anadiliniz-gibi-ngilizce-konuabilmeniz-iin-20-nemli-ngilizce-deyim

Anadiliniz gibi İngilizce konuşabilmeniz için 20 önemli İngilizce deyim

Diyelim ki bir Amerikan barındasınız.

Ses düzeyi yüksek ancak yine de insanların dediklerini duyabiliyorsunuz.

Yanınızda içen bir arkadaş kitaplara vurmaktan söz ediyor…

…ve bir diğeri birinin kolunu burkmaktan bahsediyor…

…ve anladığınız kadarıyla birisi de arkadan bıçaklanmış.

Neler oluyor?

Bir yandan başınızı kaşırken bir yandan da kelimeleri anlamanıza rağmen neden ne demek istediklerini anlayamadığınızı merak ediyorsunuz.

Öyleyse, İngilizce deyimlerle ilk karşılaşmanızı yaşadınız.

Learn a foreign language with videos

İngilizce Deyimler nelerdir?

İngilizce deyimler, kelimelerin tek tek anlamlarına bakıldığında genel anlamını çıkaramadığınız ancak  anlamı olan bir grup kelimedir.

Onlar zaman içinde oluşmuş olduğundan size rastgele görünebilir. İngilizce deyimler çoğunlukla benzerliklere ve metaforlara dayanır.

Günlük İngilizce’de çok sık kullanıldıklarından, onları bilmiyorsanız, içeriklerini anlamanız  neredeyse olanaksızdır.

Neden İngilizce deyimleri öğrenmelisiniz?

Bu size tanıdık geliyor mu?

Siz geleneksel dersler aldınız.

Dilbilgisini, kuralları ve yüzlerce istisna durumu öğrendiniz.

Amerikalı bir öğrenciye rakip olabilecek kadar kelime biliyorsunuz.

Odanızın duvarında İngilizce’ye ne kadar hakim olduğunuzu kanıtlayan gururla sergilediğiniz birkaç sertifika bile asılı.

…o zaman bazı zamanlarda neden anlama güçlüğü çekiyorsunuz?

Konu dil öğrenmek olunca, ders kitaplarından öğrendikleriniz ve gerçek hayattan öğrendikleriniz arasında büyük farklar vardır.

Gerçekten ihtiyacınız olan şey İngilizce deyimlere ve ifadelere daha çok hakim olabilmektir.

Gündelik dilde kullanılan İngilizce deyimleri öğrenmek örneğin bir basketbol maçı, bira sohbeti, çalışma veya karşı cinsten biriyle randevu sırasında karşılaşabileceğiniz birçok durumda işinize yarayacaktır.

İngilizce deyimleri anlamakta kilit nokta, onlara hiçbir zaman sözcüğü sözcüğüne bakmamak ve o şekilde okumamaktır–bir kere deyimsel İngilizce’nin sır kapısını aralarsanız kodu çözmüş olursunuz!
İngilizce deyimleri öğrenmenize yardımcı olmak için, Amerikan İngilizce’sinde en yaygın kullanılan 20 deyim ve ifadeyi biraraya getirdik. Bunlar hem ESL öğrencileri hem de İngilizce öğrenen herkes için faydalı. Keyfini çıkarın!

ESL öğrencileri için 20 önemli İngilizce deyim

1. (To) Hit the books-İneklemek

Kelime anlamıyla düşünürsek, hit the books fiziksel olarak kitaplara vurmak, yumruklamak veya tokat atmak demektir. Ancak, bu deyim Amerikada üniversite öğrencileri arasında çok çalışan kişilere yönelik kullanılan yaygın bir İngilizce deyimdir. Basit anlamıyla “çalışmak” demektir ve arkadaşlarınıza inekleyeceğinizi söylemenin bir yoludur. Bu çalışma bir final için, vize için veya bir İngilizce sınavı için bile olabilir.

 “Sorry but I can’t watch the game with you tonight, I have to hit the books. I have a huge exam next week!”

