ingilizce-siparis-vermek

Restoranda İngilizce Sipariş Vermek için Eksiksiz İngilizce Rehberi

İngilizce öğrenirken iyi vakit geçirmeye hazır mısın?

Yeni arkadaşlar edinmenin ve İngilizce pratik yapmanın en iyi yollarından biri de sıcak yaz günlerinde bir restoranın bahçesinde oturmak ve birlikte yiyip içmektir.

Bir restoranda garson ya da şef garson ile konuşmak ve İngilizce sipariş vermek kafa karıştırıcı olabilir.

Menü de anlam veremediğin bazı sözcük ya da ifadeler olabilir.

Seni anlıyoruz.

Bu makale sana İngilizce anadilinmiş gibi konuşman ve arkadaşlarınla iyi vakit geçirmende yardımcı olacak.

Restoranda İngilizce Sipariş Vermek için Eksiksiz İngilizce Rehberi: Bira ve Şarap

O halde en baştan başlayalım.

Yerel, bağımsız gazeteleri bul. Her şehirde bunlardan bir ya da iki tane bulunur (bunları sokak köşelerindeki parlak kutulardan ücretsiz edinebilirsin). Bu gazetelerde yer alan ilanlar arasında bütçene ve müzik zevkine uygun olarak gidebileceğin iyi bir yer bulacaksın. Hala emin değilsen bir barmen ya da oralı bir arkadaşına sor—sana harika bir yer önermekten mutlu olacaklardır.

Özellikle kuzey iklimlerinde yaz o kadar değerlidir ki insanlar her zaman açık havada zaman geçirmekten heyecan duyar ve bir restoranın bahçesindeki güzel bir masaya hayır diyemezler.

Restoran bahçeleri açık havada yeme ve içme imkanı sunarak çevrenin tadını çıkarmanı sağlar.

Peki, birisini keşfettiğin bu yeni ve harika lokasyona gitmeye nasıl ikna edeceksin?

Learn a foreign language with videos

İnsanları Seninle Dışarı Çıkmaya Nasıl Davet Edersin

Arkadaşların, meslektaşların, ailen ya da yeni tanıştığın kişileri dostane bir şekilde davet etmek oldukça kolaydır. İşte farklı durumlarda kullanabileceğin bazı sözler:

  • “Are you up for a drink?”
    Bir şeyler içmek ister misin?
  • “Are you down for a drink?”
    Bir şeyler içmek ister misin?
  • “Who’s down for a drink on a patio someplace?”
    Kim bir yerlerde bahçede bir şeyler içmek ister?
  • “Who’s up for a pint/cocktail?”
    Kim bir bira/kokteyl içmek ister?
  • “Fancy a drink on the patio?”
    Dışarıda bir içkiye ne dersin? (Bu söz Amerikan İngilizcesinden ziyade İngiliz İngilizcesine daha yakındır.)
  • “It’s so hot today, I am totally down for a drink!”
    Bugün hava o kadar sıcak ki, kesinlikle bir şeyler içmeye varım!
  • “Let’s grab a drink after work!”
    İşten sonra bir şeyler içelim!

Kuzey Amerika’da insanlar bahçede masa kapmak konusunda birbirleriyle rekabete girebilirler. İlk başta bunun düşmanca olduğunu düşünebilirsin. Ama şunu unutma: İnsanlar kış boyunca en az dört ay evlerine kapalı kalmıştır—ve güneş yüzünü gösterdiği zaman onun altında oturmak ve keyfini çıkarmak isterler!

Bir restoranın bahçesine girdiğin zaman, özellikle de güneşli bir gün ise yer bulmakta zorlanabilirsin. Bazı bahçelerde kendi masanı seçebilirsin. Diğerlerinde ise garsonlar sana ve arkadaşlarına bir yer bulmanda yardımcı olur. Bir restoranın bahçesine girdiğin zaman genellikle bununla ilgili bir tabela görürsün. Bu tabelada şöyle yazabilir:

  • Please wait to be seated.
    Lütfen masanızın verilmesini bekleyiniz.
  • Our host will seat you soon, please be patient!
    Garsonumuz size kısa sürede yerinizi gösterecektir, lütfen sabırlı olun!

