muzik-uzerine-ingilizce-konusmak

Müzik Üzerine İngilizce Konuşmak: Rock, Pop, Indie, Country Music ve Daha Fazlası

Müzik için, insanlığın evrensel dili derler.

Ancak yine de müzik üzerine konuşmak için başka bir dile ihtiyacınız var.

İşte sorun da burada başlıyor.

Eğer İngilizce bilgi eksikliğinizin sizi müzik üzerine İngilizce konuşmaktan, derin sohbetler etmekten alıkoyduğunu hissediyorsanız, endişelenmeyin. Bu konuyu biz hallediyoruz.

Şarkılarda bulabileceğiniz en yaygın deyimler konusunu zaten anlattık. Meşhur müziklerle İngilizce kelime dağarcığınızı nasıl geliştirebileceğiniz konusunu da hallettik. Şarkılarla, müzik klipleriyle ve en son hitlerle nasıl İngilizce öğrenebileceğinize dair de pek çok gönderimiz var.

Bu gönderide ise, size müzik üzerine İngilizce konuşmak için bilmeniz gereken temel İngilizce terimleri öğreteceğiz.

Müzik Üzerine İngilizce Konuşma Rehberi

Learn a foreign language with videos

En Çok Bilinen ve Dinlenen Müzik Türleri

1. Classical Music / Klasik Müzik

Klasik müzik yüzyıllardır hayatımızda. Klasik müzik dendiğinde genel olarak kastedilen şey 18. ve 19. yüzyılda veya öncesinde Avrupa’da bestelenen müziklerdir.

Çoğu klasik müzik eserinde, özellikle de concerto (konçerto, yani tek bir enstrümanın özelliklerini ön plana çıkarmak için o enstrümana özel olarak yapılmış ve enstrümanın arkasında bir orkestra ile icra edilen beste), symphony (senfoni, yani farklı enstrümanlardan oluşan bir orkestranın icra etmesi için yapılan beste) ve fugue (füg, yani iki ya da daha fazla ses için kullanılan bir besteleme tekniğidir ve başlangıçta sunulan müzikal temanın farklı aralıklarda tekrarlanmasına dayanır) türlerindeki klasik müzik eserlerinde söz yoktur. Klasik müziğin bir başka karakteristik özelliği de, bestelerin müzikal notasyon (musical notation) ile yazılmasıdır.

Bir tiyatro oyunu metni misali, bestelerin notalarında bestenin çalınması gereken pitch (ses perdesi), rhythm (ritim, tempo) ve bestenin icrasında kullanılacak olan farklı enstrümanların koordinasyonu da gösterilir. Bu da, burada bahsedilen diğer müzik türlerinin aksine, bestede daha az değişiklik alanı olması anlamına gelir.

Örnek: Beethoven’ın 5. Senfonisi (5th Symphony)

2. Jazz Music / Caz Müzik

Bu müzik kategorisi 20. yüzyılın başlarında ortaya çıktı. Caz müziğin en çarpıcı özelliği, saxophone (saksafon) gibi  pirinçten yapılmış müzik enstrümanlarının (brass instruments) kullanımı ve improvisation, yani “emprovizasyon/doğaçlama”dır. Doğaçlama yapmak, müzisyenin müziği belirli notalar üzerinden çalması değil, çalarken içinden geldiği şekilde değiştirerek müzik yapmasıdır. Bu yüzden caz müzik üzerine yapılan konuşmalar genellikle canlı doğaçlama performanslar üzerinden konuşmaktan geçer.

Örnek: Wild Bill Davison and Classic Jazz Collegium’dan “Sunday”

3. Hip-Hop/Rap

Bu tür müzik 1970’lerde New York’ta ortaya çıktı. Temel özellikleri arasında hızlı, uyaklı/kafiyeli sözler (fast, rhyming lyrics) yani rap yapma (rapping) ve rap’e eşlik eden tekrarlı, ritmik bir müzik (repetitive, rhythmic music) vardır. İngilizceyi hızlı konuşmak isteyenler rap şarkılarına eşlik ederek alıştırma yapabilirler.