2. (To) Hit the sack-yatmaya gitmek

Aynı ilk deyimde olduğu gibi, kelimesi kelimesine çeviri yaparsak bu da fiziksel olarak bir çuvala(genellikle un, pirinç ve hatta toprak taşımakta kullanılan büyük bir torba) vurmak veya onu dövmek demektir. Ancak gerçekte to hit the sack yatmaya gitmek demektir ve bunu arkadaşlarınıza veya ailenize çok yorgun olduğunuzu ve vurup kafayı yatacağınızı anlatmak için kullanırsınız.  Hit the sack demek yerine hit the hay de diyebilirsiniz.

“It’s time for me to hit the sack, I’m so tired.”

3. (To) Twist someone’s arm-dil dökerek ikna etmek

To twist someone’s arm kelime anlamına bakıldığında birinin kolunun alıp ters çevirmek anlamına gelir, ki bu da anlamına kelime kelime bakarsak çok acık verebilen bir eylemdir. Eğer sizin kolunuz ters çevriliyorsa, aslında kastedilen birisinin sizi başta yapmak istemediğiniz bir şeye ikna etmesidir.

Eğer siz  birinin kolunu ters çevirmeyi başarıyorsanız, deyim haliyle bu onu ikna etmekte çok başarılı olduğunuz ve o kişinin sonunda yalvardığınız şeyi yapmayı kabul ettiği anlamına gelir.

Tom: Jake you should really come to the party tonight!

Jake: You know I can’t, I have to hit the books (study).

Tom: C’mon, you have to come! It’s going to be so much fun and there are going to be lots of girls there. Please come?

Jake: Pretty girls? Oh all right, you’ve twisted my arm, I’ll come!

4. (To be) Up in the air-belirsiz olmak

Up in the air deyimini kelime kelimesine çevirirsek, bir şeyin havada asılı veya uçar vaziyette durduğu belki de bir uçakta veya bir balonda olduğu fikrine kapılırız. Ancak gerçekte biri size bir şeylerin havada asılı olduğunu  söylerse, deyim anlamıyla bu şeyler belirsiz ve belirli planlar henüz yapılmamış demektir.

“Jen have you set a date for the wedding yet?”

“Not exactly, things are still up in the air and we’re not sure if our families can make it on the day we wanted. Hopefully we’ll know soon and we’ll let you know as soon as possible.”

5. (To) Stab someone in the back-birini sırtından bıçaklamak

Eğer bu deyimi kelime anlamıyla dikkate alırsak, polisle başımız belada demektir, çünkü  bir bıçağı veya başka bir keskin cismi alarak birisinin sırtına batırmak anlamı anlaşılabilir.

Ancak bir deyim olarak birini sırtından bıçaklamak, bize normalde yakın olan ve güvenen bir insanı gizlice aldatmak ve güvenine ihanet etmek demektir. Bunu yapan insana da arkadan bıçaklayan deriz.

“Did you hear that Sarah stabbed Kate in the back last week?”

“No! I thought they were best friends, what did she do?”

“She told their boss that Kate wasn’t interested in a promotion at work and Sarah got it instead.”

“Wow, that’s the ultimate betrayal! No wonder they’re not friends anymore.”

6. (To) Lose your touch-bir konuda yeti yitirmek

Kelime anlamına bakarsak bu ifade de parmaklarınızla veya ellerinizle dokunma veya hissetme yeteneğinizi kaybetmeniz anlamına gelir. Ancak gerçekte to lose your touch bir şeylerle,insanlarla veya durumlarla başa çıkarken bir zamanlar sahip olduğunuz yetilerinizi kaybettiğiniz anlamına gelir.

Bu deyim belirli bir beceride ya da yetenekte genelde iyi olduğunuz ancak birden bir şeylerin ters gitmeye başladığı durumlarda kullanılır.

“I don’t understand why none of the girls here want to speak to me.”

“It looks like you’ve lost your touch with the ladies.”

“Oh no, they used to love me, what happened?”

