ingilizce-sarkilar-deyimler

İngilizce Deyimler için Müzikal Rehber: İngilizce Şarkılarda Geçen 20 Deyim

“It’s raining cats and dogs.”

Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun?

Eğer İngilizceni geliştirmek istiyorsan daha fazla idioms yani İngilizce deyimler, öğrenerek başlayabilirsin.

Deyimler çok sık kullanılır ve önemlidir, ayrıca daha doğal İngilizce konuşmana yardım ederler.

“Ama, deyim nedir?” diye düşünüyor olabilirsin.

Eğer bunu merak ediyorsan, endişelenme, çok kolay! Idioms yani deyimleri, muhtemelen kullanmış ama ne demek istediklerini pek fark etmemiş olabilirsin.

Bir deyim (“idiomatic expression” – deyimsel ifade – olarak da adlandırılır) belirli bir anlama gelen yaygın bir söyleyiştir.

It’s raining cats and dogs” yağmurun, bardaktan boşalırcasına, çok şiddetli yağdığını ifade etmek için kullanılan bir deyimdir. Açıkçası kediler ve köpekler bulutlardan gerçekten düşmez fakat çok yaygın kullanılan komik bir ifadedir.

“Music to my ears” ise bir başkası. Eğer bir şeyin “music to your ears” olduğunu söylersen duymaktan mutlu olduğun bir şey anlamına gelir. Örneğin, eğer bana önemli bir sınavdan yüksek bir not aldığımı söylersen şöyle diyebilirim: “That’s music to my ears!” “Bunu duymak çok güzel!” Sözlerinin bir melodi gibi geldiğini kastetmiyor sadece bunu duyduğuma mutlu olduğumu ifade ediyorum.

Deyimlerle ilgili bir başka şey ise: genelde değişmezler yani ifade içerisindeki herhangi bir kelimeyi değiştirirsen hiçbir anlam ifade etmez. Örneğin, “it’s raining trucks and beer” dersen büyük ihtimalle insanların kafası karışacak.

Bugün İngilizce şarkılar içinde bulabileceğin gerçekten faydalı ve en çok kullanılan 20 deyime bakacağız.  İngilizce deyimler ve anlamları birlikte yer alacak. İngilizce şarkılarda deyimlerin nasıl kullanıldığını duymak, onları aklında tutmana yardımcı olacak. Bu şarkıları İngilizce dinleme alıştırmalarına kolaylıkla ekleyebilirsin.

Her bir deyimin neden ve şarkı sözlerinde nasıl kullanıldığını göreceğiz ayrıca deyimler ve açıklamaları ekstra örneklerle pekişmiş olacak.

Bunların bazıları bir native speaker için bile gerçekten çok komik. Dolayısıyla bu yeni deyimleri conversation etkinliklerinde kullanarak yeni vocabulary kelimelerini eğlenceli bir şekilde pratik yapmış olacaksın.

İngilizce Deyimler: İngilizce Şarkılarda En Çok Kullanılan 20 Deyim

Learn a foreign language with videos

1. go crazy

Şarkı: Prince’den “Let’s Go Crazy”  (Şarkı) (Şarkı Sözleri)

Bu şarkı ile başlamak istedik çünkü Prince’i çok seviyoruz ve aramızdan ayrıldığı için çok üzgünüz. Aramızdan ayrılmasına rağmen, müziği yaşamaya devam edecek ve bu gerçekten çok kullanılan bir deyim olmayı sürdürecek.

“To go crazy” delirmek (aklını kontrol edememek), çıldırmak, kafayı yemek anlamına gelir. Fakat bu şarkıda “go crazy” coşkulu olmak veya eğlenceli, iyi vakit geçirmek anlamlarına da geliyor. Bu parçada kullanılan bir başka benzer ifade ise “go nuts” veya “get nuts”.

Örnek: I’ve been working here at my desk for three hours without a break.  If I don’t go outside to get some fresh air soon, I think I’ll go crazy!
Burada mola vermeden üç saattir masamda çalışıyorum. Eğer en kısa zamanda biraz hava almak için dışarı çıkmazsam sanırım kafayı yiyeceğim!

