birbirine-benzer-ingilizce-sozcukler-2

İngilizcedeki Benzer Sözcükler ve Bunları Birbirinden Ayırmanın Yolu

Ailende ikizler var mı?

Tek yumurta ikizi olan arkadaşların var mı?

Ya da belki de senin bir ikizin var!

İkizler, aynı zamanda doğmuş iki kardeştir.

Birbirlerine neredeyse tamamen benzerler ama kişilikleri yine de tamamen birbirinden farklı olabilir.

Belki de ailelerinin ve arkadaşlarının onları birbirlerinden ayırması da böyle mümkün oluyordur.

Bir de birbirlerine benzemeyen ama birçok kişilik özelliği ve ilgi alanını paylaşan ikizler var.

İlginç, öyle değil mi?

Daha da ilginç olan ise İngiliz dilinde de bazı sözcüklerin ikizlerinin olması.

Mesela, eşanlamlılar anlamları birbirine çok yakın olan sözcüklerdir ama işlevleri veya kullanımları az da olsa birbirinden farklıdır. O halde dün akşam yediğin pizzanın leziz (delicious) olduğunu söylemek yerine biraz renk katmak için onun lezzetli (tasty), nefis (yummy) veya hatta ağız sulandırıcı (mouthwatering) olduğunu söyleyebilirsin.

Eşanlamlıların yanı sıra, anlamları farklı olsa da yazılışları ve telaffuzları aynı olan sözcükler (eşadlı), aynı şekilde yazılan ve farklı anlamlarla kullanılan sözcükler (eşsesli) ve aynı yazılışı paylaşan ama farklı telaffuzları ve anlamları olan sözcükler (eşyazımlı) de bulunmaktadır.

Bütün bu İngilizceki benzer sözcükler etrafta uçuşurken her şey arap saçına dönebilir!

Asıl soru ise, bu birbirine benzer İngilizce sözcükleri birbirinden ayırmayı ve bunları doğru şekilde kullanmayı nasıl öğrenebilirsin?

Hadi bunu öğrenelim.

Learn a foreign language with videos

İngilizcedeki Benzer Sözcükler ve Bunları Birbirinden Ayırmak için İpuçları

Bir sözlük ve eşanlamlılar sözlüğü kullanmayı alışkanlık haline getir.

Dil öğreniminde sözlük ve eşanlamlılar sözlüğü senin en iyi dostundur. Bir sözcüğün anlamından ne zaman emin olmazsan onun anlamına bakmak için İngilizce sözlük kullan.

Bir sözcüğün pek çok farklı anlamı ve kullanımı olabileceğini unutma. Kaliteli bir sözlük ya da sözlük uygulaması bu anlamları örnekler ile sıralayacaktır. Bir eşanlamlılar sözlüğü ise benzer anlamlara sahip sözcükleri de görmene yardımcı olur.

Daha da iyisi Visual Thesaurus’a bir göz at, bu uygulama benzer İngilizce sözcükleri öğrenmen ve birbirlerinden ayırmak için interaktif haritalar oluşturur.

İki sözcük bu haritada birbirinden ne kadar uzaksa birbirlerinden de o kadar farklıdırlar. Bu görsellik sözcükler ve onların eşanlamlılarının çok daha kolay hafızada kalmasını sağlar. Hatta İngilizcedeki benzer sözcükler birden fazla dilde aratılabilir ve görüntülenebilir!

Sözcük ile ilgili kendi ipuçlarını oluştur.

İngilizcedeki benzer sözcükler sıklıkla kafa karıştırıcı olmaktadır, ama hangi sözcüğün hangi anlama geldiğini hatırlamana yardımcı olması için aklında ipuçları ve imgeler oluşturabilirsin.

Sana tanıdık gelen bir şeyin (bir kişi, bir obje ya da olay, ne olursa!) imgesini yarat ve bunu sözcük ile ilişkilendir. Daha sonra bu sözcüğü tekrar kullandığında bu ipucu zihninde otomatikman canlanır ve farkı kolaylıkla hatırlarsın.