Örnek: Ice Cube’dan “It Was a Good Day” veya Eminem’den “Mockingbird”

4. Electronic Music / Elektronik Müzik

Elektronick müzik şarkı bestelemek için dijital araçlardan ve elektronik enstrümanlardan faydalanır. Çağımızda oldukça popülerdir ve ayırt edici, yapay bir sound’a (artificial sound) sahiptir. Bu müzik türüne zaman zaman EDM veya “electronic dance music,” yani “elektronik dans müziği” de denir.

Örnek: Lady Gaga’dan “Just Dance”

5. Rock

Rock müzik, 1950’lerde ABD’de ortaya çıkmıştır. En ayırt edici özellikleri elektro gitar (electric guitar) kullanımı ve – pop müzik gruplarının aksine- bir bütün olarak müzik grubunun grubun üyelerinden daha önemli olduğu “rock grubu” (“rock band“) kültürüdür. Bu müzik kültürü üzerine İngilizce konuşmak için oldukça fazla malzemeniz var!

Örnek: Led Zeppelin’den “Stairway to Heaven”

6. Disco / Disko

Bu kategori 1970’lerde Amerika’nın kentsel bölgelerinde ortaya çıkmış ve dans kültürü sayesinde tüm dünyada ünlü olmuştur. Bu müziğe özgü yankılı vokaller (reverb vocals ) ve elektronik ses dönüştürücülerinin (electric synthesizers) kullanımı günümüzde de hala pek çok şarkıda görülmektedir.

Örnek: Donna Summer’dan “I Feel Love”

7. Fusion Music / Füzyon Müziği

Füzyon müziği, iki veya daha fazla müzik türünün bir araya getirilerek ortaya yeni bir müzik tarzı ortaya çıkarılmasıyla meydana gelir. Genellikle sözüm ona “Batı” müziği (“Western” music)  ve klasik Hint Müziği (Indian Classical) veya Çin müziği (Chinese music) gibi diğer geleneksel müziklerin karakteristik özelliklerinin bir arada kullanıldığı müziklerden bahsederken kullanılır.

Aşağıdaki örnek şarkı klasik Hint müziği ile pop müziğin bir karışımıdır.

Örnek: The Beatles’dan “Norwegian Wood”

8. Pop Music / Pop Müzik

Pop müziğin tam adı “popüler müzik”tir (popular music) ve adından da anlaşılacağı üzere bu kategorideki müzikler en çok satan müziklerdir. Bütün pop şarkılarının ortak özellikleri hem şarkı sözlerinin hem de müziğin basit olmasıdır; bu türdeki şarkılara eşlik etmesi kolaydır ve şarkılar bol tekrarlı, akılda kalıcı (catchy) sözlere ve melodilere sahiptir.

Örnek: Ed Sheeran’dan “Shape of You”

9. Country

Amerika’nın “halk müziği” olarak tanımlayabileceğimiz “country” müzik, şimdiye kadar sözünü ettiğimiz diğer müzik türlerinin aksine, Amerika’nın kırsal kesiminde ortaya çıkmıştır. Normal bir gitar (klasik/akustik) bu sound’un en ayırt edici özelliğidir ve şarkılar söz ve vokal odaklıdır.

Bu tür şarkılarda odaklanılan şey, bir mesajı açıkça iletmek veya bir hikaye anlatmaktır. En ayırt edici özellikleri twang (genizden gelen ses) ve yodel (trilli/titreşimli tizden pese ve pesten tize giden haykırış) denilen ve Amerika’nın güney kesiminde karşılaşılan aksanlardan etkilenen vokal tarzlarıdır.

Örnek: Garth Brooks’tan “Friends in Low Places”

10. Blues

“Feeling blue,” İngilizcede kendini hüzünlü ve mutsuz hissetmek anlamına gelir ve blues müzik tarzı da bu hissi şarkılara aksettirmeye çalışır.

Bu müzik türü, 19. yüzyıl Amerika’sında, Afrika kökenli Amerikalıların oluşturduğu topluluklarda ortaya çıkmıştır ve tekrarlanan sözleri ve pirinç enstrümanları ile bilinir. Blues türünün caz ve country müzik üzerinde büyük etkileri olmuştur.

