zor-ingilizce-kelimeler

Zıt Anlamlara Sahip Öğrenmesi Zor İngilizce Kelimeler

Bir rengi hissedebilir misin?

Aslında bunu yapabilirsin ama muhtemelen düşündüğün şekilde değil.

Bunu bir örnekle senin için netleştireceğiz:

İngilizcede bir şeyin “mavi” olduğunu söyleyebilir ya da “indigo” veya “deniz mavisi” gibi daha belirleyici bir eşanlamlısını kullanabilirsin.

Ayrıca “üzgün” hissedebilir ama “sad” yerine “down in the dumps” ya da “depressed” sözlerini kullanabilirsin. Kederli bir hissi ifade etmek için “feeling blue” kullanabilirsin.

Bunu gördün mü? İşte “blue” hem bir renk hem de bir his olarak karşımıza çıktı.

Bazı zor İngilizce kelimeler tıpkı “blue” gibi birden fazla anlamı bulunur.

Bununla birlikte, bir sözcük zaman içinde çok değişir ve birbirinin tam tersi iki anlama gelebilir.

Bu öyle her zaman olan bir şey değildir ama olduğunu söyleyebiliriz. Ve bu olduğu zaman, hangi anlamıyla kullanıldığını anlamak için her iki anlamı da bilmen gerekebilir.

Aşağıda göreceğin 15 İngilizce sözcük ve söz ilginç bir şekilde sık rastlanan ifadelerdir ve birbirlerinden çok farklı anlamlara gelirler. Her iki anlamı da bilip bilmediğini bir kontrol et!

Learn a foreign language with videos

İngilizce Neden Bazen Kafa Karıştırır?

İngiliz dili birçok farklı dilden oluşmaktadır. Latin ve Yunanca kökenli sözcükler, Fransızca gibi dillerden “ödünç alınmış” sözcükler ve sürekli değişen parçalar bulunur.

Dil yıllar içerisinde gelişmiştir. Bazı sözcüklerin anlamı değişirken diğerleri tamamen ortadan kaybolur. Eğer biraz daha geçmişe dönecek olursan bambaşka bir dil bulursun.

Dolayısıyla günümüzde İngiliz dilinin kafa karıştırıcı olması doğaldır!

Ve internet sayesinde İngiliz dili hiç durmadan hızla değişiyor ve her geçen gün yeni sözcükler ekleniyor. Örneğin “literally” sözcüğünü ele alalım, bu sözcük burada açıkladığımız üzere sıklıkla yanlış kullanılıyor. Bu sözcüğü o kadar çok kişi yanlış kullanıyor ki artık “yanlış” anlamı kabul edilmeye başlandı. Hatta bazı sözlükler bu yanlış anlamı geçerli bir anlam olarak eklemeye bile başladılar.

İngilizce öğrenirken sözcükler ve anlamlarının sürekli olarak değiştiğini unutma. Bu bazen öğrenmeyi zorlaştırabilir ama aynı zamanda onu çok daha ilginç bir hale de getirebilir!

İngiliz Dilinde Neden Farklı Anlamlar Bulunur

İngilizce çelişkilerle doludur: birbirinin zıddı olan fikirler. Bunların bazılarını öğrenmek eğlenceliyken diğerlerini öğrenmek sinir bozucu olabilir. Mesela arabamızı neden bir çevre yolundan (parkway) sürüyoruz ama garaj yoluna (driveway) park ediyoruz?

Eğer “drive” ve “park” sözcüklerinin tarihçesine bakarsan bu sözcüklerin yıllar içerisinde değişmiş olduklarını görebilirsin. (Çevreyolları, arabaların icadından önce farklı amaçlarla kullanılıyordu ve garaj yolları da eskiden daha uzun yollardı.) Ama bunlar yine de kafa karıştırıcı ve çelişkili!

Bazen sözcükler kendileriyle o kadar çelişir ki kendilerinin zıddı haline gelirler. Zıt anlamları olan sözcüklere “contranyms” ya da “auto-antonyms” adı verilir ve kendinin zıddını ifade etmek için kullanılabilirler. Bunları da zor İngilizce kelimeler arasında değerlendirebiliriz.