7. (To) Sit tight--sabırlı olmak

To sit tight ilginç bir İngilizce deyimdir çünkü kelime kelime incelendiğinde vücudunuzu sıkıştırarak sıkı ve rahatsız bir şekilde oturmanız anlamına gelir ki gerçekten tuhaf görüneceğinizi söylemeye gerek bile yok. Ancak birisi size sıkı oturmanızı söylüyorsa gerçekte istediği sabırla beklemeniz ve aksi belirtilmedikçe harekete geçmemenizdir.

“Mrs. Carter, do you have any idea when the exam results are going to come out?”

“Who knows Johnny, sometimes they come out quickly but it could take some time. You’re just going to have to sit tight and wait.”

8. (To) Pitch in--katkıda bulunmak

Bu İngilizce deyimi kelime kelime anlamaya çalışırsak aslında hiçbir anlam ifade etmez. This Ancak, mecazi anlamıyla birine veya bir şeye katkıda bulunmak.veya katılmak demektir.

Yani babanız tüm aile bireylerinin bu haftasonu katkıda bulunarak arka avluyu temizlemeye yardımcı olmasını talep ederse, aslında herkesin elinden gelen çabayı göstermesini ve avluyu temizlemesini istediği böylece işlerin daha hızlı bitebileceğini kastetmektedir.

“What are you going to buy Sally for her birthday?”

“I don’t know I don’t have much money.”

“Maybe we can all pitch in and buy her something great.”

Yukarıdaki konuşmaya göre, Sally’nin arkadaşlarından her biri biraz para verirse, verilen parayı toplayarak ona daha büyük ve daha iyi bir hediye alabilirler.

9. (To) Go cold turkey--bir alışkanlığı bırakmak

Kulağınıza ilginç mi geldi? Evet haklısınız kelime anlamıyla düşünürsek kim bir soğuk hindiye dönüşebilir? İnsan, Noel ve Şükran günü gibi kutlama zamanlarında yemeyi sevdiğimiz bir kuşa dönüşemez.

İngilizce deyimlerin kökenleri ilginçtir ve to go cold turkey  sigara içmek veya alkol almak gibi  zararlı ve bağımlılık yapan davranışları birdenbire bırakmak demektir. Bu İngilizce deyimin kökenlerinin 20.yüzyıla dayandığı söylenir ve rivayete göre o yıllarda birisi uyuşturucu veya alkol gibi bağımlılık yaratan bir alışkanlığı birden bırakır ve onda soğuk, pişmemiş bir hindi gibi görünmesine neden olan yan etkiler başgösterir. Bu yan etkilerden bazıları solgun(çok beyaz) ve diken diken olmuş(bu duruma soğuk algınlığında veya hastalıkta rastlanır) cilttir.

“Shall I get your mom a glass of wine?”

“No, she’s stopped drinking?”

“Really, why?”

“I don’t know. A few months ago, she just announced one day she’s quitting drinking.”

“She just quit cold turkey?”

“Yes, just like that!”

10. (To) Face the music--yüzleşmek

Kelime anlamıyla facing the music vücudunu müziğin yönüne doğru döndürüp müziğin önünde oturmak demektir.Ancak eğer arkadaşınız veya aileniz size bunu söylüyorsa, daha acımasız bir anlama geliyor.

Bu deyim “Gerçeklerle yüzleşmek” veya durumun gerçekliğiyle başa çıkarak iyisiyle kötüsüyle (hatta çoğunlukla kötü) bir olayın tüm sonuçlarını kabul etmek demektir. Belki de bir şeyden özellikle kaçınıyorsunuz çünkü sonuçlarından emin değilsiniz veya korkuyorsunuz. Belki de öğretmeninize yalan söylediniz, o da gerçeği anladı ve artık durumla yüzleşerek cezanızı kabul etmeniz gerekiyor.

“I can’t understand why I failed math.”

“You know you didn’t study hard, so you’re going to have to face the music and take the class again next semester if you really want to graduate when you do.”

11. (To be) On the ball-işini bilmek

Bu İngilizce deyimin de kelime anlamına bakarasak, bir top üzerinde olmak veya oturmak anlamına gelir-ancak böyle bir şeyi kim yapar ki?