Örnek: B.B. King’den ‘“The Thrill is Gone”

11. Reggae

Anlamı: Bu müzik türü, Jamaika’da, blues ve calypso‘nun (Jamaika’ya özgü bir müzik tarzı) birleşiminden ortaya çıkmıştır. En iyi bilinen özellikleri vurgusuz, olağandışı sound’u ve toplumsal meselelerden söz eden şarkı sözleridir.

Örnek: Bob Marley’den “One Love”

12. Indie

Anlamı: Aynı pop müzik gibi, bu tür de aslında tek bir müzik tarzını ifade etmez. “Bağımsız” anlamına gelen “independent” kelimesinin kısaltmasından türetilen bu kategori, normalde en popüler ve karlı şarkıların ve albümlerin yapımcılığını üstlenen plak şirketleri tarafından üretilip desteklenmeyen müzikleri tanımlamak için kullanılır. Plak şirketlerinden “bağımsız” olarak üretim yapan indie gruplar deneysel müzikler yaparak kendilerine özgü, benzersiz müzik tarzları ortaya çıkartabilirler.

Örnek: Parekh and Singh’den “I Love You Baby, I Love You Doll”

 

Müzikleri Tanımlamak için Kullanabileceğiniz İngilizce Terimler

1. Beat / Vuruş

Türkçede de müzik terimi olarak İngilizce adıyla kullanılan beat’in kelime anlamı “vuruş”tur. Bir şarkının beat‘i yani hızı ve temposu, şarkıda sürekli tekrarlayan sesi ifade eder. Bu ses genellikle şarkının çalındığı hızı ve ritmi belirler. Eğer müzik dinlerken parmaklarınızı masaya vuruyor ya da ayağınızla tempo tutuyorsanız, o şarkının beat’ini takip ediyorsunuzdur.

Daha hızlı bir beat’e sahip bir şarkı genellikle daha enerjik, neşeli veya hatta öfkelidir. Daha yavaş bir beat daha sakin, hüzünlü veya huzurlu bir his verir.

Örnek: The beat of this song makes me feel so low.
Bu şarkının ritmi beni çok hüzünlendiriyor.

2. Tempo

Tempo, bir müzik eserinin çalınması gereken hızı ifade eder. Tempo, şarkının beat’ini de belirler ve genellikle “beats per minute” (“dakikada x vuruş/beat”) veya kısaca BPM şeklinde ölçülür. Yukarıda da bahsedildiği gibi, daha yüksek bir BPM genellikle insana daha enerjik bir his verir ve çoğu pop şarkısının yüksek bir BPM’i vardır.

Örnek: I like to listen to slow-tempo songs when I need to relax.
Gevşemek istediğimde ağır tempolu şarkılar dinlemekten hoşlanırım.

3. Upbeat / Hareketli

Neşeli ve canlı şarkılara ve müzik eserlerine “upbeat” yani “hareketli” müzik denir. Hareketli şarkıların genellikle olumlu ve mutlu şarkı sözleri vardır ve dinleyenlerde de böyle olumlu hisler oluşturmayı amaçlarlar.

Örnek: Listening to upbeat music in the morning helps me feel good throughout the day.
Sabahları hareketli müzikler dinlemek gün boyunca kendimi iyi hissetmeme yardımcı oluyor.

4. Note / Nota

Bir müzik notası, belirli bir ses perdesine sahip olan ses parçacığıdır. Nota, sözlü veya sözsüz her şarkının yapı taşıdır. Notaları müziğin heceleri gibi düşünebilirsiniz.

Örnek: She is a great singer because she always sings the right notes.
O harika bir şarkıcı çünkü her zaman doğru notalardan söylüyor.

5. Chord / Akor

Akor, şarkıdaki üç notanın birleşimine denir. Kulağa nasıl geldiğini bu videoyu izleyerek anlayabilirsiniz. “Chord” kelimesi aynı zamanda İngilizcede genel olarak his veya duygu anlamına da gelebilir.