Bu neden olur? Bir sözcüğün birbirinden çok farklı iki anlama sahip olacak şekilde değişmesinin birçok nedeni vardır, bunlar arasında üç olasılık şu şekildedir:

  • Bu sözcük iki farklı kökene sahiptir. Bazen sözcükler ilk başta iki farklı sözcük oldukları için farklı anlamlara sahip olurlar. Örneğin, “bound” Almanca ve Fransızca kökenli bir dizi sözcükten gelmektedir, mesela Almanca buan (yaşamak) ve eski İngilizce bindan (bağlamak).
  • Sözcük, geldiği sözcüğün birden fazla anlamını taşır. Örneğin, “to leave” sözcüğü eski İngilizce lǣfan sözcüğünden gelmektedir ve bunun anlamı “birisine vermek” ve aynı zamanda da “bir yerde kalmaktır.”
  • Bu sözcük o kadar sık yanlış kullanılmıştır ki anlamı değişmiştir. “literally” ve “nonplussed” (aşağıda #1 ve #2) gibi sözcükler sık sık yanlış kullanılmaları nedeniyle anlamları değişmiştir.

Zıt anlamlı sözcükleri hatırlamanın en iyi yolu onları doğru şekilde kullanmaya başlamaktır. Bunun saçma olduğu gerçeği ve geri geri gidiyormuş gibi görünmesi onları hatırlamayı kolaylaştıracaktır. Beyinlerimiz tuhaf şeyleri daha iyi hatırlar.

Cümlenin gelişine göre hangi anlamın kullanıldığını söyleyebilirsin. Cümlenin gelişi derken bahsettiğimiz şey bir cümle içerisindeki diğer sözcükler ve hatta bir cümlenin söylenme şeklidir. Örneğin, arkadaşın sanan “literally rolling on the floor laughing” (gülmekten yerlere yattım) derse burada “literally” sözcüğünü bir abartı olarak kullandığını anlayabilirsin. (Tabi gerçekten yerlere yatıp gülmüyorsa, bu durumda “literally” gerçek anlamında ve abartısız kullanılmış olurdu.)

Aşağıdaki listede, zıt anlamlara gelen İngilizce sözcükler ve sözler bulacaksın. Bunları bildiğinden emin ol!

Zıt Anlamlara Sahip Öğrenmesi Zor İngilizce Kelimeler

1. Literally

Bu sözcük esasen bir şeyin kesin ve tam olarak ifade edildiği anlamına geliyordu ve “mecazi” sözcüğünün zıt anlamlısıydı. Günümüzde ise bol miktarda yanlış kullanımdan sonra bu sözcük artık bir şeyi abartmak için ve onu daha büyük ve daha önemli göstermek için kullanılıyor.

Anlam #1: Tam ve abartısız.

There were literally thousands of butterflies flying all around us.
Etrafımızda uçuşan gerçek anlamda binlerce kelebek olmalı.

Not: Bu cümle, birisi bu kelebekleri sayacak olsaydı gerçekten de binlercesinin olduğunun görüleceği anlamına gelir.

Anlam #2: Vurgu amaçlı abartılmış ve gerçek olması gerekmez.

That is literally the ugliest bag in the world.
Bu gerçekten de dünyanın en çirkin çantası.

Not: Bu çantadan daha çirkin çantalar olması olasıdır, bu nedenle bu çanta aslında dünyanın en çirkin çantası değildir.

2. Nonplussed

“Nonplussed” sözcüğü Latince kökenlidir ve “şaşkına dönmek” anlamına gelir. Artık hiçbir şeyin söylenemeyeceği ya da yapılamayacağı bir hali anlatmak için kullanılır, tıpkı bir şeye çok şaşırıp ona nasıl tepki vereceğini bilemediğin zaman olduğu gibi.

Burada kullanılan “non-” olumsuzluk öneki nedeniyle insanlar bu sözcüğün “şaşırmamış” anlamına geldiğini düşünürler. Bu iki anlam zaman içerisinde kullanılır oldu.

Anlam #1: Çok şaşırmış ve kafası karışmış.

He was nonplussed at seeing his cat chase the neighbor’s dog up a tree.
Kedisinin komşusunun köpeğini bir ağacın yukarılarına kovaladığını gördüğünde şaşkına döndü.

Anlam #2: Hiç şaşırmamış ya da hiç etkilenmemiş (genellikle Amerikan İngilizcesinde kullanılır).

The surprise birthday party left him nonplussed; he had known about it for a week already.
Sürpriz doğum günü partisi onu hiç şaşırtmadı; bunu zaten bir haftadır biliyordu.

3. Left

İşte muhtemelen çelişen anlamlara sahip olduğunu fark etmeksizin sık sık kullanacağın zor İngilizce kelimelerden bir diğeri! Bu sözcük “to leave” fiilinin geçmiş zaman çekimidir. Evden ayrıldığın (to leave) zaman o yerden uzaklaşırsın. Anahtarlarını evde bıraktığın (to leave) zaman ise anahtarların bir yerde sabit durur.

