yaygin-ingilizce-deyisler

Katy Perry, Beyoncé ve Diğer Pop İkonlarından 29 Yaygın İngilizce Deyiş Öğren

Hızlı bir şekilde İngilizceni geliştirmek istiyor musun?

Öyleyse, Katy Perry ve Beyoncé yeni İngilizce öğretmenin olsun.

Çılgınca geliyor, değil mi?

Bunun çok büyük bir anlam ifade ettiğinden emin olabilirsin – en sevdiğin şarkıları söyleyen diğer insanlarla birlikte bu meşhur müzisyenler artık senin en iyi İngilizce öğretmenin.

Neden mi? İngilizceyi geliştirmenin en iyi yollarından biri de şüphesiz yeni kelimeler öğrenmektirBir sürü yeni kelime ve yaygın İngilizce deyiş.

Büyük olasılıkla farklı kategorilerde pek çok kelime öğrenmektesin. Örneğin, selamlaşma, vedalaşma, atasözleri, yiyecekler, gerekli deyimler, geçmiş zaman, argo kelimeler ve hatta bahar ve yaz  ile ilgili çok çeşitli kelimeler ve ifadeler bilebilirsin.

İngilizce öğrenmek için en iyi yolun eğlenmek olduğunu da öğrenmiş olmalısın. Katy Perry’nin ve Beyoncé’un sana yardım edeceği nokta burası. Müziklerini dinlemek çok eğlenceli. İnternet’te karikatürleri okuyarak veya dışarı çıkıp birileri ile flört ederek İngilizce ifadeleri öğrendiğin kadar eğlenceli olacak.

Söyledikleri pop parçalar, çok özel kelimeler öğrenmek için harika birer ders: özellik yaygın İngilizce deyişler konusunda.

İngilizce Deyişler Nedir? Yaygın İngilizce Deyişleri Neden Öğrenmeliyim?

Elbette farklı türlerde kelime dağarcığı vardır.

En temel birim word (kelime).

Eğer birkaç kelimeyi bağlarsak, bir phrase (ifade) elde ederiz.

Eğer bu ifade (“stand up” veya “sit down” gibi) bir fiil ve edat içerirse buna phrasal verb, (öbek fiil) denir.

Eğer bu daha uzun bir ifade ise bu bir idiom (deyim) ya da saying (deyiş) olur.

Idioms – Deyimler

Deyimler ve deyişler benzer olabilir fakat bir deyim ilk bakışta hemen anlamını belli etmeyen özel kelimelerin bir birleşimidir.  Örneğin, eğer “under the weather,” dersen hava durumundan bahsediyormuşsun gibi gelebilir.  Fakat aslında bu hasta olduğun anlamındadır. Bu bir deyim örneğidir.

Sayings – Deyişler

Bir deyiş, bir deyim olabilir.  Bütün deyimler aynı zamanda bir deyiştir.

Ayrıca bir deyiş yaygın bir ifade olabilir. Belirli bir duyguyu, düşünceyi veya durumu ifade etmek için insanların sıklıkla kullandığı şeyler anlamına gelir.

Bir deyiş, bize bir şeyler öğreten veya ders veren bir cümle veya ifade şeklindeki bir proverb, (atasözü) de olabilir. Bir atasözü örneği ise “When in Rome, do as the Romans do.” Eğer biri bunu söylerse şu anlama gelir: eğer (sadece Roma’yı değil) farklı yerleri seyahat ediyorsan gittin yerin kültürünün sana uymasını beklemek yerine sen gittiğin yerin kültürüne uymalısın.

Sonuç olarak bütün deyişler ya gerçek ya da mecazi olabilir. Genellikle mecazidirler, kelime anlamlarının dışında başka şeyler kastederler.

Mecazi deyişler nedir?

Eğer literal yani gerçek anlamıyla kullanılmışlarsa kelimeler sözlükte ne anlama geliyorlarsa tam olarak bunu kastettikleri anlaşılır.

Diğer taraftan, mecazi bir ifade her hangi bir şeyi anlatmak için karşılaştırmalardan ve benzetmelerden yararlanır. Bugün bahsedeceğimiz pek çok ifade mecazi bir dil kullanmakta.

Örneğin, eğer John “as quiet as a mouse” dersen bu mecazi bir anlatımdır. John’un çok sessiz olduğunu kastediyorum ve buradaki sessizlik fikrini göstermek için küçük bir fareyi kullanıyorum.

Yaygın İngilizce deyişler pek çok native speaker tarafından kullanılır. Deyişleri kullanmak seni ana dili olarak İngilizce konuşan biri gibi yapar. Deyişleri anlamak, insanların ne söylediğini ve gerçekte neyi kastettiklerini anlamaya yardımcı olacak.

Daha fazla İngilizce deyiş nasıl öğrenebilirim?

Elbette bir sürü yolu var fakat benim en sevdiğim yeni kelime öğrenme yöntemlerinde biri iyi İngilizce şarkılar aracılığıyla öğrenmek.

