ingilizce-deyimler-yiyecekler

İngilizce Deyimler: Yiyecekler ile İlgili Sohbetlerinin Tuzu Biberi Olacak Nefis 20 Deyim

Pizzanı hiçbir malzeme olmadan sever misin?

Et yok, soğan yok, peynir hiç yok!

Tadının nasıl olacağını tahmin edebiliyor musun?

Eminin, hiç iyi olmaz.

Ya malzeme olarak sucuk, biber, mısır, mantar, kırmızı biber ve mozerella eklesek nasıl olurdu?

İşte şimdi oldu!

Sade bir pizzayı bol çeşni ile lezzetlendirebilir ve farklı malzemeler ekleyerek daha lezzetli hale getirebilirsin.

Bu yüzden İngilizce deyimler pizzanın malzemeleri gibidir.

Deyimler, kelimelerin gerçekte olan anlamlarından genellikle farklı anlamlar taşıyan ifadelerdir. Ana dilini konuşanlar konuşmalarını daha ilginç hale getirmek için deyimleri kullanırlar.

Bugün, sana birlikte bakabileceğimiz nefis İngilizce deyimler hazırladım.

Fakat ilk olarak, bunları kolayca öğrenebilmen için yararlı bazı ipuçları vereceğim.

Learn a foreign language with videos

İngilizce Deyimleri Etkili Bir Şekilde Öğrenmek için Pratik İpuçları

  • Deyimi gözünde canlandır. İfadeleri resmeden kelimelerden pek çok deyim yapılmıştır.  Örneğin, (aşağıda daha fazla bahsedeceğimiz) “eat like a bird – kuş kadar az yemek” deyimini duyduğunda ne görüyorsun? Gözünün önüne hemen gelen resim bir kuşun yemeğini gagaladığıdır.

Resimleri bunun gibi görselleştirmek, deyimleri hatırlamana yardım edecek ve genelde anlamlarını daha iyi kavramanı sağlayacak.

  • Deyimleri bir bağlamda öğren.  Deyimleri kelime kelime ezberleme. Bunun yerine nasıl ve ne zaman kullanıldıklarının örneklerine bakarak bir bağlam içerisinde öğren.

Bir Bağlam içerisinde deyimleri öğrenmek için harika kaynaklardan biri FluentU‘dur. Bu yenilikçi araç, aktif bir şekilde iletişim becerilerini geliştirirken, film fragmanları, ilham verici konuşmalar, yeni klipler gibi otantik İngilizce videolar izlemeni sağlar. Her bir video, (görsel öğrenme yardımcıları ve telaffuz da olmak üzere) bilmediğin herhangi bir kelimenin veya ifadenin tanımını öğrenebileceğin etkileşimli alt yazılar ile sunuluyor.

Bir videoyu izledikten sonra, FluentU izlediklerini hatırladığından emin olman için sana özel flaş kartlar ve alıştırmalar sunar. Yeni deyimleri, söyleyişleri, argoları kapmak ve ana dili İngilizce olanların gerçekte dili kullandığı şekliyle öğrenmek için harika bir yoldur. Dilersen iOS ve Android cihazlarında da FluentU mobil uygulamasını kullanabilirsin.

  • Konulara göre deyimleri öğrenmek de faydalı olabilir. Bugün paylaşacağım İngilizce deyimler listesindeki bütün deyimlerin yiyeceklerle ilgili kelimeler içerdiğini sen de fark edeceksin.  Konularına göre deyimleri bir araya getirerek anlamlarını hatırlaman daha kolay olacak.
  • Bir seferde birkaç tane öğren. Tek seferde pek çok deyim öğrenmeye çalışma. Bunun yerin bir seferde birkaç tane öğren, bunları kullanarak pratik yap. Bu şekilde cesaretin kırılmayacak ve bunalmayacaksın.

İngilizce Deyimler: Yiyecekler ile İlgili Sohbetlerinin Tuz Biberi Olacak 20 Nefis Deyim

Herkes yiyecekler hakkında konuşmaktan keyif alır ve İngilizce konuşanlar da çok farklı sayılmaz. Aşağıdaki yiyecekler ile ilgili İngilizce deyimler, en çok kullanılan deyimler arasında sayılıyor ve gerçekten bunlar yapacağın konuşmalarına bir nebze olsun tat katacak. İngilizce deyimleri çevirmek yerine daha kolay anlaman için benzer Türkçe deyimleri ekledim. Elbette karşılık olarak daha farklı deyimler de bulunabilir.

Haydi başlayalım:

Yiyecekler ile İlgili İngilizce Deyimler

1. Spice things up

Şimdiye kadar çoktan tahmin etmiş olmalısın ki spice things up bir şeyleri daha ilgi çekici ve heyecan verici hale getirmek anlamındadır. Türkçede tuzu biberi olmak, renk / heyecan katmak şeklinde söylenir.

Instead of just buying Sam a birthday gift, let’s spice things up by taking him out for dinner. Sam’e bir doğum günü hediyesi almak yerine onu akşam yemeğine götürerek biraz renk katalım.

2. A piece of cake

A piece of cake tamamlanması veya gerçekleştirilmesi kolay bir işi veya görevi ifade eder. Türkçede çocuk oyuncağı şeklinde söylenir.