2. give up

Song: Raphael Saadiq’tan “Never Give You Up”  (Şarkı) (Sözleri)

“Give up” pes etmek, denemeyi bırakmak, vazgeçmek anlamında bir phrasal verb. Aslında pek çok şarkıda sık kullanılan ifadelerden. Bu özel şarkıda, Raphael Saadiq ilişkisinden asla vazgeçmeyeceğini söylemek için kullanıyor.

Bu deyimin geçtiği daha fazla şarkı dinlemek istersen Peter Gabriel ve Kate Bush’tan “Don’t Give Up” şarkısını tavsiye ederiz.  Biri The Black Keys tarafından daha meşhur olanı ise Rick Astley tarafından söylenen “Never Gonna Give You Up” isimli şarkılarda var.

Örnek: Sheila has failed two Japanese exams, but she’ll keep on trying until she passes it.  She said she’s not going to give up.
Sheile iki Japonca sınavından da başarısız oldu fakat geçene kadar denemeye devam etti. Asla pes etmeyeceğini söyledi.

3. basket case

Song: Green Day’den “Basket Case” (Şarkı) (Sözleri)

“Basket case”in anlamı bizim ilk “go crazy”e çok benziyor. Fakat en büyük fark “go crazy” bir eylem iken “basket case” ise bir kişi hakkında konuşurken kullanabileceğin bir isimdir. Bir başka farkta “go crazy” çok güçlü değildir fakat eğer birine “basket case” yani deli diye seslenirsen kırılabilir hatta sana kızabilir. Kendin, arkadaşların veya ailen ile ilgili şaka yaparken kullanabileceğin fakat asla tanımadığın kişilere söylememen gereken bir tür ifadedir.

Bu şarkı, delireceğini düşünen bir adam hakkında. “basket case” deyimi aslında sadece başlıkta var ama şarkı sözlerinde yok. Kullandığı bir başka İngilizce güzel kelime de çıldırmak anlamına gelen “crack up”.

Örnek: I was a real basket case when I arrived home after my long trip. I had been flying for over 30 hours, and two of the planes were delayed.
Uzun yolculuğun ardından eve geldiğimde tam bir kaçıktım. 30 saatten fazla bir süre uçuyordum ve iki uçağım gecikmişti.

4. mixed up

Song: Sophie Ellis-Bextor’dan “Mixed Up World” (Şarkı) (Sözleri)

“Mixed up” ifadesi, birinin kafasının karışık veya bir şeyin kafa karıştırıcı, karmakarışık olduğu veya sadece normal olmadığı anlamına gelir. “Mix” fiilinin kendisi, bir şeyi karıştırırken ve birleştirirken kullanılır. Dolayısıyla bir şeyin normal düzeninden farklı bir halde “mixed up” olduğunu düşünebilirsin.

Sophie Ellis-Bextor, zorlu bir süreçten geçtiği için kafasının nasıl karıştığını bu şarkıda söylüyor. Fakat aynı zamanda eğer hayatı zor olarak düşürsen senin de güçlü olduğunu unutmaman gerektiğini söylüyor.

Bu şarkıda iki tane daha en çok kullanılan deyimlerden var: “mixed up” ile aynı anlamda olan “messed up”ı da hemen başlangıçta söylüyor. Tabi tahmin edebiliyorsun ki “going crazy” yani kafayı yiyeceğini de ifade ediyor.

Örnek: We were trying to drive to the swimming pool, but we got our directions mixed up. Fortunately, we asked a woman on the side of the road, and she told us how to get to the pool. Yüzme havuzuna arabayla gitmeye çalışıyorduk fakat yönümüzü karıştırmıştık. Allah’tan yolun kenarındaki kadına sorduk ve havuza nasıl gideceğimizi bize anlattı.

5. in your (wildest) dreams

Song: Taylor Swift’den “Wildest Dreams” (Şarkı) (Sözleri)

Rüyalar, uyurken hayal ettiğimiz veya gördüğümüz şeylerdir bu yüzden gerçek değiller. Aynı şekilde eğer “in your dreams”deki bir şeyin olacağını söylersen bunun gerçekten olacağını düşünmediğini veya bunun imkansız olduğunu düşündüğünü kastedersin.