İşte bugün de yapacağımız şey tam da budur!

Son birkaç yılın 4 güzel pop şarkısını dinlemeni ve öğrenebileceğin yeni harika ifadeler özellikle yaygın İngilizce deyişler bulmanı istiyorum.

İngilizce Pop Müzik: 4 Hit Parçada Bulunan 29 Yaygın İngilizce Deyiş

Bu şarkıları daha önce duymuş olabilirsin fakat şarkı sözleri ve ne demek istedikleri üzerine düşünmemiş olabilirsin.

Her bir şarkının sözlerinde yer alan yaygın İngilizce deyişler ve anlamları bu yazıda yer alacak. Burada geçen İngilizce kelimelerin, ifadelerin ve deyimlerin neyi kastettiğini inceleyeceğiz.

#1. Şarkı: Katy Perry’den “Roar”

Bu 2013 yılında Katy Perry tarafından söylenen çok popüler bir şarkı. Bu arada Katy, “catty” şeklinde değil de “Katie” gibi telaffuz edilir.

Bu şarkının sözlerinde, Katy Perry eskiden utangaç, çekingen biri iken sonradan kendinden daha emin, güçlü biri nasıl olduğunu söylüyor. Aslanlar ve kaplanlar gibi güçlü kedilerin çıkardığı ses olduğu için roar yani kükreyeceğini söylüyor.

Yukarıda şarkının videosunda bu hikayeyi oldukça komik bir şekilde, nasıl oynadığını da görebilirsin.

Şimdi şarkıdaki oldukça yaygın İngilizce deyişlere ve diğer yararlı ifadelere bakalım.

1. Bite my tongue

Bu mecazi deyimlere iyi bir örnektir. Katy dişleriyle dudağını gerçekten ısırdığını kastetmemektedir. Bu can yakıcı olurdu!

Bunun yerine sen biting my tongue (çenemi tuttum) diyorsan gerçekten bir şeyler söylemek istediğin halde sessiz kaldığını, sustuğunu kastediyorsun.  Kibar olmak, problemlerden veya çatışmalardan uzak durmak adına “bite tongue” yapabilir, çeneni tutabilirsin.

Örnek: 

 Shelly asked me if I thought she looked good in her dress. I thought the dress looked really ugly, but I decided to bite my tongue because I did not want to make her feel bad.
Shelly kıyafetiyle iyi göründüğünü düşünüp düşünmediğimi sordu. Bence elbisesi çok çirkin görünüyordu fakat çenemi tutmaya karar verdim çünkü kendini kötü hissetmesini istemiyordum.

2. Hold my breath

Nefesini ne kadar uzun tutabilirsin? “Hold your breath” bilerek nefes alıp vermeyi bırakmak mı? Pek çok insan nefesini bir dakika kadar tutabilir fakat daha fazla değil. Peki ya sen?

Eğer hold your breath deyimini söylersen bu bir şeyin olması için beklemek anlamındadır. Sen rol yapmıyorsun.

Sık sık bu ifadeyi olumsuz bir şekilde kullanırız. Eğer bir şeyin aslında olmayacağını düşünüyorsak “don’t hold your breath” or “I wouldn’t hold my breath.”, daha çok beklersin, boşuna umutlanma, deriz.

Örnek: 

Anna: I heard rumors that Axl Rose and Slash will get Guns N’ Roses back together and go on tour next year! Do you think it will actually happen?
Anna: Axl ve Slash Guns N’ Roses ile tekrar bir araya gelecek ve önümüzdeki yıl turneye çıkacaklarına dair dedikodular duydum! Gerçekten bunun olacağını düşünüyor musun? 

Ron: I suppose it could, but I wouldn’t hold my breath. I’ve heard those kinds of rumors before, but they never actually do it.
Ron: Olabileceğini düşünüyordum fakat daha çok bekleriz. Daha öncede böyle dedikodular duydum ve hiç de olmadı. 

3. Rock the boat

Okyanusun ortasında küçük bir kayıkta dört kişi olduğunuzu hayal et. Bu kişilerden birinin ayağa kalktığını, herkesi korkutmak ve ıslatmak için tekneyi hareket ettirmeye çalıştığını hayal et. Teknedeki diğer tüm kişiler muhtemelen bu kişiye kızacak ve bağıracaklar.

Eğer birinin  rocking the boat, yapacağını söylersen bu kişinin sorun, güçlük çıkaracağını ya da kasıtlı olarak kışkırtıcı davranacağını, durduk yere ortalığı karıştıracağını ifade etmiş olursun. Eğer “I don’t want to rock the boat” dersen bu problemlerden uzak durmak istediğin anlamına gelir.

Örnek:

I don’t like some of the ideas our new boss has, but since I’m going to change jobs in three weeks, I think I’ll just stay quiet. There’s no reason to rock the boat now if it will just cause problems for everyone else after I leave.
Yeni patronun bazı fikirlerini beğenmiyorum fakat üç hafta içerisinde işi değiştireceğim için sanırım sessiz kalacağım. Ben ayrıldıktan sonra insanlara sorun olacaksa ortalığı karıştırmaya gerek yok.