Bazen bu iki anlam, “to strike a chord” (Türkçede heyecanlandırmak/ilgisini çekmek/bam telini titretmek/üzerinde etki etmek) gibi bir ifadede bir araya gelir. Genellikle birinin izleyenleri üzerinde bir konuda empati oluşturması veya belirli bir his uyandırması durumunda kullanılır.

Örnekler: 

The chord progression in that song is totally out of this world. (Buradaki “chord” kelimesi tamamen müzikal anlamındadır.)
Bu şarkıdaki akor dizisi harikulade.

That song about love really struck a chord with me. (Bu kullanım, yukarıda bahsedilen farklı kullanıma örnek.)
Aşkla ilgili olan şarkı gerçekten içimde bir yerlere dokundu.

6. Harmony / Armoni

Anlamı: Müzikte harmony (armoni/uyum) iki veya daha fazla notanın bir arada duyulmasıdır. Daha genel anlamıyla, bir dizi notanın bir arada iyi gidip gitmemesini ifade etmek için kullanılır.

Pek çok klasik gelenekte, müzikal armoni yaratmak için akor kullanımına dair katı kurallar vardır.

Örnek: That singer’s sense of harmony is simply amazing.
Bu şarkıcının armoni anlayışı gerçekten inanılmaz.

7. Tune / Ezgi, melodi

Müzikte “tune,” yani “melodi/ezgi” kulağa hoş ve uyumlu gelen bir müzikal nota dizisini ifade eder. “To tune” fiili aynı zamanda bir enstrümanı “akort etmek,” yani enstrümanın sesinin doğru çıkması için ses aralıklarını ayarlayıp düzeltmek anlamına da gelir. Gündelik İngilizcede “tune,” şarkı ya da müzik yerine de kullanılır.

Örnek:

I simply cannot get that tune out of my head.
O şarkıyı aklımdan çıkaramıyorum.

That musician took twenty minutes to tune his instruments in the concert.
Müzisyenin konserde enstrümanlarını akort etmesi yirmi dakika sürdü.

8. Rhythm / Ritim

Anlamı: Ritim, müzikal seslerin oluşturduğu bir düzendir. Genellikle tekrar kullanılarak ve şarkının nota ve vuruşlarında öngörülebilir değişiklikler yapılarak ortaya çıkarılır.

Örnek: The rhythm of disco music is perfect for dancing in parties.
Disko müziğin ritmi partilerde dans etmek için ideal.

9. Groove

Günlük İngilizcede, groove kelimesi müzikle ilgili kullanıldığında genellikle bir caz veya pop şarkısının ritminden bahsediliyor demektir. Groove başka bağlamlarda farklı anlamlara da gelir.

Groove kelimesi günlük hayatlarımızdaki alışkanlıklarımızı ifade ederken “adet, alışkanlık” anlamında da kullanılır. Bu aynı zamanda kaya veya odun, tahta gibi sert malzemelerde açılan uzun ve dar oluk ve yivleri kast etmek için de kullanılan bir kelimedir. Bu kelimenin cümlede tam olarak hangi anlama geldiğini anlamanız için bağlama dikkat etmeniz önemlidir.

Örnek: This new pop song uses old jazz grooves.
Bu yeni pop şarkısı eski caz groove’larından faydalanıyor.

10. Lyrics / Şarkı sözleri

Lyrics, şarkının sözleridir. Genellikle her bir şarkı sözü paragrafına “verse” yani “dörtlük/mısra/dize” denir ve bu sözlere belirli akorlar ve ritimler eşlik eder.

Örnek: I like to focus on the lyrics of a song since I care about what the song is trying to say.
Ben şarkıların sözlerine odaklanmayı seviyorum çünkü şarkının anlatmaya çalıştığı şeyi önemsiyorum.

11. Chorus / Nakarat veya Koro

Chorus kelimesinin müzikteki ilk anlamı nakarat, yani şarkının sürekli tekrarlanan kısmıdır. Chorus kelimesi aynı zamanda koro, yani enstrümanlara eşlik eden büyük bir vokalist grubu anlamına da gelir. Bu video bu anlama iyi bir örnektir.

Örnekler:

The chorus of this song is unforgettable.
Bu şarkının nakaratı unutulmaz.