Eğer sizin için on the ball kullanılırsa bu sizin bazı şeyleri anlamada çok hızlı olduğunuzu, bir şey için çok hazırlıklı olduğunuzu veya bir durumda hızlı (ve yerinde) tepki verebildiğinizi gösterir.

Örneğin, eğer bir sene sonraki düğününüzü şimdiden planlıyorsanız ve neredeyse tüm planlamayı şimdiden bitirdiyseniz, kesinlikle sizin için on the ball kullanılabilir çünkü birçok insan o kadar hazırlıklı değildir!

“Wow, you’ve already finished your assignments? There not due until next week, you’re really on the ball. I wish I could be more organized.”

12. (To) Ring a bell-bir şey çağrıştırmak

Ring a bell ifadesini kelimesi kelimesine incelersek, öğrencilerin derse geri dönmesi için okul zilinin çalınmasından veya birinin kapı zilini çalmaktan bahsediyor olabiliriz.

Ancak deyim olarak, birinin size tanıdık gelen belki de daha önce duyduğunuz  bir şeyden bahsettiği anlamına gelir.Diğer bir deyişle, birisi size daha önce duyduğunuza inandığınız bir şey söylerse, alarm zilleri çalmaya başlar ve sizde o ismi veya yeri nasıl ve nereden bildiğinizi hatırlamaya çalışırsınız.

“You’ve met my friend Amy Adams, right?”

“Hmmm, I’m not sure, but that name rings a bell. Was she the one who went to Paris last year?”

13. Rule of thumb-genel kural

Başparmaklar yönetebilir mi veya gerçek anlamıyla bir başparmağı yönetebilir misiniz?  Eğer mantıksal olarak düşünürseniz, hiçbir anlamı yoktur ve hiç mantıklı gelmez. Ancak eğer birinin  as a rule of thumb dediğini duyarsanız, onun bahsettiği şey her ne hakkında ise onunla ilgili yazılı olmayan genel bir kuraldan bahsetmek içindir. Bu kurallar bilimsel değildir veya araştırmaya dayanmaz hatta aksine sadece genel bir prensiptir.  Örneğin, makarna pişirirken yağ eklemeniz ile ilgili bilimsel hiçbir kural yoktur ancak bu,makarna tencerenin dibine yapışmasın diye birçok kişi tarafından uygulanan bir yöntemdir.

“As a rule of thumb you should always pay for your date’s dinner.”

“Why? There’s no rule stating that!”

“Yes, but it’s what all gentlemen do.”

14. (To be) Under the weather- kendini kötü ve keyifsiz hissetmek

Kelime anlamıyla havanın altında olabilir misiniz? Muhtemelen evet, eğer bulutların, yağmurun ve güneşin altında durduğunuzu düşünebilirsiniz ancak bu hiçbir anlam ifade etmez. Eğer under the weather hissediyorsanız, normal halinizde değilsinizdir ve biraz hasta hissediyor olabilirsiniz. Hastalık hissi ciddi bir şey değildir, belki de sadece çok çalışmaktan kaynaklanan aşırı yorgunluktur veya grip olmanıza yakın olduğu için başınızın çok ağrımasıdır.

“What’s wrong with Katy, mom?”

“She’s feeling a little under the weather so be quiet and let her rest.”

15. (To) Blow off steam:deşarj olmak

Gerçekte bir insan buhar üfleyemez (kaynayan sudan yükselen sıcak hava)- sadece elektrikli su ısıtıcısı(kahve için su ısıtan alet) gibi elektronik ekipmanlar bunu  yapabilir. O zaman bir insan buhar üflüyor dediğimizde bu ne demektir?

Eğer kızgın, stresli hissediyorsanız veya bazı güçlü duygularınız varsa ve onlardan kurtularak tekrar iyi hissetmek istiyorsanız, örneğin egzersiz yaparak stresten kurtulup deşarj olabilirsiniz.

“Why is Nick so angry and where did he go?”