Taylor Swift’in bu şarkısında bir erkeğe wildest rüyalarında olsa bile bazı şeyleri söylemesi gerektiğini anlatıyor. Burada “wildest”, “craziest” (en çılgın) veya “most impossible” (en imkansız) anlamına gelir. Hızlı bir not olarak, bu şarkının Ryan Adams tarafından seslendirilen bir başka versiyonu da var ve oldukça iyi.   “Wildest Dreams” adında tamamen alakasız ama oldukça iyi bir Iron Maiden şarksı daha var.

Örnek: I would like for  to sing together at my birthday party, but I don’t think that will actually happen, even in my wildest dreams.
Doğum günü partimde Taylor Swift ve Iron Maiden’in birlikte şarkı söylemesini istiyorum fakat gerçekte hatta en çılgın rüyalarımda dahi olacağını hiç sanmıyorum.

6. poker face

Song: Lady Gaga’dan “Poker Face” (Şarkı) (Sözleri)

Poker oynar mısın? En iyi kartlara ya da en kötü kartlara sahip olsaydın yüzün nasıl olurdu hayal et! Elinde ne tür kağıtların olduğu yüz ifadenden anlaşılırsa iyi bir “poker face”e sahip olduğun söylenemez.

Eğer birine “poker face”nin olduğunu söylersen bu kişinin duygularını yüzünden okumanın zor olduğunu kastedersin. Birinin ne düşündüğünü bilmenin zor olduğunu söylemek istersen bu ifadeyi kartlar dışında da kullanabilirsin.

“Poker Face” şarkısında Lady Gaga bir adamın onun “poker face”ni okuyamadığını bu yüzden adamın kendisi anlamasının zor olduğunu ifade ediyor.

Örnek: I asked Vivianna what she thought of my new haircut, but she just said it looked “nice.” But she usually has a poker face and I can never tell what she’s really thinking.
Vivianna’ya yeni saç kesimimle ilgili ne düşündüğünü sordum fakat sadece “harika” görünüyor dedi. Fakat genelde duygularını belli etmeyen ifadesiz bir yüzü var ve asla gerçekten ne düşündüğünü anlatamam.

7. make up your mind

Song: Glen Hansard ve Marketa Irglova’dan “When Your Mind’s Made Up” (Şarkı) (Sözleri)

“Make up your mind” ifadesi bir karar vermek anlamına gelir. “Your” kelimesini diğer “her”, “his” gibi diğer possessive adjectives (iyelik sıfatları) ile de değiştirebilirsin.

“Once” (Bir Zamanlar) filmindeki bu şarkıda şarkıcı “when your mind’s made up” ifadesini kullanıyor. Bu bir kişinin çoktan karar verdiği ve büyük ihtimalle de kararını değiştirmeyeceği anlamına geliyor. “When your mind’s made up” yani karar verdiğin zaman konuşmanın hiçbir anlamı olmadığını söylüyor.

Örnek: Xavier can’t make up his mind whether he wants chocolate or strawberry ice cream, but I already finished my ice cream cone five minutes ago!
Xavier, çikolatalı mı yoksa çilekli dondurma mı istediğine karar veremedi fakat beş dakika önce ben külah dondurmamı bitirdim.

8. time after time

Song: Cyndi Lauper’dan “Time After Time” (Şarkı) (Sözleri)

Eğer bir şeyin “time after time” gerçekleştiğini söylersen bunun çok sık gerçekleştiğini demek istersin. Ayrıca “time and again” veya basitçe “again and again” şeklinde de söyleyebilirsin.

Bu şarkı, başka bir arkadaşını “time after time” destekleyen bir arkadaşı anlatmak için bu ifadeyi kullanıyor. Arkadaş diğer arkadaşa “time after time” veya gerekli olduğu kadar çok kez yardım ediyor.