Aşağıdaki birbirine benzer İngilizce sözcükler listemizde sana bu tip ipuçlarının örneklerini vereceğiz.

Öğrenmek ve kendini test etmek için kelime kartları kullan.

Kelime kartlarını hafızaya yardımcı olacak şekilde kullanmanın pek çok yolu bulunuyor. Sözcüğü bir kartının bir yüzüne ve anlamını da diğer yüzüne yaz ve bunu kendini test etmek için kullan.

Kelime kartlarını yanında taşıması kolaydır, böylece boş vaktin olduğu her zaman bunları çalışabilirsin. Daha da iyisi, internette de kelime kartları oluşturabilir ve bunları çalışabilirsin. Bunu yapmak için hemen şimdi indirebileceğin bu 10 faydalı İngilizce kelime kartı uygulamasına bir göz at.

İçeriğe göre yeni sözcükler öğrenmeye odaklan.

Eğer İngilizce sözcükleri ve bunların tanımlarını ezberlersen her şey kolaylıkla karmaşık bir hal alabilir.

Örneğin, işte rob ve steal sözcüklerinin sözlük tanımları (bu sözcükleri yazının devamında detyalı olarak ele alacağız):

Rob: “to take personal property from [someone] by violence or threat”

Steal: “to take the property of another wrongfully”

Peki ama… bu tanımlar tamamen özdeş görünüyor! Anadili İngilizce olan kişilerin bu sözcükleri nasıl kullandığını öğrenmek için bunların gerçek cümlelerde ve gerçek durumlarda kullanıldığını duyman gerekir (tabi umarız bu gerçekten soyulduğun zaman olmaz).

Peki eğer İngilizce konuşulan bir bölgede yaşamıyorsan ne yapabilirsin? FluentU bu amaçla kullanabileceğin kullanışlı bir araçtır. Film fragmanları, haber videoları, eğlenceli YouTube klipleri, vb. gerçek hayattan videoları alır ve bunları sözcük bilgisi geliştirme özellikleriyle donatarak sana sunar.

Her bir videoda interaktif altyazılar bulunur. İçeriğe uygun tanımını görmek için anlamını bilmediğin herhangi bir sözcüğün üzerine tıkla. FluentU ayrıca bu sözcüğün geçtiği diğer videolar da gösterecektir. Her bir videoda yeni öğrendiğin sözcükleri hatırladığından emin olmak için bilgi kartları ve egzersizler içeren bir “Öğrenme Modu” bulunur.

Böylesi bir dil öğrenme yöntemiyle doğal olarak tıpkı anadili İngilizce olanların özgün durumlarda kullandığı gibi bu sözcükleri özümseyeceksin. En iyisi ise iOS ve Android uygulamaları ile istediğin her zaman çalışabilecek olman.

Yazımı ve Telaffuzu Birbirine Benzeyen İngilizce Sözcükler: Farkı Söyleyebilir misin?

Yazımı ve telaffuzu birbirine benzeyen sözcükler kafa karıştırıcı olabilir, sence de öyle değil mi? Ama endişelenmene gerek yok! Bunların farklılıklarını anladıktan ve bol miktarda pratikten sonra, çok geçmeden bunları kullanmak için gerekli özgüveni geliştireceksin.

Aşağıdaki sözcüklerin bazılarına hangi sözcüğün hangi anlama geldiğini hatırlamak için kullandığım ipuçları ekledim. Diğerleri ise senin görevin—kendi ipuçlarını yarat!

Benzer Yazılış/Telaffuzlara Sahip Ama Anlamları Farklı Sözcükler

1. Coarse/Course

Coarse: (sıfat) pürüzlü; dokunulduğunda pürüzlü bir his veren doku

Is the texture of the jacket you’re wearing smooth or coarse?
Giydiğin ceketin dokusu pürüzsüz mü yoksa pürüzlü mü?