4. Make a mess

“Mess”, kirli, dağınık veya kaotik olan bir şeydir. Eğer temiz değilse bir kişiyi, yeri ve şeyi “messy” olarak niteleyebilirsin.

Eğer make a mess yaparsan bu bir durumu veya yeri kirlettiğin, dağıttığın, ortalığı batırdığın, allak bullak ettiğin anlamına gelir.

Örnekler

The baby made a big mess when she ate her spaghetti with her hands. But it was cute!  Elleriyle çubuk makarnayı yerken bebek ortalığı batırdı. Fakat çok sevimliydi. 

When my last girlfriend ended our relationship, she really made a mess. Now we can never be friends.
Son kız arkadaşım ilişkimizi bitirdiğinde gerçekten her şeyi allak bullak etti. Artık asla arkadaş olamayız.  

5. The breaking point

Başının üstüne bozuk para koyduğunu hayal et. Hayal etmesinin ne kadar güç olduğun biliyorum fakat bana güven, birazdan daha mantıklı gelecek.

Evet, başının üstünde bozuk para var. Çok ağır gelmiyor, değil mi? Başının üstünde tutması oldukça kolay.

Şimdi ikinci bir bozuk para daha koyduğunu hayal et. İki madeni parayı başının üstünde tutmak biraz daha zor olsa gerek. Başının üstüne bozuk paraların koyulmaya devam ettiğini düşün.

Başının üstünde tek seferde kaç tane bozuk para taşıyabileceğini düşünüyorsun? 10? 20? 100? 1,000? 10,000? Sayı kaç olursa olsun, bu sayı the breaking point, kırılma noktası, kopma anı olarak kabul edilebilir.

Kırılma noktasına ulaşırsan artık daha fazlasını kaldıramayacağın, hoş göremeyeceğin anlamına gelir. Bu insanlar, nesneler ve durumlar için kullanılabilir.

Örnek:

Julia was stressed because she had a bad day at work, then there was a lot of traffic on the drive home. When she got home, she and her husband had an argument. But the breaking point was when she cut her finger while opening a can of tuna. She got really upset and started crying.
Julia stresliydi çünkü işte kötü bir gün geçirmişti, sonra eve gelirken çok fazla trafik vardı. Eve geldiği zaman kocasıyla tartıştı. Fakat ton balığı kutusunu açarken elini kesmesi kopma anı oldu. Gerçekten çok üzüldü ve ağlamaya başladı. 

6. Stand for nothing/something

İşte İngilizcede faydalı bir deyiş daha. Eğer sen stand for something ifadesini kullanırsan ona değer verdiğin ya da savunduğun anlamına gelir.

Ayrıca bu deyişi içeren bir atasözü de var. “If you stand for nothing, you’ll fall for anything.”  Burada bir hilenin kurbanı olduğun anlamına gelen “fall for” öbek fiili kullanılmakta. Bu atasözünde konu edilen fikir, eğer herhangi bir değerin yoksa insanlar seni kandıracak veya senden faydalanmaya çalışacaktır.

Katy, bunu şarkısında benzer bir şekilde kullanıyor. Geçmişte güçlü olmadığı, insanların onu kullandığı ve nihayetinde mağdur olduğu için bunu şarkısında söylüyor.

Örnek:

 “I want to design a new logo for our company. The old logo is confusing and it doesn’t really stand for anything. I want people to know what our company stands for: high quality products and fast service.”
“Şirketimiz için yeni bir logo tasarlamak istiyorum. Eski logo kafa karıştırıcı ve gerçekten hiç bir şey ifade etmiyor. Şirketimizin yüksek kaliteli ve hızlı servis ilkelerini savunduğunu insanların bilmesini istiyorum.” 

7. You held me down

Burada Katy hold down öbek fiilinin geçmiş zaman hali held down şeklini kullanıyor.  Bu öbek fiil mecazi veya gerçek anlamda olabilir. Bunu gerçek anlamda kullanırsam yukarı doğru giden bir şeyi fiziksel olarak durdurduğum anlamına gelir. Örneğin, çok rüzgarlı olduğunda şapkanın uçup gitmemesi için hold down yapabilir yani bastırabilirsin bu sayede rüzgar şapkanı alıp götüremez.

Fakat bu durumda, bu ifadeyi mecazi anlamda kullanıyor. Katy biri onu hold down yaptığında onun istediğini yapmasına engel olduklarını kastediyor. Bir başka benzer deyiş de  to hold someone back.

Örnek:

Katy’s ex-boyfriend was holding her down. Maybe he didn’t want her to go out or maybe he was controlling.
Katy’nin eski erkek arkadaşı onu baskı altında tutuyordu. Belki onun dışarıya çıkmasını istemiyor ya da çok kontrol ediyordu.  

