ingilizce-spor-deyimleri

İş Görüşmeleri, Günlük Sohbetlerin ve Daha Fazlası için Sporla İlgili 10 İngilizce Deyim

Hangi sporla ilgileniyorsun?

Hangi takımı tutuyorsun?

Kimi hallerde bu sorulara vereceğin cevaplar çok önemli olabilir.

Bu sorulara vereceğin cevapla yeni bir arkadaş edinebilir veya yeni bir tartışmaya başlayabilirsin. İkisi arsında gidip gelebilirsin.

Her şeyden önemlisi, insanlar nerede olurlarsa olsunlar sporu seviyor. Dünyanın her yerinde insanlar, sporla ilgili sohbet etmeyi de seviyor.

Futbol, rugby, beyzbol, basketbol hayranı olmanız veya hiç bir sporun hayranı olmamanız önemli değil.

Dünya Kupası ve Olimpiyat Oyunları gibi küresel çaptaki büyük etkinliklerden heyecanlanmamak gerçekten çok zor.

Spor, insanları bir araya getirebilir de ayırabilir de. Her iki şekilde de İngilizce öğrenenler için sıklıkla iyi bir sohbet başlatma konusudur.

İngilizce konuşanlar spordan bahsetmeyi o kadar çok sever ki özellikle deyimler söz konusu olduğunda spor dilin bir parçası haline gelmekte. İngilizce spor deyimleri de doğal olarak konuşmaların içinde yer alıyor.

Learn a foreign language with videos

İngilizcede Deyimlerin Önemi

İngilizceyi ana dili olarak konuşanlar her türden deyimi kullanırlar.  Deyimler, kelimelerin sözlük anlamlarını kullanmadan bir şey ifade etmeyi sağlayan tabirlerdir. Birinin kullandığı bir deyimi bilmiyorsan başka bir şeyden bahsediyorlarmış gibi gelebilir. Deyimler daha fazla akıcı olmayı isteyen kişiler için vazgeçilmezdir.

Kore’de ders vermeye başlayana dek deyimleri ne kadar sık kullandığımızı fark etmemiştim. Boş zamanlarında Amerikan TV şovlarını izledikten sonra, Koreli bir meslektaşım, kafası karışmış bir şekilde yanıma geldi. Tam olarak anlamadığı bütün tabirleri not etmişti. Bütün kelimeleri ve tek tek her birinin anlamını biliyordu fakat bir araya geldiklerinde ne anlama geldiklerini kavrayamıyordu. Bu sana oldukça tanıdık geliyor mu?

Listesine göz attığımda pek çok deyimin beyzbol ile ilgili olduğunu gördüm. Bildiklerimi açıklamak için elimden geleni yaptım. Birkaç tanesine sözlükten bakmak zorunda kaldığımı itiraf etmeliyim.

Sonuçta, ana dilini konuşanlar bile İngilizcedeki her bir deyimin anlamını bilmeyebilir. Benim savunmam da Benim İngiltereli olmamdı. Biz futbolu, rugby ve kriketi seviyoruz ve Wimbledon zamanı yılda bir kez de tenis izleriz. Hayatımda hiç beyzbol maçı izlemedim.

Meslektaşım çok iyi İngilizce konuşuyordu. Fakat çok iyi konuşan biri ile ana dilini konuşan biri arasındaki fark ne?

Genelde, deyimleri ve kültürel referansları anlama ve bunları bir konuşma haline dönüştürme bir yetenektir. Okumaya devam et, sana nasıl olduğunu göstereceğim.

Spor ile İlgili Deyimleri Çalışma Önerileri

Tanımları okuma ve anlama yararlıdır. Fakat akıcılığını geliştirmenin anahtarı bunları aklında tutman: (İngilizce ne kadar sık görür ve duyarsan) maruz kalma, motivasyon ve pratik!

Deyimlerin kullanımlarını ne kadar çok işitirsen (maruz kalırsan) o kadar da onları anlayabilir ve doğal bir şekilde kullanabilirsin.

Spor ile ilgili deyimleri kavrayabilmen için doğru bir dil ile karşı karşıya kalmanı sağlayacak bazı kaynaklar burada. Eğlenceli kaynakları kullanmak seni motive edecek ve duyduğun ifadeleri pratik yapmanı sağlayacak.

Eğer spor hayranı isen zaten İngilizce spor haberleri izliyor ve okuyorsundur. Fakat eğer yeni başlıyorsan BBC Sport ve diğer spor haberleri web siteleri iyi birer kaynak olabilir.