Örnek: Time after time, I’ve told my grandma that she doesn’t need to cook meals for me, but she still does it.  I’ve just accepted that she likes to cook and she wants to be nice, so I don’t argue anymore.
Defalarca büyük anneme benim için yemek pişirmesine gerek olmadığını söyledim fakat hala yapıyor. Yemek pişirmeyi sevdiğini ve nazik olmak istediğini kabul ettim bu yüzden artık tartışmıyorum.

9. cruel to be kind

Song: Nick Lowe’den “Cruel To Be Kind” (Şarkı) (Sözleri)

İster inan ister inanma, “cruel to be kind” ifadesi aslında ilk defa William Shakespeare’in “Hamlet” oyununda “I must be cruel, only to be kind.” repliğinde kullanılıyor. Hala bu ifadeye çokça yakın bir versiyonu olan “you have to be cruel to be kind” cümlesini kullanıyoruz ve anlamı aynı. Zalimce olduğunu veya bir insanı inciteceğini bildiğin halde aslında ona yardım etmek için bunu yapmak veya söylemek zorunda olduğunda bunu söylersin. Hani dost acı söyler deriz ya o türden. Buna bazen “tough love” da (birinin iyiliği için bağrına taş basma) denir.

Nick Lowe’ın şarkısında, bir kadının ona nasıl kötü davrandığını anlatıyor fakat kadın da onu sevdiği için bu kadar zalim olduğunu açıklıyor. Ona böyle davranmaktan dolayı kendini kötü hissetmemesinin dışında belki sadece zalimliğine bahane bulmak için bu deyimi kullanıyor.

Örnek: We really need to talk to Kristina about her work clothes.  She thinks they’re OK, but the bosses are saying she looks unprofessional and that they might need to fire her. I guess we’ve got to be cruel to be kind and tell her that her clothes actually are pretty terrible.
Kristina ile iş kıyafetleri konusunda gerçekten konuşmalıyız. Onların uygun olduğunu düşünüyor fakat patronlar profesyonelce hiç görünmediğini ve onu işten çıkarmak zorunda kalabileceklerini söylüyor. Sanırım, bu onu üzecek olsa da kıyafetlerinin gerçekten kötü olduğunu ona söylemek zorunda kalacağız, dost acı söyler!

10. take your breath away

Song: Berlin’den “Take My Breath Away” (Şarkı) (Sözleri)

Bu ifade bir şeyin inanılmaz veya şaşırtıcı olduğu anlamına gelir.  Sadece bir şeyin seni şoke ettiğini ve nefessiz kaldığını hayal et.

Bu şarkı temelde bir aşk şarkısı ve şarkıcı iki insanın birbirlerinin nefesini kesecek şekilde nasıl aşık olduğunu anlatıyor. En azından biz öyle düşünüyoruz. (Şarkı sözlerinin aslında %80’i laf kalabalığı ama yine de harika bir şarkı.)

Örnek: When Anna saw her new baby for the first time, the experience took her breath away.  She couldn’t believe how emotional she felt.
Anna bebeğini ilk kez gördüğü zaman nefesi kesildi. Ne kadar duygulandığına inanamadı. 

11. you win some, you lose some

Song: Robbie Williams’dan “Win Some, Lose Some” (Şarkı) (Sözleri)

Zor bir tecrübe yaşayan birine bu ifadeyi söyleyebilirsin.  Eğer “you win some, you lose some,” dersen bu birini cesaretlendirmenin ve her zaman başarılı olamayacağı göstermenin bir yoludur, dolayısıyla başarısız olursan da ilerlemeye devam etmelisin. Bir başka benzer deyim ise “you can’t win ’em all.”

Bu şarkıda Robbie biten bir ilişkiden bahsediyor fakat bundan dolayı çok üzgün görünmüyor.  “You win, and sometimes you lose” diyerek kimi zaman kazanabileceğini kimi zaman da kaybedebileceğini, her zaman başarılı olamayacağını söylüyor.