8. I got up

Bu #7 numaralı ifadenin ikinci kısmı. Erkek arkadaşı ya da ilişki içinde olduğu biri onu baskı altında tutuyordu. Hatırlıyor musun?

Sonra o  got up yaptı yani ayağa kalkabildi veya adım atıp hayatına devam etti.

Get up ifadesi uykudan kalktığını (“I get up at 8 am every morning”-“Her sabah saat 8’de kalkarım”) anlatmak ya da oturur pozisyondayken ayağa kalktığını ifade etmek (“I should stop watching TV. I’ll get up and go do some work”-“TV izlemeyi bırakmalıyım. Kalkıp biraz iş yapacağım”) için de kullanılabilir.

Örnekler

Our flight leaves the airport tomorrow at 7 am, so we need to get up really early to arrive to the airport on time.
Uçağımız saat 7’de havalanacak bu yüzden havaalanına zamanında varabilmek için gerçekten erken kalmamız gerekiyor.

His girlfriend was holding him down, so he decided to get up and move forward with his life. Kız arkadaşı onu çok baskı altında tutuyordu bu yüzden ayağa kalkmaya ve hayatına devam etmeye karar verdi.

9. Brush off

Bu şarkıda Katy “brushing off the dust” ifadesini kullanıyor. “Dust” bir şey kirlenirken (pislenirken) biriken küçük parçacıklarıdır, yani tozdur. Bir tartışma kaynaklı da olabilir.

“Brush off” ifadesi bir şeyi temizlemek için elini ya da gerçek bir fırça kullanmak anlamına gelir. Bu sözlük anlamıdır. Mecazi anlamı ise bir şeyle ilgili kötü hissetmeyi ya da düşünmeyi bırakmaktır.

Bu şarkıda brushing off the dust bir tartışmaya devam ettiği anlamındadır.

Katy’nin biriyle kavga ettiğini, yerde yuvarlandıklarını hayal et.  Her yeri kirlenecek, değil mi? Erkek arkadaşıyla problem yaşıyordu, bundan tozlanmıştı fakat artık “already brushing off the dust” yapıyordu yani kendine gelmişti ve kendini temizliyordu böylelikle hayatına devam edebilirdi.

Brushing off aynı zamanda bir şeyi önemsememek demektir. Bir kişiyi önemsemeyerek onu başından atabilir, sepetleyebilirsin.

Örnek:

She didn’t return my phone calls or text messages…she totally brushed me off.
Aramalarıma ve mesajlarıma geri dönmedi… Beni tamamen sepetledi.

I saw a big spider on my shirt, so I just brushed it off.
Gömleğimde koca bir örümcek gördüm onu defettim.
Some people say that you should always kill spiders, but I just brush those people off. I don’t want to kill any animals if I can avoid it.
Bazı insanlar daima örümcekleri öldürmeni söyler fakat ben bu insanları başımdan atıyorum. Eğer ondan sakınabiliyorsam hiçbir hayvanı öldürmek istemiyorum.

10. I’ve had enough

“Enough” kelimesi “sufficient” ya da “adequate” (yeterli) kelimelerinin eş anlamlısıdır.

Eğer “I’ve had enough” dersen  bu bir şeyi daha fazla istemediğin, yettiği, burana kadar geldiği, bıktırdığı anlamındadır. Eğer olumsuz bir şey varsa, bu kırılma noktasına ulaştığın (#5’e bak) ve artık daha fazla tolerans göstermeyeceğin anlamına gelebilir.

Örnek: 

  The children were screaming and fighting all afternoon. Finally, the parents said, “we’ve had enough,” and they sent the children to their rooms as a punishment.
Bütün öğleden sonra çocuklar çığlık atıp kavga ettiler. Sonunda ebeveynleri “buramıza geldi” dediler ve çocukları ceza olarak odalarına gönderdiler.

11. I’ve got the eye of the tiger

Eğer biri the eye of the tiger derse bu o kişinin yoğun, dikkatini bir şeye vermiş, göz korkutucu olduğu anlamına gelir. Aynı zamanda bu Survivor’ın seslendirdiği 1980’lerden harika bir şarkının adıdır.

Çok yaygın İngilizce deyişler arasında sayılmaz ama eğlenceli ve görsel bir ifadedir ki bütün İngilizce konuşanlar ne anlama geldiğini bilir.

Örnek:

Every time Timmy goes on the dance floor, he gets the eye of the tiger. I’ve never seen someone dance so passionately and crazily!
Ne zaman Timmy dans pistine çıksa kendinden geçer. Şimdiye kadar böyle çılgınca ve tutkulu dans eden birini hiç görmedim. 

12. float like a butterfly, sting like a bee

Katy bunu söylediğinde aslında box efsanesi Muhammed Ali’nin ünlü bir sözünü tekrar ediyor.