Course: (isim) kurs; belirli bir konuyu öğrenmek için aldığın bir dizi ders

Birbirlerinden ayırabilmek için ipucu:

Sözcük içerisindeki “u” harfini, devam ettiğin bir kurs ile bağdaştır.

Şu günlerde İngilizceni ilerletmek için bir kursa gidiyor musun?

2. Race/Raise

Race: (fiil) yarışmak; koşu ya da bisiklet gibi bir hız müsabakasında yarışmak

My neighbor’s children race each other home from school.
Komşumun çocukları okuldan eve kadar birbirleriyle yarışır

Bu sözcük aynı zamanda bir hız müsabakasını ifade etmek için bir isim olarak da kullanılabilir.

Which runner won the race this afternoon?
Bu akşam yarışı hangi koşucu kazandı?

Raise: (fiil) kaldırmak; el ya da bayrak gibi bir şeyi yükseltmek

Birbirlerinden ayırabilmek için ipucu:

Bu sözcükte bulunan “i” harfini parmak kaldıran bir kişi gibi gözünde canlandır.

If you want some ice cream, raise your hand now before I finish the whole tub!
Eğer dondurma istiyorsan ben kutunun tamamını bitirmeden şimdi parmak kaldır!

3. Bear/Bare

Bear: (fiil) sonuç ya da meyve vermek

I hope this tree will bear more apples next year.
Umarım bu ağaç gelecek sene daha fazla elma verir.

Bare: (fiil) açığa çıkarmak ya da göstermek

When I opened the door, his dog ran up and started to bare its teeth at me.
Kapıyı açtığım zaman köpeği fırlayıverdi ve bana dişlerini göstermeye başladı.

4. Desert/Dessert

Desert: (isim) çöl; az miktarda yağmur alan ve az bitki ve insanın yaşadığı sıcak, kuru topraklar (Sahra Çölü gibi)

If you had to go to the desert for three days, how much water would you bring?
Eğer üç gün için çöle gitmen gerekseydi yanında ne kadar su götürürdün?

Dessert: (isim) tatlı; bir öğünün sonunda servis edilen şekerli bir yiyecek (kek ya da dondurma gibi)

Maybe we should have chocolate ice cream for dessert.
Belki de tatlı olarak çikolatalı dondurma almalıyız.

Birbirlerinden ayırabilmek için ipucu:

Bu sözcükteki iki s’nin, sweet serving ifadesindeki s’lerin kısaltması olduğunu düşün.

5. Break/Brake

Break: (fiil) kırmak; bir şeyi parçalara ayırmak ya da bozulmasına neden olmak—genellikle yere düşürdükten ya da yanlış kullandıktan sonra

Please don’t break those expensive Italian vases.
Lütfen o pahalı İtalyan vazolarını kırma.

Brake: (fiil) fren yapmak; yavaşlamak ya da durmak

You should brake your car when you see someone crossing the street.
Birisinin karşıdan karşıya geçtiğini gördüğün zaman fren yapmalısın.

6. Price/Prize

Price: (isim) fiyat; bir şey için ödediğin para

I didn’t buy it because the price was too high.
Fiyatı çok yüksek olduğu için onu satın almadım.

Prize: (isin) ödül; bir yarışma ya da müsabakanın kazananlarına verilen şey

If you want to win the first prize, you must practice harder.
Birincilik ödülünü almak istiyorsan daha fazla antrenman yapmalısın.

7. Lose/Loose

Lose: (fiil) kaybetmek; sahip olduğun bir şeyin kaybını yaşamak ya da bu şeyi elinde tutamamak

Please don’t lose these keys or you won’t be able to get into the apartment.
Lütfen bu anahtarları kaybetme, yoksa daireye giremezsin.

Loose: (sıfat) bol; üstüne sıkıca oturmayan

She’s much thinner now and her clothes have become far too loose for her.
O artık çok daha ince ve kıyafetleri ona çok bol geliyor.

Birbirlerinden ayırabilmek için ipucu:

İnsanlar özellikle yazarken loose demek isteseler de lose sözcüğünü kullanırlar. Doğru sözcüğü kullanmak için loose sözcüğü içindeki iki o’nun fazladan alanı ifade ettiğini düşün—yani sıkı değil de bol.