Örnek: I was excited because I found $10 in the street, but later that day I got a parking ticket for $20.  Oh well, you win some, you lose some.
Heyecanlandım çünkü yolda 10 dolar buldum fakat bir başka gün 20 dolar park ücreti ödedim. Yani bazen kazanırsın bazen kaybedersin.

12. opposites attract

Song: Paula Abdul’dan “Opposites Attract” (Şarkı) (Sözleri)

Birbirinden çok farklı görünen iki insan arkadaş olduğu veya bir ilişki yaşadığı zaman bunu açıklamak için insanlar bu deyimi kullanırlar.

Şarkı ve 1990’ların klibi biraz cheesy (sıradan) ama nasıl iki insan (veya eğer bu müzik videosunu izlersen bir insan ve bir kedi) oldukça farklı olup yine de birbirine aşık olabilir pek çok örneğe sahip.

Örnek: Jenny has been a vegetarian and a peace activist for years, so we were all surprised when she started dating Wayne, a beef farmer who was in the military. I guess opposites really do attract!
Jenny yıllardır bir vejeteryan ve barış aktivisti bu yüzden ordudaki bir çiftçi olan çiftçi Wayne ile çıkmaya başladığında hepimiz çok şaşırmışdık. Sanırım gerçekten zıt kutuplar birbirini çekiyor.

13. get down

Song: Kool and the Gang’den “Get Down On It” (Şarkı) (Sözleri)

İçeriğe bağlı olarak phrasal verb “get down” birkaç farklı anlama gelebilir.  Fakat bu durumda, dans etmek veya bir partide eğlenmek anlamına gelebilir. Bu yüzden eğer birinin “let’s get down” dediğini duyarsan bu “let’s party!” yani haydi parti yapalım demek gibidir.

Bu Kool and the Gang şarkısı harika fakat oldukça basit. Esasen şarkıcı birini dans pistine çıkması ve dans etmesi için zorluyor. Şaşırtıcı olmayan ise K.C. ve Sunshine Band’in “Get Down Tonight” şarkısında benzer bir mesajı olması.

Örnek: I think that every wedding DJ has a few special songs that he or she can play to start the party and make everyone get down.
Bence her düğün DJ’in eğlenceyi başlatmak ve herkesi dans ettirmek için birkaç özel şarkısı var. 

14. get/pull yourself together

Song: Robyn’den “Get Myself Together” (Şarkı) (Sözleri)

Bir kişinin daha tertipli, düzenli, olması gerektiği anlamına gelen bir deyimdir. Şaşırdığında, kafan veya ortalık karıştığında yukarıda 4 numarada olduğu gibi temel olarak yapman gereken şey.  Bir kişinin pek çok farkı parçadan oluştuğunu ve bu parçaların her birinin bir yerde olduğunu hayal et! Tekrar her şeyin iyi ve yerinde olması için bu parçaları toplamaya ihtiyacın var.

Robyn’in bu şarkısında şarkı sözlerinin büyük kısmı onun parçalara ayrıldığı ve kafasının karışık olduğuna dair.

“When nothing else fits, pick up the pieces and move on…”
“Hiçbir şey uymadığında parçaları topla ve devam et…”

“I’ve got to get my head back on…”
“Kafamı toplamam lazım…”

“There’s no denying the mess that I got us in…”
“Bizi içeri aldığımdaki dağınıklığı inkar etmenin gereği yok…”

“Just can’t make sense of it all, it’s like my mind is gone…”
“Yalnızca her şey mantıklı gelmiyor, kafam gitmiş gibi…”

O zaman demek ki kafası baya karışmış gibi gözüküyor.

Örnek: Wow, you shouldn’t be calling your ex when you’re drunk. Give me your phone now, and I’ll give it back to you tomorrow after you get yourself together.
Hey, sarhoşken eskini aramamalısın. Artık telefonu bana ver ve kendini topladıktan sonra telefonu yarın sana geri vereceğim. 

15. hold back

Song: Survivor’dan “I Can’t Hold Back” (Şarkı) (Sözleri)

“Hold back” ifadesi bir şeyi yapmaktan kedini tutmak, duygularını ifade etmemek veya moderate, ılımlı olmak anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, bir şeyi %100 yapmamaya çalışmak anlamına gelir.