Ali bu mecazi benzetmeyi (bir kelebek yüzer gibi) son derece zarif ve hızlı olduğu göstermek için söyledi fakat yumrukları (arı sokması gibi) çok güçlü ve tehlikeliydi.

Örnek:

Many boxers really admire Muhammad Ali, and they often say that they float like a butterfly and sting like a bee, just like their hero did.
Çoğu boksör Muhammed Ali’ye hayranlık duyuyor ve kahramanlarının da yaptığına benzer şekilde, kelebek gibi yüzer arı gibi sokarım, sıklıkla derler.

13. I earned my stripes

Bu ifade aslında askeriyeden gelmekte. Eğer orduda çok çalışır ve zor bir işi tamamlarsan bir terfi alabilirsin. Bazı terfiler ile birlikte genelde üniformana takabileceğin ekstra bir şerit alırsın.

Pek çok ifadede eğer bir kişi için earns their stripes kullanılırsa bu onun bir şeyi çok çalışarak yaptığı ve bitirdiği anlamına gelir.

Ayrıca kaplanların da çizgisi olduğu için Katy komik bir anlam daha katıyor.  Müzik klibinde vahşi ormanda güçlü ve kükreyen kahramanlar vardır. Bu yüzden çok zorlu olaylar sonrası hayatta kaldığını ve şimdi kendini daha güçlü (ordudaki biri veya bir kaplan gibi) hissettiğini kasteder.

Örnek:

I didn’t know if Amy would be a good manager, but she’s definitely earned her stripes. The beginning was difficult for her, but now everyone respects and likes her.
Amy’nin iyi bir yönetiği olup olmadığını bilmiyorum fakat kesinlikle kendini kanıtladı. İlk zamanlar onun için çok zordu fakat şimdi herkes ona saygı duyuyor ve onu seviyor. 

14. Zero to hero

Eğer birinin zero olduğunu söylersen bu kişinin hep kaybeden, mağlup biri olduğunu söylemenin kaba bir şeklidir. Bir hero, #12’de bahsettiğim Muhammed Ali gibi pek çok insanın hayranlık duyduğu kimsedir.

Eğer senin için go from zero to hero geçerli ise bu hayatının bir bölümünde tam bir dönüşüm gerçekleştirdiğin, sıfırdan zirveye çıktığın, bir hiçten kahramana dönüştüğün anlamındadır.

Örnek:

  My students thought I was a normal, boring teacher. When they discovered that I’d been to a Metallica concert, for some reason I went from a zero to a hero for many of them. Öğrencilerim benim sıradan, sıkıcı bir öğretmen olduğumu düşünüyorlardı. Metallica konserine gittiğimi öğrendiklerinde birçoğu için bazı nedenlerden ötürü bir hiçten kahramana dönüştüm.

2. Şarkı: Walk The Moon’dan “Shut Up And Dance”

Bu şarkı ilk verdiğimiz örnekten çok farklı.

Katy Perry’nin şarkısı onun nasıl değiştiğine dair çok özel hikayeyi anlatıyor fakat bu şarkı daha farklı bir duyguya sahip. Temel olarak şarkı sözlerinde şarkıcının bir diskotekte ya da klüpte bir kızla nasıl tanıştığını sonra birlikte dans edip konuştuklarını anlatıyor.

İnanması güç bir şey gibi gelmiyor fakat pek çok iyi kelimeye sahip ve (yukarıda görüldüğü gibi) ilginç bir videosu var. Haydi, şimdi parçada yaygın İngilizce deyişler bulalım!

15. Don’t you dare

Eğer sen birini bir şey yapması için dare yani cesaretlendirirsen zor, tuhaf veya rahatsız edici bir şeyi yapması için onu zorlamış olursun. Sıklıkla küçük çocuklar korkutucu veya yıldırıcı bir şeyler yapmaları için birbirlerini gaza getirirler.

Eğer biri bir şey yapmaya cesaret ederse (genellikle olumsuz olan) sonuçlarını bilmelerine rağmen yine de yaparlar.

Bu ifadede fiilden önce “don’t you” demek olumsuz bir emir verme yoludur. Yaygın olarak basit söylenişi (you söylenmeden) “don’t” ile yapılır. Ancak “don’t you dare!” yaygın bir ifadedir, “eğer bunu yaparsan, kötü sonuçları olacak, hele bir dene, sakın ha” anlamındadır.

Bu yüzden şarkıda kadın “don’t you dare look back” (sakın arkana bakayım deme) dediğinde onun geri dönüp bakmamasını gerektiğini anlatıyor. Eğer erkek arkadaşı geriye dönüp arkasına bakarsa bu onun için kötü sonuçlanacak!

Örnek:

Don’t you dare throw that water balloon at grandma! If you do, you will be in big, big trouble!”
O su balonunu büyük annene atmayı hele bir dene! Eğer yaparsan başın büyük büyük belada. 

16. Keep your eyes on me

“To keep your eyes on something or someone” demek dikkatini belli bir kişide veya şeyde odaklaman, gözünü ayırmamam gerektiği anlamına gelir. Temel olarak “watch closely” (göz hapsine almak) ile eş anlamlıdır.