The chorus of that school is famous for making covers of pop songs.
Bu okulun korosu pop şarkılarını cover yapması (yeniden yorumlaması) ile ünlü.

12. Track / Parça (şarkı)

“Track” bir cihazdaki pek çok şarkıdan birini ifade eder. CD’lerin, kasetlerin ve DVD’lerin hala müzik dinlemek için kullanıldığı zamanlarda, “track” o cihaz üzerindeki belirli bir şarkıyı ifade etmek için kullanılırdı. Artık dijital dosyalarda genellikle parçalar yok, ancak “track” kelimesi “şarkı/parça” anlamında kullanılmaya devam ediyor.

Örnek: There is a great Madonna track in that CD.
O CD’de harika bir Madonna parçası var.

13. Album / Albüm

Albüm, kaset, CD, DVD veya dijital dosya formatında oluşturulup satılan şarkılar bütünüdür. Genel olarak bir albüm tek bir sanatçı veya grup tarafından yapılır ve bütün şarkıları birbirine bağlayan bir temaya sahiptir.  Bazen bir albüme pek çok sanatçı katkıda bulunabilir, böyle albümler “collaboration,” yani “işbirliği” olarak tanımlanır.

Örnek: Michael Jackson’s first album was my favorite one.
Michael Jackson’ın ilk albümü en sevdiğim albümüydü.

14. Band / Müzik Grubu

Belirli bir müzik türünde müzik yapan bir grup müzisyene İngilizcede “band” denir. Tipik olarak bir müzik grubunda şarkı söyleyen bir ya da iki ön vokalist vardır, diğer grup elemanları da gitar, davul veya piyano gibi müzik enstrümanları çalarlar.  Bir grupta en az iki üye olması gerekir.

Örnek: All the new rock bands sound the same.
Yeni rock gruplarının hepsi kulağa aynı geliyor.

15. Orchestra / Orkestra

Orkestra, yalnızca enstrüman çalan bir grup müzisyen için kullanılan tabirdir. Genel olarak her bir orkestrada farklı birtakım enstrümanlar çalan müzisyenler bulunur (gitar ve keman gibi yaylı enstrümanlar vb.).

Orkestradaki müzisyenler genellikle bir “conductor” yani “şef” tarafından yönlendirirler. Orkestra şefi bütün müzik eserini aklında tutar ve herkesin parçayı doğru çalmasını sağlar. Genellikle klasik müzik çalan orkestralar vardır.

Örnek: I love how orchestras can make you feel something by just using their instruments.
               Orkestraların yalnızca enstrümanlarını kullanarak insana bir şeyler hissettirmesine bayılıyorum.

16. A cappella / Akapella

Bu, İtalyanca köklere sahip bir kelimedir. “A cappella” söylemek, herhangi bir enstrüman olmadan şarkı söylemek demektir, yani sesinizi bir enstrüman gibi kullanarak. Kelimenin gerçek anlamı, “şapel/kilise tarzında”dır ve eski kiliselerde müzik enstrümanları olmadan şarkı söylenen zamanlardan gelir.

Örnek: The chorus sounds best a cappella.
Koronun sesi en iyi akapella söylerken çıkıyor.

17. Ambient / Ambiyant

Bir müzik eseri insanların dikkatini dağıtmadan ortamda belirli bir hava, bir ruh hali yaratıyorsa, o parçaya “ambient” denir, bunu ortama/ambiyansa uygun müzik olarak da düşünebiliriz. Ambiyant müzikte genellikle söz ya yoktur ya da çok az vardır ve parçalar genellikle ağır ve gürültüsüzdür.

Örnek: I always need some ambient music to help me study for exams.
Sınavlara çalışırken bana yardımcı olması için hep ambiyant müziğe ihtiyaç duyarım.

18. Classic / Klasik

Bir parçaya klasik deniyorsa, bu o şarkının hala müzikalitesi yüksek olan iyi bir şarkı olarak görüldüğü anlamına gelir. Klasik denen eserler genellikle zamanın sınavını başarıyla geçmiş eserlerdir. “Classic” kelimesi bazı bağlamlarda “tipik” anlamına da gelebilir.