Anlam #1: Ayrılmış, bir yerden uzaklaşmış.

He left his house at 6 in the morning to be on time for his flight.
O, uçuşuna yetişebilmek için evden sabah 6’da ayrıldı.

Anlam #2: Kalan, yerinden oynamamış.

He missed his flight because he had accidentally left his passport in his bedroom.
Pasaportunu yanlışlıkla yatak odasında bıraktığı için uçuşunu kaçırdı.

4. Refrain

Bu sözcüğün daha sık kullanılan anlamı kendini bir şeyi yapmaktan alıkoymaktır, tıpkı birisinin giydiği korkunç ayakkabılar hakkında yorum yapmaktan kendini alıkoymak gibi.

Diğer anlamı ise bunun zıddıdır: bir şeyi tekrar tekrar yapmak. Bu sözcük iki farklı kökene sahiptir, yani teknik olarak bu bir eşadlı (homonym) sözcüktür (yazılışları ve okunuşları aynı olan ama farklı anlamlara gelen iki sözcük).

Anlam #1: Kendini bir şey yapmaktan kaçınmak.

Please refrain from making noise during the concert.
Lütfen konser sırasında gürültü yapmaktan kaçının.

Anlam #2: Bir şarkıda ya da şiirde tekrarlanan bir mısra ya da söz; nakarat.

The chorus, or the repeated part of a song, is called the refrain.
Bir şarkının hep bir ağızdan tekrarlanan kısmına nakarat adı verilir.

5. Bound

Eğer trenin doğuya gidiyorsa (east-bound) yönü doğuyu göstermektedir. Ama eğer istasyona halatlarla bağlanmışsa (bound) hiçbir yere hareket etmiyordur. Bu da her ikisi farklı anlamlara gelen iki sözcüğün aynı sözcük ile karıştırıldığı eşadlıların bir örneğidir.

Anlam #1: Bağlanmış ve bir yerde tutulmuş.

He’s bound to his city because of his excellent job. I don’t think he’ll ever move away.
O, harika işi nedeniyle bu şehre bağlanmıştır. Hiçbir zaman taşınacağını sanmıyorum.

Anlam #2: Bir yöne doğru hareket eden.

She’s bound for college this weekend, so we’re loading up the car on Friday afternoon.
O, bu hafta sonu üniversiteye gidecek, bu yüzden Cuma öğleden sonra [eşyaları] arabaya yükleyeceğiz.

6. Overlook

Bu zor İngilizce kelimeyi parçalarına ayıracak olursan “overlook” sözcüğünün neden iki farklı anlamı olduğunu göreceksin. Bir şeyi incelediğin (to look over) zaman o şeye yakından bakar ya da o şeyi görmezden gelirsin.

Buradaki ikinci anlam 1500’lü yıllarda insanların bu sözcüğü “bir şeyi görmemeyi tercih etmek” anlamında kullanmaya başlamasından geliyor.

Anlam #1: Bir şeyi denetlemek ve göz kulak olmak.

His job is to overlook the construction site and make sure everyone remains safe.
Onun işi şantiyeyi denetlemek ve güvenli olduğundan emin olmaktır.

Anlam #2: Bir şeyi ihmal etmek veya gözden kaçırmak.

Because he overlooked a big safety hazard, the construction had to be started over.
Önemli bir güvenlik tehlikesini göz ardı ettiği için inşaatın baştan başlatılması gerekti.

7. Dust

Dust sözcüğü hem toz almak hem de tozlanmak anlamlarına gelebilir. Fırına koyacağın kekin üzerine biraz şeker serpebilir (to dust) ya da rafları temizlemek için onların tozunu alabilirsin (to dust). İşte içeriğin önem kazandığı durumlardan biri!

Anlam #1: Bir yüzeye küçük partiküller eklemek.

The policemen dusted the crime scene for prints.
Polis memurları parmak izi [bulmak] için suç mahalline toz serpti.

Anlam #2: Bir yüzeyden küçük partikülleri kaldırmak.

My mother is a clean freak; she dusts our tables and shelves at least twice a day.
Annem bir temizlik hastasıdır; günde en az iki kez masalarımızın ve raflarımızın tozunu alır.

8. Custom

Geleneksel (customary) olduğunu söylediğimiz şey bir kültürde normal kabul edilen ve beklenen şeydir. Özel yapım (custom-made) olan bir şey ise türünün tek örneğidir.

Bu iki farklı anlam nasıl mı ortaya çıktı? Bunun nedeni, dilde kabul görmeye başlanan Amerikanizm olabilir.

