can’t see the forest for the trees.”
“Çiçekler henüz gelmediğinden çok endişeli fakat herkes düğünün mükemmel ve çok güzel olduğunu söylüyor. Büyük resmi göremiyor.”

36. to hold out an olive branch

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: (Bir rakibe veya düşmana) barış teklif etmek.
Türkçede: Zeytin dalı uzatmak.

Örnek: “After years of rivalry with her cousin, she decided to hold out an olive branch and go have fun together.”
“Kuzeniyle yıllarca çekiştikten sonra ona zeytin dalı uzatmaya ve birlikte eğlenmeye karar verdi.”

37. beat around the bush

ingilizce-deyimler-2

Anlamı: Özellikle yüz kızartıcı bir şeyi söylerken bir türlü asıl söylemek istediğine gelememek.
Türkçede: Lafı eveleyip gevelemek.

Örnek: “I don’t have much time, so stop beating around the bush and tell me what actually happened.”
“Çok fazla vaktin yok, bu yüzden lafı eveleyip geveleme ve bana tam olarak ne olduğunu anlat.”

Ümit ederim ki bu 37 deyim İngilizce öğrenmeye ve dilini daha şiirsel ve daha doğal bir şekilde kullanmaya seni teşvik eder. Burada karşılık olarak verilen Türkçe deyimler, İngilizce deyimleri daha iyi anlaman için. Elbette Türkçede daha farklı karşılıklar veya kullanımlar da bulabilirsin.

Daha fazla İngilizce deyim bulmak, ne anlama geldiklerini öğrenmek ve nasıl kullanıldıklarını kavramak için birkaç yolu var. MacMillan veya Merriam-Webster gibi bir sözlük kullandığın zaman yalnızca kelimelerin farklı anlamlarını okuma – bu kelimeyi içeren ifadelerden ve deyimlerden de bahsetmiş mi kontrol et. Hatta İngilizce deyimler sözlüğü alabilirsin.

English Club, My English Pages ve The Phrase Finder gibi ya alfabetik olarak ya da Doğa, Renkler gibi farklı konularda pek çok İngilizce deyimi listeleyen web siteleri de var.

O halde devam et, İngilizce deyimler ilgili bu çevrimiçi kaynaklardan yararlan ve kendini ana dili İngilizce olan bir gibi ifade etmeye başla.

Pek yakında, İngilizcenin sana çok kolay geldiğini hissedeceksin!

Bu gönderiyi beğendiyseniz içimden bir his FluentU'ya bayılacağınızı söylüyor. FluentU, gerçek dünya videolarıyla İngilizce öğrenmenin en iyi yolu.

Ücretsiz Kaydol!

Comments are closed.