YouTube‘da da spor dili olan klipler oldukça yararlıdır. Spor yorumları programlarından spor ile ilgili ilgi çekici olaylara kadar her şeyi bulabilirsin. Sporla ilgili komedi gösterileri de bulabilirsin. Bir kaç tanesini izle ve yeni kaç tane ifade belirleyebileceğini gör. Daha sonra bu ifadelerin, İngilizce spor deyimleri olarak farklı durumlarda kullanıldığını işitebilirsin.

İngilizce spor deyimleri ve gerçek İngilizce konuşma pratiği yapmak için FluentU‘ya göz atabilirsin. FluentU, film fragmanları, müzikler, videolar, ilham verici konuşmalar gibi gerçek dünyadan videoları alıp bunları sana özel dil öğrenme derslerine dönüştürüyor. Dilersen iOS veya Android mobil cihazlarında da FluentU uygulamasını kullanabilirsin.

Başlaman için işte sana, İngilizcede duyabileceğin spor ile ilgili çok yaygın kullanılan 10 deyim.

Kendine Güvenerek İngilizce Konuşmak için 10 Güçlü Spor Deyimi

1. On the home stretch

Yarışta, the home stretch koşu yolunun son kısmı anlamına gelir. Bir atlet the home stretch‘i yani son düzlüğü gördüğü zaman, yarışın neredeyse bitmek üzere olduğunu anlar. Bu deyim bir şey tamamlanmaya yakın olduğu zaman kullanılır.

“It’s been a long year of hard work on this project, but we are on the home stretch now. I’m relying on you, Tim. Don’t mess this up.”
“Bu projede bir yıldır sıkı bir çalışma gerçekleşiyor fakat artık son düzlükteyiz. Sana güveniyorum Tim. Bunu mahvetmeyin” 

2. Front runner

Front runner (tahmin edebileceğin gibi) yarış esnasında önde giden atlettir. Bu koşucu öndedir fakat henüz kazanmamıştır. Front runner, favori, bir şey kazanma veya kazanma ihtimali en yüksek kabul edilen kişi anlamına gelir.

“I’ve applied for that new management role. What do you think my chances are of getting it?”
“Yeni idarecilik görevi için başvurdum. Sence benim şansın me?” 

“Between you and me, your chances are very good. You are the front runner.Tim applied, too, but he doesn’t have a chance.”
“İkimiz arasında senin şansın daha iyi. Sen favorisin. Tim de başvurdu fakat şansı yok.”    

3. The ball is in your court

Teniste top kortun senin bulunduğun tarafında olduğu zaman topa vurma sırası sendedir. Sonraki hamleyi yapması veya harekete geçmesi için sıranın birinde olduğu anlamına gelir. “Top sende” demek için kullanılır.

“That hot new client has been flirting with me all morning. He just asked me what I’m doing later. Do you think I should meet up with him?”
“Şu yeni çekici müşteri bütün sabah bana kur yapıp durdu. Daha sonra ne yapacağımı sordu. Sence onunla buluşmalı mıyım?”   

 “I don’t know, Tina. I’m working now. The ball is in your court.”
“Bilmiyorum, Tina. Şimdi çalışıyorum, top sende.”   

4. Par for the course

Golf sahasında her bir çukur bir par olarak adlandırılır. Bu, bir oyuncunun bir çukuru bitirmesi için vurması gereken sayıdır. Bu diğer golfçülerin puanlarının ölçüldüğü standarttır. Bu ifade, beklenen veya olağan bir şey anlamındadır.

“Tim walked into the office 20 minutes late today.”
“Tim bugün ofise 20 dakika geç geldi.”

“That doesn’t surprise me.That’s par for the course with Tim.”
“Beni çok şaşırtmadı. Bu, Tim için gayet doğal.” 

5. Out of someone’s league

Buradaki “league” takımların performanslarına göre gruplandırıldığı beyzbol liglerini kastetmektedir. Açıkçası, daha iyi performans sergileyen takımlar kötü performans sergileyen takımlardan ayrı bir ligdedir. Bir kişinin out of someone’s league olduğunu bahsettiğimizde bu kişinin onlara göre çok iyi olduğunu kastederiz. Yani bir gömlek üstün olduğunu belirtiriz.

“Did you meet Tina’s new boyfriend? He’s so good-looking AND rich. He is way out of Tina’s league.”
“Tina’nın yeni erkek arkadaşıyla tanıştın mı? Çok yakışıklı ve zengin. Tina’dan bir gömlek üstün.    