Karışıklıktan kaçınmanın iyi bir yolu ise bir garson ile göz teması kurmak ve şunu sormaktır:

  • “Can we sit anywhere?”
    İstediğimiz yere oturabilir miyiz?

Ya da şöyle diyebilirsin:

  • “Is anywhere okay?”
    Herhangi bir yer olur mu?

Garsona grubunuzda kaç kişi olacağını da söylemek faydalı olacaktır:

  • “Can we sit anywhere? There are four of us.”
    Herhangi bir yere oturabilir miyiz? Dört kişiyiz.
  • “Table for five?”
    Beş kişilik bir masa?
  • “Is there a table for four free?”
    Dört kişi için boş masanız var mı?

Garsonlar bunu sormana bayılır. Nerede boş masa olduğunu bildikleri için masanı daha hızlı bulur ve siparişini de daha çabuk verirsin. Örneğin, dört kişilik boş bir masa varsa birlikte gelmiş olduğun grup için ideal bir masa olduğunu bileceklerdir.

Dünyanın bazı yerlerinde, büyük ve paylaşımlı masalarda tanımadığın kişilerle birlikte oturmak alışılmış bir uygulamadır. Kuzey Amerika’da restoran bahçeleri biraz farklıdır ve masaların ikili ve dörtlü olarak düzenlendiğini göreceksin.

Eğer daha fazla kişinin aynı masada oturabilmesi için sandalye çekmeyi ve masa birleştirmeyi düşünüyorsan bunu yapmadan önce garsona—ve sandalyeyi aldığın masada oturanlara—sormak kibar bir davranış olacaktır.

Masa ya da sandalye çekmek için diğer masalarda oturan kişilere şunu sorabilirsin:

  • “Can we squeeze these tables and chairs together?”
    Bu masalar ve sandalyeleri birleştirebilir miyiz?
  • “Will we be in your way if we sit like this?”
    Böyle otursak sizi engellemiş olur muyuz?
  • “Is anyone sitting here?”
    Sandalye dolu mu?
  • “Could I grab this chair?”
    Bu sandalyeyi alabilir miyim?

Artık hepiniz masanıza oturduğunuz, dışarısı çok sıcak ve damağınız kurudu… şimdi ne olacak?

Bir Restoranda İngilizce Siparişi Vermek

Eğer masanın tamamı için içecek ve yiyecek siparişi verirsen gecenin sonunda garson tek bir hesap getirebilir.

Aynı zamanda ayrı hesaplar isteyip istemediğinizi de sorabilir. Bununla birlikte, herkesin kendi hesabını ödeyeceğini siparişinizi vermeden önce belirtmek isteyebilirsiniz. Bunu yapmak her şeyi kolaylaştıracaktır.

Bu tamamen sana ve bütçene kalmış ama hangisini tercih ettiğini önceden bilirlerse bu siparişi bilgisayara girmeleri daha kolay olacaktır.

Bira genellikle şişe (bottles), arjantin (pints) ya da biraver (pitchers) olarak satılır. Biraver paylaşmak içindir, şişe ve arjantin ise tek kişiliktir. Bir şişe 341 ml, arjantin 500ml ve biraver 1500 ml ya da 3 arjantin kadar bira içerir. Garson şişe ile birlikte bardak isteyip istemediğinizi sorabilir. Ayrıca, biraver ile birlikte kaç bardak istediğinizi de sorabilir.

Çoğu İngilizce konuşulan restoranda bira için iki seçenek bulacaksınız: şişe (bottled) ve fıçı (on tap).

Fıçı bira, kutu ya da şişe biranın aksine fıçıdan dökülür. Hangisini mi seçmeli? İşin eğlenceli kısmı da bu!

Genellikle seçenekler arasında lager (açık renkli ve oldukça serinletici), ale (biraz daha koyu renkli ve daha az baloncuklu) ve stout ya da porter (oldukça koyu renkli ve çok daha az baloncuklu) olacaktır. Kendi damak zevkini bulmak için bu “tatma” terimlerini dene. Az miktarda tadımlık alıp alamayacağını sormaktan çekinme. Garson, karar vermene yardımcı olmak için az miktarda tadımlık sunabilir.