Örnekler:

Classic jazz reminds me of the good old days of music.
Klasik caz bana müziğin eski iyi günlerini hatırlatıyor.

This is classic Beatles.
Bu klasik bir Beatles şarkısı.

19. Anthem / Marş

Bu tür şarkılar genellikle bir şeyi över veya kendinizi gururlu hissetmenizi sağlarlar. Örneğin bütün ulusal marşlar kendi milletlerini överler. Marşlar bir grubun bütün üyelerinin kendiyle bağdaştırdığı birtakım değerleri sembolize ederler.

Örnek: This song is an anthem of our times.
Bu şarkı bizim zamanlarımızın marşı.

20. DJ

DJ kelimesinin açılımı “disc jockey”dir. “Jockey,” bir işi becerikli bir şekilde halleden kişilere denir. “Disc” ise eskiden müzik kaydetmek için kullanılan daire şeklindeki vinil plaklardır.

DJ’in işi, dans etmek için ideal olan müzikleri seçmek, karıştırmak ve çalmaktır. Bir DJ gece kulüplerinde veya radyolarda çalışabilir.

Örnekler:

Joe is the best DJ in the city.
Joe şehrin en iyi DJ‘i.

Having a good DJ is necessary for a good party.
İyi bir parti için iyi bir DJ şart.

21. Jamming

Birkaç müzisyenin teklifsizce bir araya gelip müzik yapmasına “jamming” denir. Müzisyenler genellikle yeni bir şeyler ortaya çıkarmak için şarkıları deneysel bir şekilde çalıp doğaçlama yaparlar.

“Jamming” kelimesi 20. yüzyılın başlarında caz müziğin ünlenmesiyle popüler olmuştur.

Örnek: I used to jam with the best musicians back when I was young.
Gençliğimde en iyi müzisyenlerle bir araya gelip doğaçlama çalardım. (
“Jamming” kelimesinin Türkçede birebir bir karşılığı yoktur.)

22. Rocking

“Rock” fiilinin gerçek anlamı “sarsmak/sarsılmak”tır. Ağır beat’leri ve ritimleriyle karakterize edilen rock müzik, kendisini tanımlamak için bu fiili kullanmıştır. “Rock” fiili günümüzde birinin bir şeyi inanılmaz derecede iyi yaptığını ifade etmek için de kullanılır, özellikle de müzikte.

Örnek: That musician is rocking that guitar.
Şu müzisyen gitarı harika çalıyor.

Müzik Üzerine Konuşurken Kullanabileceğiniz 14 İngilizce Soru, Deyim ve Cümle

1. Can you turn up the music?
Müziğin sesini açabilir misin(iz)?

Turn up the music,” çalmakta olan şarkının sesini yükseltmek demektir. Bu ifade günlük İngilizceye aittir ve çoğunlukla partilerde veya başka gündelik etkinliklerde kullanılır.

Örnekler:

Can you turn up the music? This song is my favorite one.
Müziğin sesini açar mısın? Bu benim en sevdiğim şarkı.

The cars outside are so loud that I cannot hear the song. Can you turn up the music?
Dışarıdaki arabaların sesi öyle yüksek ki şarkıyı duyamıyorum. Müziğin sesini açar mısın?

2. Dancing to the beat
Ritme göre dans etmek

Dancing to the beat,” çalmakta olan şarkının ritmine göre dans etmek demektir. Genellikle hareketlerini çalan müziğin ritmine neredeyse mükemmel bir şekilde uyduranlar için kullanılır.

Örnek: Joe always impresses everyone when he starts dancing to the beat of a hip hop song.
Joe bir hip hop şarkısının ritmine uygun dans etmeye başlayınca herkesi daima etkiler.

3. That’s a catchy song!
Bu çok akılda kalıcı bir şarkı!

Bir şey “catchy” olarak tanımlandığında, bu o şeyin oldukça cazip olduğu anlamına gelir. Bir şarkıyı “catchy” diye tanımladığınızda bu o şarkının bir kez duyduğunuzda bile aklınızda kalan, insanın zihnine ve diline dolanan ve aklından çıkaramadığı bir melodiye ve/veya sözlere sahip olduğunu gösterir.