Örnek:

“I’m going to show you how to shoot a basketball, so please keep your eyes on my hands. Notice what I’m doing with my fingers, since that’s very important.”
Nasıl basket atacağını sana göstereceğim, lütfen gözlerini ellerimden ayırma. Çok önemli olduğu için parmaklarla ne yaptığıma dikkat et. 

17. Hold back

Yukarıda #7’de bundan bahsettiğimizi hatırlayabilirsin. “Hold me back” ile “hold me down.”nun benzer ifadeler olduğunu söylemiştim.

Bununla birlikte bu şarkıda “ben” veya her hangi bir isim söylenmediğinden küçük bir fark var. “She holds me back” ile “she holds back” farklıdır.

Eğer sen  hold back kullanıyorsan bu hiçbir şey yapmadığın veya potansiyel olarak yapabileceklerin olduğu halde yapmadığın, kendini tuttuğun anlamına gelir.

Diskodaki kız “don’t hold back” dediğinde kız şarkıcıya kendisini tutmadan mümkün olabildiğince dans etmesini söylüyor.

Örnek:

When Muhammad Ali was boxing, he didn’t hold back. He always hit the other boxer as hard as he could.
Muhammed Ali boks yaparken kendini tutmazdı. Diğer boksöre daima mümkün olabildiğince sert vururdu.

18. Shut up

Açıkçası bu ifadeyi daha muhtemelen duymuşsundur. Eğer duymadıysan “stop talking!” (konuşmayı, sesini kesmek) anlamındadır. İçeriğe bağlı olarak çok kaba olabilir bu yüzden diğer insanlara bunu kullanırken dikkatli olmalısın.

Bununla birlikte şarkıda kız şarkıcıya susup onunla dans etmesini söylüyor. Şarkıcı bunu sevimli ve makul buluyor, çünkü ondan gerçekten hoşlanıyor. Kız, eğlenceli ve komik oluyor ama asla kaba değil. Kız ondan konuşmayı kesmesini ve yalnızca dans ederek keyif almak istiyor.

Örnek:

Our neighbor’s dog is terrible sometimes. It barks all night and never shuts up!
Komşumuzun köpeği bazen korkunç oluyor. Bütün gece havlıyor ve hiç sesini kesmiyor.  

19. Kryptonite

Kryptonite “Superman” çizgi romanlarından icat edilmiş bir kelimedir. Bununla temasa geçtiğinde Superman’i daha zayıf (her zamanki kadar güçlü değil) hake getiren kurgusal bir elementtir.

Eğer bir şeyin “kryptonite” olduğunu söylersen bu sana problem çıkaran bir şey anlamına gelir. Genelde bir şaka veya ironi olarak kullanılır.

Bu şarkıda, şarkıcı “kimyasal, fiziksel kriptonit”ten bahsetmekte. Büyük ihtimalle bu kadın ile kendisi arasında birbirlerine karşı hissettikleri fiziksel ve kimyasal çekimin birbirlerinin kriptoniti olduğu anlamındadır. Birbirlerini o kadar çok seviyorlar ki bu onları güçsüz hissettiriyor!

Örnek:

Whenever I have ice cream in my freezer, it’s like my kryptonite. I can’t resist it, and I eat it incredibly fast.
Ne zaman buzdolabında dondurma olsa, bu benim kriptonitimdir, ona karşı koyamam. 

20. We were bound to get together

Kelime anlamıyla “be bound to something” bir şeye bağlı olmak ve bu yüzden ondan kaçamamak anlamındadır.

Eğer bir şey için bound to do ifadesini kullanırsan bunu yapmamanın imkansız, kaçınılmaz olduğunu kastedersin. Genellikle bu ifade bir fiil ile kullanılır.

Bu yüzden şarkıcı bir araya gelmek istemedikleri halde başka seçeneklerinin olmadığını söylüyor. Bir başka ifadeyle, bir araya gelmek zorunda kaldılar.

Örnek:

Don’t worry about your exam! You have been doing all the homework assignments, and you studied extra hard this entire semester. You’re bound to get a good grade!
Sınavları için endişelenme! Bütün ev ödevlerini yapıyorsun ve bütün dönem boyunca ekstra çok çalıştın. İyi bir not alman kaçınılmaz.  

3. Şarkı: Ed Sheeran’den “Thinking Out Loud”

Kosta Rika’daki öğrencilerim bazılarının favorisi olan bir aşk şarkısıdır.

Şarkının sözlerinde Ed, yaşlandıklarında bir çiftin nasıl hala birbirlerine aşık olduklarını anlatıyor. Bu listedeki diğer şarkılar gibi ilginç bir videoya sahip fakat aslında bu şarkının sözleri ile alakalı değil ama bizim için önemli olan yaygın İngilizce deyişler.