8. Plain/Plane/Plan

Plain: (sıfat) sade, süslü değil

This dress is too plain. I prefer something with a floral print.
Bu elbise çok sade. Çiçek desenli bir şeyi tercih ederim.

Plane: (noun) uçak; ‘airplane’ sözcüğünün kısaltılmış hali

How long will the journey take by plane?
Yolculuk uçak ile ne kadar sürecek?

Plan: (noun) detaylı bir eylem programı

My plan is to stay longer in places that are less often visited by tourists.
Planım turistlerin daha az ziyaret ettiği yerlerde daha uzun süre kalmak.

Benzer Anlamlara Sahip Sözcükler

9. Cut/Chop

Cut: (fiil) kesmek; bir şeyi bıçak ya da makas kullanarak parçalara bölmek

Let’s not cut the cake until everyone gets here.
Herkes buraya gelene kadar keki kesmeyelim.

Chop: (fiil) doğramak; bir bıçağın tekrar eden darbeleriyle bir şeyi çok sayıda küçük parçaya ayırmak

You have to chop the garlic finely before you add it to the pan.
Tavaya koymadan önce sarımsağı iyice doğramalısın.

10. Rob/Steal

Rob: (fiil) soymak; bir şeyi birisinden güç kullanarak almak

Someone tried to rob him while he was walking home late last night.
Dün gece geç saatte eve yürürken biri onu soymaya çalıştı.

Steal: (fiil) çalmak; bir şeyi yasal olmayan yollarla ya da izinsiz olarak almak

If I accidentally leave my phone in the park, will someone steal it?
Eğer kazara telefonumu parkta bırakırsam biri onu çalar mı?

Birbirlerinden ayırabilmek için ipucu:

Daha önce de belirttiğimiz gibi bu sözcüklerin tanımları birbirine oldukça benziyor. Ama, anadili İngilizce olanlar bunları birbirinden farklı anlamlarda kullanır.

Rob tipik olarak bir kereye mahsus ve sıklıkla şiddet içeren bir olayı ifade eder. Örneğin, eğer biri sokakta birden karşına çıkar ve sana silah doğrultarak cüzdanını vermeni isterse bu o kişinin seni soyduğu anlamına gelir.

Steal ise sıklıkla görülmeyen ve bazen uzun bir sürece yayılabilen hırsızlık olayını ifade etmektedir. Eğer bir iş arkadaşın sen her tuvalete gidişinde gizlice cüzdanından para alsaydı senden para çalıyor olurdu.

Bununla birlikte, anadili İngilizce olan bir kişinin bu iki sözcüğü birbirinin yerine kullanırsan kafasının karışmayacağını da unutma.

11. Lend/Borrow

Lend: (fiil) borç vermek; daha sonra iade edilmek şartıyla birisine kısa süreli kullanım için bir şey vermek

You left your wallet at home? That’s okay, I can lend you some money.
Cüzdanını evde mi unuttun? Sorun değil, sana biraz borç verebilirim.

Borrow: (fiil) ödünç almak; daha sonra iade etmek şartıyla bir şeyin kısa süreli kullanımını sağlamak ya da istemek

I have a history test tomorrow. Could I borrow your book to study?
Yarın tarih testim var. Çalışmak için kitabını ödünç alabilir miyim?

12. Hear/Listen

Hear: (fiil) duymak; bir sesin farkına varmak

Did you hear the doorbell ring?
Kapının çaldığını duydun mu?

Listen: (fiil) dinlemek; bir sese dikkat kesilmek ya da tetikte olmak

I like to listen to music while I’m driving.
Araba sürerken müzik dinlemeyi severim.

Birbirlerinden ayırabilmek için ipucu:

Bu sözcüklerin her ikisi de işitme ile ilişkilidir. Farkları ise bu eylemin amacındadır.

Dinleme eyleminde bir amaç söz konusudur. Örneğin bir konserde müzik dinlersin—melodiye odaklanır ve her notanın keyfini çıkarırsın.