Örnek: I hate its lyrics but even I have to accept that it’s a catchy song.
Sözlerinden nefret ediyorum ama ben bile bu şarkının akılda kalıcı bir şarkı olduğunu kabul etmek zorundayım.

4. Do you want to go to that gig/concert/show?
Şu müzik etkinliğine/konsere/gösteriye gitmek ister misin(iz)?

“Gig,” genellikle yerel bir müzisyenin yer aldığı müzik etkinliklerine denir. Yani birine bir “gig“e gitmek isteyip istemediğini sormak, o kişiyi küçük çaplı bir müzik gösterisine davet etmek veya geleceklerini onaylamak anlamına gelir. “Concert,” yani “konser” de aynı anlama gelebilir, ancak konser daha çok büyük ve daha meşhur sanatçıların ve grupların sahne aldığı daha büyük çaplı gösterileri ifade eder.

Örnekler:

I cannot go for that gig today since I am not feeling very well.
Bugün o müzik etkinliğine gidemem çünkü kendimi pek iyi hissetmiyorum.

Do you want to go to that show? I heard they will play songs they never played before.
Şu gösteriye gitmek ister misin? Daha önce hiç çalmadıkları şarkıları çalacaklarını duydum.

5. It makes my ears bleed!
Bu müzik kulaklarımı tırmalıyor!

İnsanlar bir müzik türünden ya da şarkıdan hiç hoşlanmadıklarında, şarkı için “it makes my ears bleed,” derler. Bu cümlenin birebir Türkçe karşılığı “(bu şarkı) kulaklarımı kanatıyor,” olsa da, Türkçede bu ifadeye en yakın ifade “kulaklarımı tırmalıyor,” olacaktır. Yani o müzikten o kadar nefret ediyorsunuz ki, müzik neredeyse kulaklarınıza zarar veriyor.

Örnek: Please do not play rock music, it makes my ears bleed!
Lütfen rock müzik çalma, rock kulaklarımı tırmalıyor!

6. This cover is better than the original
Bu cover orijinalinden daha iyi

Bir sanatçı/grup başka bir sanatçıya/gruba ait bir şarkıyı kendi tarzında veya kendi sesiyle yeniden yorumladığında, buna “cover” denir. “Cover” sözcüğünün bu bağlamdaki Türkçe karşılığı yeniden düzenleme(k)/yorumlama(k) olsa da, “cover” ve “cover’lamak” sözcükleri Türkçeye de yerleşmiştir ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Bir “cover“ın orijinalinden daha iyi olduğunu söyleyerek, değiştirilmiş/yeniden yorumlanmış halini daha çok beğendiğinizi ifade edersiniz.

Örnek: I love the Beatles, but this cover is even better than the original song.
Beatles’ı severim, ancak bu cover orijinal şarkıdan bile daha iyi.

7. I love your playlist
Çalma listen hoşuma gitti

Belirli bir temaya veya amaca uygun olarak bir araya getirilen ve sıraya dizilen şarkılara “playlist” yani “çalma/oynatma listesi” denir. İnsanlar genellikle hazırladıkları bu listeleri dijital ortamlarda birbirleriyle paylaşırlar. Yukarıdaki cümle, bir oynatma listesindeki şarkı seçimlerini gerçekten çok beğendiğinizde kullanacağınız bir ifadedir.

Örnek: I love the playlist you use for jogging. Can you please share it with me?
Jogging (tempolu koşu) için kullandığın çalma listen hoşuma gitti. Lütfen benimle paylaşır mısın?

8. This is our song
Bu bizim şarkımız

Bazen arkadaşlar veya sevgililer belirli bir şarkının onları birbirlerine bağladığını hissederler. Bir şarkı ilişkilerini herhangi bir şekilde sembolize ettiğinde, bu şarkının kendi şarkıları olduğunu söylerler.

Örnek: I feel that this is our song because it summarizes all the memories we have with each other.
Bu şarkı bana bizim şarkımızmış gibi geliyor çünkü birlikte yaşadığımız bütün hatıraları özetliyor.