  1. Sweep you off (of) your feet

Sweep  kelimesi “brush” fiiline benziyor (#9’a bak). Bir alanı temizlemek için bir araç veya ellerin ile hareket etme anlamındadır. Zeminleri süpürge ile süpürebilirsiniz.

Sözlük anlamıyla birinin ayakların süpürdüğünde bu kişiyi kollarına alman anlamına gelir.

Eğer bunu mecazi olarak yaparsan, çok etkileyici ve romantik bir şey yaptığın ve bu kişinin sana aşık olduğu, aklını başından aldığın anlamına gelir.

Örnek:

Roger completely swept Betty off of her feet during their wedding. It was amazingly romantic.He got her favorite band, Iron Maiden, to play  for their first dance.
Roger, düğün sırasına Betty’nin aklını başından aldı. Çok romantikti. Onun en sevdiği grup, Iron Maiden’ı ilk danslarında “I Will Always Love You” çalması için getirdi.     

22. Fall in love

Bu da daha önce duymuş olabileceğin bir başka ifade. Eğer biriyle fall in love with olduğunu söylersen bu onu sevmeye başladığın, aşık olduğun anlamındadır.  Aşk bazen bir süreçtir!

Birbirinize gönüllerinizi kaptırdığınızda aşık olduğunuzu söyleyebilirsin.

Örnek:

Helga fell in love with Pedro when she discovered that he could sing, dance, build furniture and even cook the most delicious soup she had ever eaten. He was the perfect man for her. Şarkı söylediğini, dans ettiğini, mobilya yaptığını ve o ana dek yediği en lezzetli çorbayı yaptığını öğrendiğinde Helga Pedro’ya aşık oldu. Pedro onun için mükemmel bir adam. 

23. Thinking out loud

Bu şarkının ismi İngilizcedeki yaygın bir ifadedir. Makul fikirlerden bahsettiğin anlamına gelir fakat odaklanmak veya mantıklı olmak zorunda değilsin.

Duymuş olabileceğin benzer bir kelime, gerçekçi olmasa bile olabildiğince çok fikir düşünmek anlamına gelen “ to brainstorm” (beyin fırtınası yapmak) söylenebilir. Sesli düşünmek de diyebilirsin.

Örnek:

I’m just thinking out loud here, but maybe we can solve our problem if we increase the cost of the product by a dollar a unit? It might not work, but I’d like to hear other suggestions also. Burada sadece sesli düşünüyorum fakat belki bir dolara göre birim maliyetini artırırsak sorunumuzu çözebiliriz. İşe yaramayabilir fakat diğer önerileri de duymak istiyorum.  

  24. Evergreen

Evergreen genellik yıl boyunca yeşil kalan ağaç türlerini ifade eder. Bu ağaçlar normal yaprak yerine iğne yapraklara sahiptirler bu yüzden havalar soğuduğunda diğer ağaçlar gibi yapraklarını kaybetmezler. Örneğin bir çam ağacını düşün

Bu koşulda evergreen  mecazi bir ifadedir, “always true” (daima doğru) veya ilişkinin durumuna göre “always alive” (daima canlı) anlamına gelir.

Örnek:

My grandparents’ love was evergreen. They were married for over 50 years and they seemed to always be happy and in love.
Büyük annem ve büyük babamın aşkları daima canlıydı. 50 yıldan fazla evli kaldılar ve daima mutlu ve birbirlerine aşıktılar. 

4. Şarkı: Beyoncé’dan “Single Ladies (Put A Ring On It)”

Bu şarkıyı sona sakladım çünkü en hızlı şarkı sözlerine sahip bu yüzden anlaşılması en zor olan şarkı olabilir.

Videoda hızlı dansa uyabilecek hızlı şarkı sözlerine ihtiyacın var.

Ayrıca muhtemelen en karmaşık dil bilgisine sahip. Şarkıda, geçmiş pişmanlıklardan bahsetmek için kullanılan dil bilgisi kurallarını kullanarak bir zamanlar sona ermiş bir ilişkiden bahsediyor. Fakat birazdan daha fazla şey göreceğiz.

25. Broke up

Broke up, bir şeyi yok etmek, bir şeyi küçük parçalar haline getirmek veya bir ilişkiyi bitirmek anlamında olan break up öbek fiilinin geçmiş zaman halidir.

Eğer biriyle break up with olursan ilişkin bitmiştir. Eğer bir kişi senle break up with olursa ilişkiyi bitirir. Eğer bir ilişkideki her iki kişi birlikteliklerini bitirmenin daha iyi olduğuna karar verirlerse onların brake up yani ayrıldıklarını (bu kararın karşılıklı olduğunu) söylersin.

Örnek:

Vincent has been really sad ever since his girlfriend broke up with him. We should invite him to go to the beach with us, since he needs a distraction.
Vincent, kız arkadaşı ondan ayrıldığından beri gerçekten çok üzgün. Biraz uzaklaşmaya ihtiyacı olduğundan bizimle plaja gelmesi için davet etmeliyiz. 