Ama bir şeyi duymak için buna özellikle dikkatini veriyor olman gerekmez. Birisi yolun karşısından sana seslenirse bunu dinlemiyor olsan da sesi duyarsın.

13. Ice/Snow

Ice: (isim) buz; donmuş su

It was so cold last night that my car’s windows were covered in a layer of ice this morning.
Dün gece o kadar soğuktu ki bu sabah arabanın camları buz tabakası ile kaplanmıştı.

Snow: (isim) kar; gökyüzünden düşen küçük beyaz donmuş su damlaları

The weatherman says that light snow is expected today.
Hava durumu sunucusu bugün hafif kar yağışı beklendiğini söylüyor.

Birbirlerinden ayırabilmek için ipucu:

Kar (snow) yumuşaktır (soft).

Buz ise daha sert ve şeffaftır. Buz bir yüzeyi kaplayabilir ya da tıpkı içeceklerine koyduğun buz küpleri gibi küp haline getirilebilir.

14. Amount/Number

Amount: (isim) miktar; toplam sayı ya da nicelik, sayılamayan ögeler için kullanılır

You must use this amount of baking powder for the cake to rise.
Kekin kabarması için bu miktarda kabartma tozu kullanmalısın.

Number: (isim) sayı; birimlerin toplamı, sayılabilen ögeler için kullanılır

The number of tickets sold this year has increased by 20 percent.
Bu sene satılan bilet sayısı yüzde 20 artış gösterdi.

Birbirlerinden ayırabilmek için ipucu:

Pek çok kişi aslında sayısı (the number of) demek isterken bunun yerine miktarı (the amount of) der. Sayılabilir ögeler için the number of ifadesini kullanmayı unutma.

15. See/Watch/Look

See: (fiil) görmek; gözle saptamak

Did you see him throw the ball at the window?
Onun topu pencereye attığını gördün mü?

Watch: (fiil) izlemek; dikkatle gözlemlemek

We’re all set to watch the football game on TV tonight.
Hepimiz bu gece futbol maçını televizyonda izlemeye hazırız.

Look: (fiil) bakmak; gözünü doğrultmak

Please look at this picture before you start drawing.
Lütfen çizim yapmaya başlamadan önce bu resme bak.

Birbirlerinden ayırabilmek için ipucu:

Bu sözcüklerin üçü de görme duyusu ile ilişkilidir ama hepsinin amacı farklıdır.

See terimi sıklıkla aslında amaçlamadan yapılan bir eylemdir. Köpeğini gezdirirken birisinin bir pencereye isabet eden bir top attığını görmüş olabilirsin

Televizyon ya da bir futbol karşılaşması izlerken bunu o televizyon programında ne olduğunu ya da maçı kimin kazanacağını görmek maksadıyla yaparsın.

Baktığın zaman ise gördüğün şeye dikkatini verirsin. Bu nedenle, burada da yine bir amaç söz konusudur. Bununla birlikte, bakma eylemi (looking) genellikle hızlıdır ve durağan bir obje üzerine odaklanırken izleme eylemi (watching) belirli bir süre zarfı içerisinde gerçekleşir. İşte bu nedenle film izlerken (watch) resimlere bakarız (look).

 

İşte yazının sonuna geldik: sözcükler birbirlerine benzeyebilir ve bunlar kafa karıştırıcı olabilir. Umarım artık İngilizcedeki benzer sözcükler ve bunların farkları senin için daha açıktır ve kullanmak için doğru sözcüğü seçerken kendine daha fazla güvenirsin. Bu makalenin bir kopyasını yazdırabilir ve şüpheye düştüğünde buna bakabilirsin. İyi öğrenmeler!

Bu gönderiyi beğendiyseniz içimden bir his FluentU'ya bayılacağınızı söylüyor. FluentU, gerçek dünya videolarıyla İngilizce öğrenmenin en iyi yolu.

Ücretsiz Kaydol!

Comments are closed.