Buradaki bütün şarkılar güzel ancak bu şarkı, bu makalenin favori şarkısı olabilir.  Bir adamın aşkını ve tutkusunu ifade etmekten kendini nasıl alamadığını anlatan bir aşk şarkısı.

Example: When the wedding DJ started playing “Get Down On It,” Betty couldn’t hold back. She simply had to get down and start dancing!
Düğünün DJ’i “Get Down On It” şarkısını çalmaya başladığında Betty kendini tutamadı. Hemen piste yöneldi ve dans etmeye başladı!

16. dream come true

Song: Hall and Oates’den “You Make My Dreams” (Şarkı) (Sözleri)

“In your dreams” ifadesinde olduğu gibi eğer rüyalarından bahsediyorsan normal olarak fantezilerden ve hayali şeylerden konuşuyorsundur. Eğer bir şey için “dream come true” denirse imkansız gibi görülen bir şeyin bir şekilde gerçekleşmesi ve bununda mükemmel olduğu düşünüldüğünde bu ifade kullanılır.

Hall and Oates’in bu şarkısı rüyalarının kızını bulan bir adam hakkında. Bonus olarak belirtelim ki şarkı sözlerinde rüyalarının “mixed up”, darmadağın, olduğunu fakat bu kızın “pull them all together” hepsini toparlamasına yardım ettiğini söylüyor.  Hatırlıyor musun? Bunların en çok kullanılan deyimler olduğunu anlatmıştık.

Örnek: It would be a real dream come true if I could work at home for five hours a week doing something I love, and somehow still earn $50,000 a month for doing it!
Sevdiğim bir şeyi yaparak haftada beş saat evde çalışırsam ve bunu bir şekilde yapmak için 50.000 dolar kazanabilirsem bu gerçekleşebilecek bir rüya olur!

17. fight fire with fire

Song: Metallica “Fight Fire With Fire” (Şarkı) (Sözleri)

“Fight fire with fire” dersen, sana biri saldırırsa savaşmak için aynı taktiği (strateji ve yollar) kullanman gerektiği anlamında gelir. Aksi takdirde yenilebilirsin. Bir başka benzer deyiş ise “Don’t bring a knife to a gunfight”.

Metallica’nın bu şarkısında şarkı sözleri anlaşılması biraz zor ama nükleer savaştan bahsediyor olabilirler. Eğer “fight fire with fire” yaparsak yani ateşe ateşle karşılık verirsek dünyanın yok olacağını söylediğinden karamsar bir şarkı.

Bu deyimin geçtiği başka şarkılar istersen Kansas’dan “Fight Fire With Fire” ve Kenny Rogers’dan “Fightin’ Fire With Fire” şarkılarına göz at.

Örnek:  The politicians are all using negative advertisements against each other. They seem to think that they can fight fire with fire, but I think it just makes everyone trust politicians less.
Politikacılar birbirlerine karşı olumsuz reklamlar kullanıyorlar. Ateşe ateşle karşılık verilebileceğini düşünüyorlarmış gibi görünüyorlar fakat bence bu yalnızca politikacılara insanların daha az güvenmesini sağlıyor.

18. what you see is what you get

Song: Tina Turner’dan “What You Get Is What You See” (Şarkı) (Sözleri)

Bir şeyi saklamadığını ve gizlemediğini anlatmak isterken bu ifadeyi kullanabilirsin. Temel olarak her şey görülebilir. Bu deyim öyle yaygın ki bilgisayar programlamada bile kullanılıyor hatta “WYSIWYG” şeklinde kısaltılıyor.

Tine Turner’ın şarkısı “What You Get Is What You See” aslında bu deyimin ters halidir ama aynı anlama gelir. Tina Turner, daha iyi bir ritim yakalamak için deyimi değiştirmiş olabilir. Şarkıda bazı adamların aslında olmadıkları bir şeymiş gibi nasıl davranmaya çalıştıklarını anlatıyor fakat çok açık: Onunla saklanacak, gizlenecek bir şeyin olmadığını kabul edecek bir adam istiyor.