6. Two strikes/Three strikes and you’re out

Bir oyuncu beyzbol maçında vuruş yapıp üç vuruşu tamamladığında oyun dışı kalır. Eğer bir oyuncu iki vuruş yaparsa bu onun son şansı olduğunu bilir. Bu genellikle birinin track record yani geçmiş performansı olarak değerlendirilir. Eğer iki hata yapmışsa bu iki vuruş yapmış demektir. Eğer 3 hata yaparsa bu durumda ona daha fazla şans vermek istemezsin. Türkçede kullanılan Allah’ın hakkı üçtür deyimini hatırla.

“Tim missed the deadline again. That’s two strikes now. Three strikes and he’s out.”
“Tim son tarihi yine kaçırdı. Bu onun ikinci oldu. Allah’ın hakkı üç.”   

7. Drop the ball

Beyzbolda bir savunma oyuncusu topu düşürdüğünde diğer takım kaleye koşarak avantaj elde edebilir. To drop the ball genellikle dikkatsizlik sonucu bir hata yapmak veya birşeyi karıştırmak yani yüzüne gözüne bulaştırmak anlamındadır.

“I needed Tim to send me those files for my presentation today, but he didn’t. He’s really dropped the ball on this one.”
“Bugün sunumum için Tim bana dosyaları göndermesi gerekiyordu fakat yapmadı. Bu işi gerçekten yüzüne gözüne bulaştırdı.” 

8. Hit a home run/Knock it out of the park

Knocking it out of the park vurucu topa öyle sert vurur ki top alanı terk eder anlamındadır. A home run bir oyuncunun bütün 4 kale boyunca koştuğu ve sayı aldığı yerdir. To hit a home run veya knock it out of the park bir şeyle ilgili mükemmel bir iş yapmak, zoru başarmak, varlık göstermek anlamındadır.

“Well done on that sales pitch, Bill. You knocked it out of the park. Tim could learn a thing or two from you. I haven’t seen him hit a home run like that in a long time”
“Bu satış görüşmesinde çok iyi yaptın, Bill. Zoru başardın. Tim senden bir iki şey öğrenebilir. Uzun süredir Tim’in herhangi bir varlık gösterdiğini görmedim.”      

9. Strike out

To strike out beyzbolda üç başarısız vuruş yaptığında dışarıda kaldığını ifade eder. To strike out bir şeyde başarısız olmak, çuvallamak anlamındadır.

“Tina tried to the new guy on a date but she got turned down. Looks like she struck out.” “Tina yeni çocukla buluşmayı denedi fakat ret edildi. Çuvallamış gibi görünüyor.” 

“But Tina already has a boyfriend. He’s pretty rich and good-looking, too.” “Fakat Tina’nın zaten bir erkek arkadaşı var. Oldukça zengin üstelik yakışıklı da.” 

“Yeah, Tina is a jerk.”
“Evet, Tina tam bir aptal.”

10. Out of left field

Beyzbol maçında bir bu kelime olarak sol kanat oyuncusu tarafından kontrol edilen alanı kasteder. Sol kanat oyuncusu birinci kaleden çok uzaktır ve atmak daha uzun sürer (evet buna sözlükten bakmak zorunda kaldım). Şaşırtıcı veya beklenmedik bir olaydan bahsederken bu kullanılır.

“Did you hear that Tim had a heart attack? He’s only 35. Seemed like a healthy guy, too. That came way out of left field.”
“Tim’in kalp krizi geçirdiğini duydun mu? Daha 35 yaşında. Çok sağlıklı biri olarak görünüyordu. Çok ani oldu.

Bunları okuduktan sonra hala bazı soruların olabilir. Tim ve Tina kim? İşini bu kadar uzun süre nasıl devam ettirdi? Neden bu kadar aptal? İngilizce çalışmalarım için sırada ne var?

İlk üç soruyu bilmiyorum (Tim ve Tina hayali yani gerçek biri değiller). Fakat sonuncusu sana bağlı.  Artık bu yazıda öğrendiğin İngilizce spor deyimlerini alıp kullanmak sırası sende. Yukarıdaki bağlantıları takip ederek öğrenmeye devam et ve kullanabileceğin birkaç deyim daha ekle.

Don’t drop the ball, tavsiyelerime uy ve knock it out of the park, artık sen bunu anlıyorsun.

The ball is in your court yani söylesem mi, top sende!

Bu gönderiyi beğendiyseniz içimden bir his FluentU'ya bayılacağınızı söylüyor. FluentU, gerçek dünya videolarıyla İngilizce öğrenmenin en iyi yolu.

Ücretsiz Kaydol!

Comments are closed.