Anlam #1: Bir toplumda yaşayan pek çokları tarafından ortaya koyulan tipik davranış.

Taking off your shoes when entering the house is not only a custom, it’s also polite.
Eve girerken ayakkabılarını çıkarmak sadece bir gelenek değil aynı zamanda bir nezaket örneğidir.

Anlam #2: Özel yapım, türünün tek örneği.

This violin was custom-made for the famous violinist who has really small hands.
Bu keman, gerçekten küçük ellere sahip ünlü kemancı için özel olarak üretilmişti.

9. Either

“Either” sözcüğü, bildiğimiz tanımının tam anlamıyla doğru olmaması nedeniyle zor İngilizce kelimelere ilginç bir örnektir. Bu sözcük, “both” (her ikisi) ya da “each” (her biri) anlamına gelen eski İngilizce bir sözcükten gelmektedir. Bu sözcüğü “her ikisi” anlamında kullandığımız zaman aslına uygun olarak kullanmış oluruz.

Anlam #1: Biri ya da diğeri.

You can choose between eating either this chicken meal or that beef one.
Ya bu tavuk yemeğini ya da et yemeğini yemek arasında tercih yapabilirsin.

Anlam #2: Her ikisi.

There’s traffic on either side of the road.
Yolun her iki tarafında da trafik var.

10. Original

Aklına orijinal bir fikir geldiğinde bu daha önce kimsenin aklına gelmemiş yeni bir fikirdir. Ama orijinal bir şey hakkında konuştuğun zaman, bir süredir mevcudiyetini sürdürmüş eski bir şeyden bahsediyor da olabilirsin.

Şaşırtıcıdır ki her ikisi de aynı anlama sahiptir: Orijinal bir şey, bir belgenin ilk nüshası ya da harika bir yeni fikir gibi ilkleri ifade eder.

Anlam #1: Eski ve değişmemiş bir şey.

I liked the original version of the movie better, not the remake.
Filmin ilk versiyonunu seviyorum, yeniden çevrimini değil.

Anlam #2: Yeni ve eşsiz bir şey.

I had an original idea for a company, but I have no money to start it.
Orijinal bir şirket fikrim vardı ama onu kuracak param yok.

11. Hold up

Aslında bu söz öbeğinin üç anlamı bulunuyor ama bunlardan sadece ikisi birbirinin zıddı. “To hold up” bir şeyi engellemek ya da o şeyi desteklemek anlamlarına gelebilir. Hold-up sözünün orijinal tanımını düşündüğün zaman bu anlamlar daha akla uygun gelmeye başlayacak: bir temeli yerinde tutmak ya da yıkılmasını önlemek için kullanılan bir şey.

Birisine zor gününde yardımcı olursan o kişiyi desteklemiş (holding them up) olursun. Birisinin bir yere doğru hareketini önlediğin zaman da o kişiyi desteklemiş (holding them up) olursun.

Teknik olarak bu sözün dördüncü anlamı da bulunmaktadır: banka gibi bir yeri soymak. Bunu, soyguncuların bir bankayı soydukları (“hold up the bank”) bir filmde duymuş olabilirsin. Bu da soyguncuların bankanın normal faaliyetlerine devam etmesini engelledikleri anlamına gelir ama bu istisnai bir kullanımdır. Bu sözü aynı zamanda soygun (“robbery”) anlamına gelecek şekilde de kullanabilirsin (yani “This is a hold-up!”), ama bu kullanım artık eskimiştir.

Anlam #1: Ayakta kalmak ve zorluklara rağmen devam etmek.

The tree held up to the rough hurricane winds, but the house was wrecked.
Ağaç haşin fırtına rüzgarları karşısında ayakta kaldı ama ev harabeye döndü.

Anlam #2: Bir şeyin devam etmesini engellemek.

What’s the hold up? Can we please get going—I’m in a rush!
Neyi bekliyoruz? Lütfen sürebilir misiniz—acelem var!

Bonus – Anlam #3: Bir şeyi, bir örnek olarak, eliyle havada tutmak.

He stood and held up his homework for the whole class to see.
Ayağa kalktı ve tüm sınıfın görmesi için ödevini havaya kaldırdı.

12. Back up

“I’ve got your back!” “Sana yardımcı olacağım” anlamına gelen bu cümle, bu sözcük öbeğinin neden birisini desteklemek (back someone up) anlamına geldiğini açıklamaya yardımcı olabilir. Ya da geri gitmek, bir şeyden uzaklaşmak anlamına gelebilir.

Anlam #1: Ek bilgi vererek birisine yardımcı olmak ya da o kişiyi desteklemek.