“He had a fight with his brother, so he went for a run to blow off his steam.”

16. (To) Look like a million dollars/bucks:harika görünmek

Gerçekten bir milyon dolar gibi görünseydik harika olmaz mıydı? Zengin olurduk, ancak durum böyle değil. Eğer birisi size bir milyon dolar gibi göründüğünüzü söylüyorsa, bunu büyük bir iltifat olarak almalısınız çünkü bu gerçekten olağanüstü ve çok çekici göründüğünüz anlamına gelir.

Bu İngilizce deyim bazen erkekler için kullanılsa da, genelde daha çok bayanlara iltifat etmek için kullanılır. Bazı bayan arkadaşlarınız size her gün güzel görünse de, bu İngilizce deyimi onların gerçekten bir çaba gösterip bir mezuniyet balosu veya bir düğüne hazırlandığı zamana saklamanız daha iyi olur.

“Wow, Mary, you look like a million dollars/bucks this evening. I love your dress!”

17. (To) Cut to the chase-sadede gelmek

Birisi size cut to the chase diyorsa çok uzun zamandır konuşuyorsunuz ve hala sadede gelememişsiniz demektir. Birisi bu deyimi kullanıyorsa, tüm  detayları geçerek bir an önce önemli noktaya gelmenizi istiyor demektir. Bu deyimi ne zaman kullanacağınız konusunda dikkatli olun, örneğin üniversite profesörünüz veya patronunuz gibi birisine karşı söylerseniz, kaba ve saygısızca davranmış olursunuz.

Eğer çalışanlarınız gibi bir grup insanla konuşuyorsanız ve hemen sadede geleceğim derseniz, söylenmesi gereken birkaç şey daha var ancak zamanımız çok kısıtlı bu nedenle herkesin anlayabilmesi için önemli kısımlara geçiş yapacağım demiş olursunuz.

“Hi guys, as we don’t have much time here, so I’m going to cut to the chase. We’ve been having some major problems in the office lately.”

18. (To) Find your feet-uyum sağlamak

Ayaklarınızı kaybetmeniz mümkün müdür? Hiç yolu yok çünkü onlar vücudunuza bağlı durumda! O zaman birisi ayaklarını bulmaya çalıştığını söylediğinde bu ne anlama gelir?Eğer kendinizi yeni bir durumda bulursanız, örneğin yeni bir ülkede yaşamak ya da yeni bir arkadaşa alışmak gibi, hala uyum sağlamaya çalışıyorum diyebilirsiniz. Bu sizin hala adapte olma aşamasında olduğunuzu ve yeni ortamınıza alışmaya çalıştığınızı gösterir.

“Lee, how’s your son doing in America?”

“He’s doing okay. He’s learned where the college is but is still finding his feet with everything else. I guess it’ll take time for him to get used to it all.”

19. (To) Get over something:bir şeyi atlatmak

Eğer bunun hakkında düşünürseniz, kelime anlamıyla anlamlandırmak mümkündür örneğin bir çitin üstünden geçebilirsiniz ancak bu ifadenin İngilizcede genel kullanımı bu şekilde değildir.

Gerçekten zor zamanlar yaşadığınızı düşünün, örneğin kız veya erkek arkadaşınızdan ayrılmak gibi-bu zor bir durumdur. Ancak sonuçta zaman geçtiğinde artık eski sevgilinizi düşünmediğinizi farkedersiniz, bu da sizin onu atlattığınız anlamına gelir bu konu hakkında artık endişelenmezsiniz ve durum artık sizi negatif olarak etkilemez. Ayrıca bir hastalığı atlatmaktan da bahsedilebilir, bu da tamamen iyileştiniz demektir.

“How’s Paula? Has she gotten over the death of her dog yet?”

“I think so. She’s already talking about getting a new one.”

20. (To) Keep your chin up-güçlü olmak

Arkadaşınızla feci bir kavga mı ettiniz? İngilizce finallerinizden geçemediniz mi? Tuttuğunuz takım son maçta yenildi mi? İşinizi mi kaybettiniz? Eğer bu sorulardan herhangi birine “evet” diye cevap verdiyseniz, o zaman muhtemelen biraz üzgün ve depresif hissediyorsunuzdur öyle değil mi?