9. Dancing till we drop
Adım atacak hali kalmayana dek dans etmek

“Drop” fiilinin bu bağlamdaki anlamı “düşmek” demek. Yani yukarıdaki ifadenin birebir Türkçe karşılığı “yere düşene/yığılana kadar dans etmek. Biri yere yığılana, ya da adım atacak hali kalmayana dek dans edeceğini söylerse, bütün enerjisiyle dans edeceğini ifade etmiş olur. Bu ifade genellikle herkesin müziğin tadını çıkardığı disko ve gece kulüplerine kullanılır.

Örnek: Last night we danced till we dropped and now I cannot even get out of bed.
Dün gece adım atacak halimiz kalmayana dek dans ettik ve şimdi yataktan bile kalkamıyorum.

10. I can’t get this song out of my head
Bu şarkıyı aklımdan çıkaramıyorum

Bir şarkıyı içinizden veya dışınızdan sürekli tekrar ettiğiniz durumlarda bu ifadeyi kullanabilirsiniz. İstemediğiniz halde duyup da unutmak istediğiniz bir şarkıyı aklınızdan çıkartamadığınızda da aynı ifadeyi kullanabilirsiniz.

Örnek: I hate this singer but I can’t get this song out of my head.
Bu şarkıcıdan nefret ediyorum ama bu şarkıyı aklımdan çıkaramıyorum.

11. This song has topped the charts
Bu şarkı listelerin zirvesine oturdu

Topping the chart” ifadesi bir şarkı çok iyi sattığında ve çok popüler olduğunda kullanılır. İngiliz müzik endüstrisinde bir şarkının kaç kez satın alındığını ya da çalındığını gösteren ve düzenli olarak yayınlanan listeler vardır. Bu listelerde ilk sırada yer alan şarkılara “chart toppers” denir (“top” kelimesinin “en üst, tepe” ve “üzerine/tepeye çıkmak, zirveye oturmak” anlamlarını düşünmelisiniz).

Örnek: Even though this musician’s last album didn’t do so well, her latest song has topped the charts.
Bu müzisyenin son albümü çok iyi satmış olmasa da, son şarkısı listelerin zirvesine oturdu.

12. I am so excited about karaoke night!
Karaoke gecesi için çok heyecanlıyım!

“Karaoke” aslında “boş orkestra” anlamına gelen Japonca bir kelimedir ve çok sevilen bir müzik aktivitesini ifade eder. Eğer şimdiye dek hiç duymadıysanız, kulüplerde ve barlarda oynanan bu oyunda, sahneye çıkan kişi özel bir sistemle sözleri ekrana gelen ve müziği sözsüz olarak çalan şarkıyı söyler. “Karaoke night,” yani “karaoke gecesi” bir grup arkadaşın birlikte dışarıya çıkıp karaoke yaptığı (sing karaoke) gecelere denir. Yukarıdaki ifadede “heyecanlı olmak” ile kastedilen şey ise, dört gözle beklemektir.

Örnek: I never thought karaoke could be so much fun. I am so excited about the next Karaoke night!
               Karaoke’nin bu kadar eğlenceli olabileceğini hiç düşünmemiştim. Bir sonraki Karaoke gecesi için çok heyecanlıyım!

 

Artık müzik üzerine İngilizce konuşmak için işinize yarayacak pek çok İngilizce terim ve ifade öğrendiğiniz. Öyleyse, ne duruyorsunuz?! Müzik aşığı dostlarınızla müzik üzerine dolu dolu sohbetler ederek İngilizce konuşma becerilerinizi sergileyin!


Dhritiman Ray kurgusal eserler, şiir ve kurgu dışı eserler veren bir yazardır. Eğitim, psikoloji ve yaşam tarzı gibi konularda uzmanlaşmıştır. Hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için buraya tıklayın.

Bu gönderiyi beğendiyseniz içimden bir his FluentU'ya bayılacağınızı söylüyor. FluentU, gerçek dünya videolarıyla İngilizce öğrenmenin en iyi yolu.

Ücretsiz Kaydol!

Comments are closed.