If Ms. Smith doesn’t believe you when you tell her that your dog ate your homework, I’ll back you up. I’ll tell her how your dog chews on paper all the time!
Eğer Bayan Smith ödevini köpeğinin yediğini söylediğinde sana inanmazsa sana arka çıkarım. Köpeğinin her zaman nasıl kağıt çiğnediğini ona söylerim!

Anlam #2: Geri gitmek ya da uzaklaşmak.

I backed up slowly to get away from the growling dog.
Hırlayan köpekten uzaklaşmak için yavaşça geri geri gittim.

13. Throw out

Bu sözcük öbeğini anlamak için “throw” sözcüğü ya da bazen onun yerine kullanılan eşanlamlısı “toss” sözcüğüne bakmalıyız. Bir şeyi attığın zaman o şeyi kendinden uzaklaştırmış olursun. İşte bu nedenle bir şeyi atmak (throwing something out), o şeyi çöpe atmak ya da diğerlerinin duyması için söylemek anlamına gelebilir.

Anlam #1: Bir şeyi atmak, bir şeyi çöpe koymak.

I threw out my old socks because they had holes in them.
Delinmiş oldukları için eski çoraplarımı çöpe attım.

Anlam #2: Ortaya atmak, yeni bir fikir getirmek.

When we had our brainstorming meeting, I threw out some new ideas that the boss liked.
Beyin fırtınası toplantımızı yaptığımız zaman ortaya patronun hoşuna giden bazı fikirler attım.

14. Go off

“Off” sözcüğünün anlamı nettir: kapalı, çalışmayan, “on” sözcüğünün zıddı. İngiliz İngilizcesinde “to go off” sözcük öbeği bozuk ya da çürümüş yiyecekler hakkında konuşmak için kullanılabilir.

Diğer yandan, bir alarm ya da bomba için de “go off” kullanılabilir ve çalmak ya da infilak etmek anlamlarına gelir. Bu tanım aslında mühimmat ya da silah gibi “patlayıcı” şeylerle veya çalar saatin seni uyandıran alarmı ile sınırlıdır

Anlam #1: “Off” sözcüğü kendi başına kapatmak ya da çalışmayı durdurmak anlamına gelir.

It’s really dark in my room at night when the light is off.
Gece ışık kapalı olduğunda odam gerçekten karanlıktır.

Anlam #2: “To go off” söz öbeği çalıştırmak ve açmak anlamına gelir.

I didn’t hear my alarm when it went off this morning, so I was late to work.
Sabah alarmımın çaldığını duymadım, bu yüzden işe geç kaldım.

15. Wound up

Elektrik daha kullanılmaya başlanmadan önce birçok şey mekanikti. Çalışmaya devam etmelerini sağlamak için mekanizmayı sarmak (wind up) gerekirdi. İşte bu nedenle birisi hakkında “wound up” (sıfat) dediğimiz zaman o kişinin enerji dolmuş ve heyecanlanmış olduğunu söyleriz.

“To wind” fiili aslen “wander” ile aynı kökten gelmektedir: etrafta dolanmak ya da seyahat etmek. Bu da üçüncü tanımı açıklamaktadır: “Wind up somewhere” dediğin zaman seyahatini tamamladığını ve bir sonuca ya da son noktaya vardığını ifade etmiş olursun.

Anlam #1: Bir şeyin çalışması için bri kulp ya da tutacağı döndürmek.

The last time I wound up my old clock was yesterday at noon. I have to wind it up every day or two, otherwise it stops working.
Antika saatimi en son dün öğlen kurdum. Her gün ya da iki günde bir onu kurmam gerekir, yoksa durur.

Anlam #2: Bir konuda heyecanlı ya da üzgün olmak. (Günlük kullanım, sıfat.)

The children will be completely wound up if you let them eat all of that candy today.
Bütün o şekerleri bugün yemelerine izin verirsen çocuklar çok heyecanlanır.

Anlam #3: Sonlanmak.

I originally thought I’d come back home, but I wound up staying at Sarah’s house last night.
Dün gece ilk başta eve döneceğimi düşündüm ama sonunda kendimi Sarah’nın evinde kalırken buldum.

 

Ve kendimizi bu yazının sonunda bulduk! Bu zor İngilizce kelimeler ve sözleri kullanmaya bugün başla, anlamları artık o kadar da zor gelmeyecek.

Bu gönderiyi beğendiyseniz içimden bir his FluentU'ya bayılacağınızı söylüyor. FluentU, gerçek dünya videolarıyla İngilizce öğrenmenin en iyi yolu.

Ücretsiz Kaydol!

Comments are closed.