Bu durumda, size moral veren bir arkadaşınız size keep your chin up diyebilir. Bunu söylediği zaman, sizi destekliyor ve size“güçlü ol, bunu atlatacaksın.Bunun seni kötü yönde etkilemesine izin verme” demek istiyordur.

“Hey, Keiren, have you had any luck finding work yet?”

“No, nothing, it’s really depressing, there’s nothing out there!”

“Don’t worry, you’ll find something soon, keep your chin up buddy and don’t stress.”

Eğer İngilizce’yi iyi öğrenmek konusunda gerçekten ciddiyseniz ve yurtdışında da dile uyum sağlamak istiyorsanız, adaptasyonunuzu kolaylaştırmak için İngilizce deyimlere de biraz zaman ayırın.  Size bol şans, moraliniz yüksek olsun!

İngilizce deyimleri öğrenmek isteyen ESL öğrencileri için diğer kaynaklar

English Idioms & Proverbs at the English Language Cyber Center:Resimler ve örneklerle çok kapsamlı bir kaynak.

English Idioms, Sayings, and Slang: Örnekler ile bir diğer kapsamlı kaynak.

FluentU’s English language video library:FluentU ile, yeni deyimler öğrenme ve onları ana dili İngilizce olan konuşmacılardan dinleme şansı elde edersiniz.Yeni kelimeler ve deyimler öğrenmek harikadır ancak bu kelimeleri ve ifadeleri konuşmalarda doğal haliyle kullanılırken dinlemek kesinlikle gereklidir.  Onları ne kadar çok duyarsanız, o kadar iyi aklınızda kalır. FluentU’da, müzik videolarından, filmlerden, çizgi filmlerden, haber bültenlerinden, canlı röportajlardan ve daha fazlasından oluşan tonlarca İngilizce video vardır. Bu da birçok farklı durumda kullanılan İngilizce deyimleri dinleme şansınız olacak demektir.

Ve son bir şey daha…

Eğer İngilizce deyimleri öğrenmeyi seviyorsunuz, FluentU’yu seveceksiniz demektir. FluentU size İngilizce’yi popüler talk şovlar, cazip müzik videoları ve eğlenceli reklamlarla öğretir:

best English apps

If you want to watch it, FluentU’s probably got it.

FluentU, İngilizce videoları izlemeyi kolay hale getirir.Nasıl mı? İnteraktif altyazı seçeneği vardır. Bir resmi, tanımı ve faydalı örnekleri görüntülemek için herhangi bir kelimenin üzerine hafifçe tıklayabilirsiniz.

best English apps

FluentU lets you learn engaging content with world famous celebrities.

Örneğin“brought” kelimesinin üzerine tıklarsanız şunu göreceksiniz:

best English apps

FluentU lets you tap to look up any word.

FluentU’da herhangi bir videodaki kelimeleri öğrenebilirsiniz.  Öğrendiğiniz kelime ile ilgili daha çok örnek görmek isterseniz kelimenin soluna ya da sağına hafifçe geçiş yapın.

best English apps

FluentU helps you learn fast with useful questions and multiple examples. Learn more.

En ilgi çekici kısmı nedir? FluentU öğrendiğiniz kelimeleri bilir. Bu kelimeler üzerinden size örnekler ve videolar önerir. Tamamen kişisel bir deneyim yaşamış olursunuz.

Bilgisayarınızı veya tabletinizi kullanarak FluentU’yu websitesinden kullanmaya başlayın veya daha da iyisi,  iTunes store’dan FluentU uygulamasını indirin.

Bu gönderiyi beğendiyseniz içimden bir his FluentU'ya bayılacağınızı söylüyor. FluentU, gerçek dünya videolarıyla İngilizce öğrenmenin en iyi yolu.

Ücretsiz Kaydol!

Comments are closed.