26. To trip

İlk olarak dikkat et bu bir fiil. Eğer bir isim olsa bir trip seyahat ederken yaptığın şey olur. “You take a trip.” Yolculuğa çıkarsın. “You go on a trip.” Geziye çıkarın.

Burada Beyoncé’un kastettiği bu değil. Bu durumda trip  kelimesini, gerçekten tuhaf, saçma veya kötü bir şey yapmak anlamına gelen argo bir fiil olarak kullanıyor.  Bu gayri resim, gündelik bir İngilizce kullanımdır.

Ek bir not olarak, “trip” bir fiil olarak uyuşturucu kullanmak anlamına da gelir bu yüzden bu kelimeyi nasıl kullandığına dikkat etmelisin.

Örnek: 

Mary must be tripping if she thinks that I’m going to sing karaoke in front of the whole school. She knows that I am a terrible singer and I don’t like people watching.
Eğer Marry bütün okulun önünde karaoke yapacağımı düşünüyorsa saçmalıyor olmalı. Benim çok kötü bir şarkıcı olduğumu biliyor ve insanların beni izlemesinden hoşlanmıyorum. 

27. Acting up

Eğer biri veya bir şey acting up yapıyorsa normal davranış veya işlevlerinin dışında farklı bir şekilde hareket ediyor anlamındadır.  Genellikle olumlu bir düşünce değildir fakat şarkıda nötr hatta olumlu gibi görülüyor.

Örnek: 

My car has been acting up lately and it’s making some strange sounds. I should probably take it to the mechanic.
Son zamanlarda arabam teklemeye başladı ve tuhaf sesler çıkarıyor. Büyük olasılıkla bir tamirciye götürmem gerekecek. 

28. I can care less

Bu ilginç bir ifadedir.

Eğer I can care less veya I could care less dersen bu bir şeyin senin için önemli olmadığı anlamına gelir.  Bazen insanların buna zıt bir ifade kullandıklarını duyabilirsin – I can’t care less ya da I couldn’t care less – ikisinde aynı anlama geliyor. Bazen İngilizcenin tuhaf olduğuna bu bir örnektir.

Örnek:

I could care less if you’re hungry. It’s not lunch time, and you need to finish this project immediately, or we’re both going to get fired.
Aç olup olmadığın umurumda değil.
Yemek vakti değil ve derhal bu projeyi bitirmen gerekiyor ya da ikimizde kovuluruz. 

29. Pay attention

Eğer bu ifadeyi de daha önce duyduysan bu gayet güzel fakat buna değinmek istiyorum çünkü öğrencilerim sıklıkla bu ifade ile sorun yaşıyor. Bazen öğrencilerim “put attention” şeklinde söylüyorlar fakat bu doğru değil. Tuhaf gelse bile “pay” fiilini kullanmalısın.

Örnek:

I hope you paid attention to all of these new words and phrases, since they can help you improve your English!
İngilizceni geliştirmene yardımcı olacağı için umarım tüm bu yeni kelime ve ifadelere dikkat edersin! 

Elbette, günlük hayatta söylenen, yaygın İngilizce deyişler bu kadar değil ama şimdilik bu kadar yeter. Umarız bu konuda you have the eye of the tiger ve bu yeni ifadelere pay attention.

Bunların dışında pek çok deyim olduğunu bildiğimizden hold my breath yapmak zorunda kalmayız. Breaking point‘ine ulaşmak için bu kadarı had enough.

Eğer don’t hold back yapmıyorsan ve gerçekten sıkı çalışıyorsan bu yeni kelimeleri öğrenerek earn your English stripes senin için bound to olabilir.

Bu ifade veya deyimlere karşı fall in love with hissedebilirsin.

Bu son paragraflar biraz komik gelebilir. Öğrendiğin yaygın İngilizce deyişler geçiyor çünkü sana yazıyı bitirmeden önce son bir kez hatırlatmak için böyle yazdık. Ama biliyoruz ki son olarak bahsettiğimiz bu cümlelerdeki deyimlerin hepsini hatırlıyorsun. Eğer unuttukların varsa tekrar yukarıdaki yaygın İngilizce deyişlere göz atmayı ihmal etme!


Ryan Sitzman Kosta Rika’da İngilizce ve bazen Almanca öğretiyor Öğrenmeye, kahveye, dillere, yazmaya, fotoğrafçılığa, kitaplara, filmlere, bu sırayla olmasa bile tutkuyla bağlı. Kendisine ait Sitzman ABC web sitesi aracılığıyla onunla iletişime geçebilir veya daha fazla şey öğrenebilirsin.

Bu gönderiyi beğendiyseniz içimden bir his FluentU'ya bayılacağınızı söylüyor. FluentU, gerçek dünya videolarıyla İngilizce öğrenmenin en iyi yolu.

Ücretsiz Kaydol!

Comments are closed.

Enter your e-mail address to get your free PDF!

We hate SPAM and promise to keep your email address safe

Close