  • “Is that beer accessible?” — İçimi kolay bira için söylenir (sıklıkla açık renklidir)
  • “Does the beer have a strong aftertaste?” — Birayı yuttuktan sonra dilinin üstünde kalan tat için kullanılan bir terimdir.
  • “Does it have a bitter taste?” — Acı bir tat hoş olabilir ama birçok kişi bundan hoşlanmaz.
  • “Is this beer very fizzy/carbonated?” — Karbonasyon, biraya baloncuklarını (“fizz”) veren şeydir. Bazı biralar oldukça gazlıyken bazıları gazsız olabilir.
  • “Which is your most chocolaty beer?” —Chocolaty, porter ve stout gibi zengin esmer biraları tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Çikolata ya da esmer malt biralarıyla ilişkilendirilen aromaları tanımlamaktadır.
  • “Do you have a fruity beer?” — Bazı biralarda ananas, kaysı, muz, şeftali, armut, elma, mango, portakal, üzüm, erik, hurma, incir, böğürtlen ve çilek de dahil ve bunlarla sınırlı olmamak üzere kolaylıkla hissedilen bir meyvemsi karakteri fark etmek mümkündür.
  • “Do you have a full/full-bodied beer?” — Açık biranın zıttı olarak ağır ya da dolgun olan biralar için kullanılan bir terimdir. Ayrıca, dolgun bir aroması olan bir bira için de kullanılabilir.

İşte garson ile seçenekler hakkında konuşmak ya da arkadaşların için seçtiğin leziz birayı tanımlamak için kullanabileceğin bazı tanımlayıcı sözcükler:

  • Head — Bira bardağa döküldükten sonra üstünde oluşan köpüğü ifade eder. Bu köpük, çoğu bira tarzı için kalın ve yoğun olmalıdır. Biranın üzerinde bol miktarda köpük varsa ona heady diyebilirsin.
  • Hoppy — Şerbetçiotu gibi bira yapımında kullanılan bitkilerin (hops) kokusu ve tadına sahip bir bira. Biraya katılan bu bitkiler çiçek, aktariye ya da meyve kokusu verebilir.
  • Bright — Bira berrak ve altın sarısı olduğu zaman kullanılır, bunun zıttı cloudy olacaktır.
  • Mouthfeel — Bu terim için hayal gücünü kullanmaya çalış. Birayı içtiğin zaman onun ağzında bıraktığı “hissi” tanımlamayı dene. Kremamsı mı, yumuşak mı, ipeksi mi, kadifemsi mi, iç gıdıklayıcı mı, iç ısıtıcı mı, yağ gibi mi, ince mi, sulu mu yoksa ağır mı?

Son olarak, tadı iyi olmayan bir bira gelirse bu bira bozulmuş olabilir. Bu gibi bir biraya skunky denir ve bu oldukça olumsuz bir terimdir.

Bira siparişi için sıkça kullanılan bazı sözler şu şekildedir:

  • “What local beers do you have on tap?”
    Yerli fıçı bira seçenekleriniz nelerdir?
  • “I’ll take four bottles of Corona please.”
    Dört şişe Corona lütfen.
  • “I’ll take a pitcher of Canadian please, two glasses.”
    Bir Canadian biraver lütfen, iki de bardak
  • “I’ll have a pint of the amber lager please.”
    Arjantin amber lager lütfen.

İngilizce öğrenirken o bölgede üretilen yerli biraları sormak iyi bir sohbet konusu olabilir. Bu biraların bazıları fıçı biralar olacaktır. Yerli fıçı biraların çoğu tazedir ve büyük firmaların üretmekte oldukları biralardan farklı lezzetlere sahiptir; kesinlikle denemeye değer.

Eğer en sevdiğin içecek şarap ise garson beyaz (white) ya da kırmızı (red) tercihini soracaktır. Bir bahçede muhtemelen markasız kırmızı (house red) ve markasız beyaz (house white ) bulmak mümkündür (her zaman en ucuz seçeneklerdir) ve diğer şarap seçenekleriyle ilgilenmiyorsan şunu sorabilirsin:

  • “How is your house white/red?”
    Markasız beyaz/kırmızı şarabınız nasıl?
  • “I’ll have a glass of the house white/red please.”
    Bir bardak markasız beyaz/kırmızı şarap lütfen

Eğer bir bardaktan daha fazlasını tüketmeyi düşünüyorsan şarabı karafta söyleyerek tasarruf edebilirsin.