Örnek: If you want to buy a used car, I’d recommend Ted’s Auto Sales. The cars aren’t perfect, but Ted doesn’t try to pretend that they’re perfect.  With him and his cars, what you see is what you get, and you can be sure that he’ll be honest with you.
Eğer kullanılmış bir araba alacaksan sana Ted’s Auto Sales’i tavsiye ederim. Arabalar mükemmel değil ama Ted mükemmellermiş gibi yapmaya çalışmaz. Onunla ve onun arabaları ile neyi görüyorsan onu alırsın ve sana karşı dürüst olacağına emin olabilirsin.

19. work it out

Song: Dave Matthews Band’in yer aldığı Jurassic 5’ten (Şarkı) (Sözleri)

“Work it out” ifadesi genellikle bir probleme çözüm bulmak, halletmek anlamına gelir.

Şarkı bu fikri çok kullanır ve şöyle söyler:

“If you ain’t happy with yourself you need to work it out…”
“Eğer kendinle mutlu değilsen, bunu halletmelisin…”

“I work it out when the situation seems unworkable…”
“Durum yapılması imkansız görünürse bir çözüm yolu bulurum…”

Başka diğer harika şarkılarda da bu deyimi bulabilirsin: Tom Petty’den “It’ll All Work Out“, The Beatles’dan “We Can Work It Out” ve Public Enemy’den “Brothers Gonna Work It Out

Örnek:  I’m not sure how we’ll get from the airport to the hotel, but we can work it out tomorrow. There are still two days left until our trip.
Hava alanından otele nasıl gideceğim konusunda emin değilim fakat yarın bunu halledeceğim.

20. too little, too late

 Song: Pat Benatar’dan “Little Too Late” (Şarkı) (Sözleri)

Bu deyim diğerlerinden daha belirgin olabilir. Birisi sana yardım etmeye çalıştığı zaman söyleyeceğin şey fakat karşındaki kişinin yaptığı şeyler çok küçük veya durum değiştiği için aslında pek de yardımcı olmaz. “Thanks for nothing” düşüncesine benziyor.

Bu şarkıda Pat Benatar, erkek arkadaşından nasıl ayrıldığını anlatıyor ama şimdi erkek arkadaşı ona geri dönüp tekrar bir arada olmak istediğini, çok geç kaldığını, iş işten geçti diye anlatıyor. Fakat “a little too little, it’s a little too late” diye ona sesleniyor. Bir başka deyişle eğer erkek arkadaşı ona gerçekten geri dönmek isteseydi çok daha önceden denemeliydi ve daha çok çabalaması gerekliydi.

Örnek: The managers tried to save the failing company, but it was too little, too late. There were too many problems and the company had to close.
Yöneticiler batan şirketi kurtarmaya çalıştı fakat iş işten geçmişti. Çok fazla problem vardı ve şirket kapanmak zorunda kaldı.

 

İngilizce deyimler ve anlamları bazen göz korkutsa da başlamak ve yenilerini öğrenmek için hala geç kalmış sayılmazsın. Asla “too little, too late” değil yani.

Bazen “mixed up” olsan bile “pull yourself together” ve asla “give up”.

Eğer kendini “hold back” yapmazsan İngilizce öğrenme “dreams come true”, değil mi? Haydi bu en çok kullanılan deyimleri bir daha gözden geçir!


Ryan Sitzman Kosta Rika’da İngilizce ve bazen Almanca öğretiyor Öğrenmeye, kahveye, dillere, yazmaya, fotoğrafçılığa, kitaplara, filmlere, bu sırayla olmasa bile tutkuyla bağlı.  Kendisine ait Sitzman ABC web sitesi aracılığıyla onunla iletişime geçebilir veya daha fazla şey öğrenebilirsin.

Bu gönderiyi beğendiyseniz içimden bir his FluentU'ya bayılacağınızı söylüyor. FluentU, gerçek dünya videolarıyla İngilizce öğrenmenin en iyi yolu.

Ücretsiz Kaydol!

Comments are closed.