Karaf (carafe) şarap servisi için üretilmiş hoş görünümlü sürahidir. Bir tam karaf dört bardak kadar alırken, iki bardak için yarım karaf (half carafe) sipariş edebilirsin.

Seçmiş olduğun şarap hakkında garsondan biraz daha bilgi almak istiyorsan bu lezzet sorularını sormayı dene:

  • “Is the red full-bodied?” — Sıklıkla güçlü bir tada sahip şarapları tanımlamak için kullanılır.
  • “Is the white clean?” — Ağızda ferahlatıcı bir tat bırakan bir şarabı tanımlamak için kullanılır.
  • “Is the white crisp?” — Meyve tadına sahip bir şaraptır.
  • “Is the white dry?” — Tatlı olmayan bir şarabı tanımlar.
  • “Is the wine sweet?” — Şeker içeriği yüksek ve oldukça tatlı bir şarabı tanımlar.

Garson geri geldiği zaman eğer masa olarak aynı içeceklerden birer tane daha istiyorsan şöyle diyebilirsin:

  • “Another round please.”
    Birer tane daha lütfen.
  • “We’ll all have the same again, please.”
    Yine aynısından birer tane daha alalım lütfen.

Ya da yalnızsan ve aynı içecekten istiyorsan şöyle diyebilirsin:

  • “Same again, please.”
    Aynısından lütfen.

Eğer garson sana bir tane daha isteyip istemediğini sorarsa ve o anda yenisini istemiyorsan şöyle diyebilirsin:

  • “No, I’m good.”
    Hayır, şimdilik almayayım.
  • “I’m alright for now.”
    Şimdilik almayayım.

Hesabı Öderken: Kredi Kartı, Nakit ya da Banka Kartı?

Sıra ödeme yapmaya geldiğinde arkadaşlarına nasıl ödeyeceklerini sormak iyi bir fikir olabilir.

Böylece garson masanıza geldiği zaman hazır olursunuz ve garsonun fazla zamanını harcamazsınız. Şu sözlerden birini dene, bunların hepsi aynı anlama gelir: “Hesabı alabilir miyim/miyiz lütfen?”

  • Can we/I get the bill, please?
  • Can we/I settle the tab, please?
  • Can we/I settle up, please?
  • What do we/I owe you?

Garson hesabı ayrı ayrı ödemek (“separate bills”) isteyip istemediğinizi sorabilir, bu da sadece kendi yediklerin ve içtiklerini ödeyeceğin anlamına gelir. Eğer cömert bir günündeysen ve hesabı sen çekmek istiyorsan şöyle diyebilirsin:

  • “I got this”
    Ben hallederim
  • “It’s on me”
    Benden olsun

Eğer yabancı bir ülkede bir ya da iki sene boyunca kalıyorsan, evinin yakınlarındaki bar ve o barın çalışanları en iyi arkadaşların (ya da en azından harika bir bilgi kaynağı) haline gelir.

Küçük semt barları daha fazla yerli halka hitap eder, böylece bunlara gittiğin zaman kendini o ülkenin kültürüyle gerçek anlamda çevrelemiş olursun. Kuzey Amerika’da da kibar bir müşteri isen, kaba bir müşteriye göre daha kolay hatırlanır ve daha iyi muamele görürsün.

Çoğu bar genellikle turistlere hizmet verir, dolayısıyla utangaç olmana gerek yok—burada gördüğün sözlerden bazılarını kullanmayı dene ve yazın keyfini çıkar.

Muhtemelen yeni arkadaşlar edinecek ve hatta en iyi arkadaşınla tanışacaksın. Adını ne koyarsan koy, bu kişiler ömür boyu arkadaşın olabilir. Artık arkadaşlarınla gittiğin yerlerde İngilizce sipariş vermek de senin için çocuk oyuncağı!

Bu gönderiyi beğendiyseniz içimden bir his FluentU'ya bayılacağınızı söylüyor. FluentU, gerçek dünya videolarıyla İngilizce öğrenmenin en iyi yolu.

Ücretsiz Kaydol!

Comments are closed.