I expected the English test to be difficult but it was a piece of cake.
İngilizce sınavının zor olacağını bekliyordum fakat çocuk oyuncağıydı.

3. Cool as a cucumber

Salatalık tazeleyici bir tada sahiptir ve sende serin, dingin bir his uyandırır.  Yani eğer sen de cool as a cucumber isen sakin ve rahat birisin. Türkçede, soğukkanlı, serinkanlı şeklinde söylenir.

My friend is nervous about taking his driving test but I’m cool as a cucumber.
Arkadaşım ehliyet sınavına gireceği için çok gergin ama ben çok soğukkanlıyım.

4. Couch potato

 A couch potato bütün gün televizyonun karşısında kanepede oturup vakit geçiren kimseyi ifade eder. Türkçede miskin, televizyon karşısında vakit öldüren şeklinde söylenir.

After my uncle retired from his job, he became a couch potato.
Amcam emekli olduktan sonra televizyon karşısından vakit öldüren miskin bir adam oldu.

5. Bring home the bacon

To bring home the bacon para kazanmak veya ailesini desteklemek için gelir elde etmek anlamındadır. Türkçede ekmek parası kazanmak, evini geçindirmek şeklinde söylenir.

Ever since her father was injured, she’s been working two jobs to bring home the bacon. Babası yaralandığından beri evi geçindirmek için iki işte çalışıyor.

6. In hot water

Biri in hot water dediği zaman, kötü bir durumda veya ciddi bir sıkıntıdadır. Türkçede, hapı yutmak şeklinde söylenir.

My brother is in hot water for failing all his college classes.
Erkek kardeşim tüm derslerinden kaldığı için hapı yuttu.

7. Compare apples and oranges

Elma, hem görünüm hem de tat olarak portakaldan çok farklıdır. Birbirine benzemeyen iki şeyi karşılaştırmak çok zordur. Bu yüzden to compare apples and oranges çok farklı iki şeyi karşılaştırmaktır. Türkçede, elmayla armudu karşılaştırmak şeklinde söylenir.

I’m not sure which I enjoy more—pottery or dancing.It’s like comparing apples and oranges.
Şiirden mi yoksa dans etmekten mi daha çok keyif alıyorum emin değilim. Elmayla armudu karşılaştırmak gibi bir şey.

8. Not one’s cup of tea

Eğer bir şey not your cup of tea ise ilgilenmediğin, keyif almadığın ya da iyi yapamadığın bir etkinliktir. Türkçede, benim kalemim değil şeklinde söylenir.

Camping is really not my cup of tea so I’m going to visit my friend in New York instead.
Kamp yapmak gerçekten benim kalemim değil, bu yüzden bunun yerine New York’ta arkadaşlarımı ziyaret edeceğim.

9. Eat like a bird

Bir kuş ne kadar yiyebilir? Çok az, değil mi? Bu yüzden to eat like a bird çok az yemek demektir. Türkçede de kuş kadar yemek şeklinde söylenir.

Don’t trouble yourself cooking such a big meal. I eat like a bird.
Çok fazla yemek pişireceğim diye kendine sıkıntı etme. Ben kuş kadar yerim.

10. Eat like a horse

Malum, bir at bir kuştan daha büyüktür. Sence bir at ne kadar yiyebilir? Haklısın to eat like a horse çok fazla miktarda yemektir. Türkçede öküz gibi yemek şeklinde söylenir.

My mother has to cook a lot of food when my brother comes to visit. He eats like a horse.
Abim geldiğinde annem çok fazla yemek pişirmek zorunda. Abim öküz gibi yer.

11. Butter [someone] up

To butter someone up desteğini kazanmak için birini memnun etmek veya övmektir. Bu ayrılabilen ifade butter [someone] up veya butter up [someone] şeklinde kullanılabilir. Türkçede pohpohlamak, yağ çekmek şeklinde söylenir.

Everyone seems to be trying to butter up the new boss hoping to become her favorite.
Yeni patronun gözdesi olabilmek umuduyla herkesin ona yağ çekmeye çalıştığı görünüyor.

12. Food for thought

Food for thought üzerinde dikkatlice düşünmeye değer bir şeyi ifade eder. Türkçede düşündürücü şey şeklinde söylenir.

Moving to another state is food for thought for many of those affected by the recent hurricanes in Texas and Florida.
Teksas ve Florida’daki son kasırgalardan etkilenen kişilerin çoğu için başka bir eyalete taşınmak oldukça düşündürücüdür.

13. A smart cookie

İşte kolay bir tane. A smart cookie zeki bir kişidir. Türkçede zeka küpü şeklinde söylenir.

It shouldn’t be hard too hard for a smart cookie like you to learn Spanish.
Senin gibi zeka küpü birisi için İspanyolca öğrenmek çok zor olmasa gerek.

14. Packed like sardines

Bir sardalye konservesini açtığında ne görüyorsun? Evet, kutunun içinde sıkışmış balık. Yani packed like sardines bir konser salonu veya spor müsabakası gibi insanlarla (veya hayvanlarla) dolmuş kalabalık bir yeri veya durumu tarif eder. Türkçede balık istifi gibi şeklinde söylenir.

Were you at the football game last night? The stadium was packed like sardines.
Dün akşam futbol maçında mıydın? Stadyum balık istifi gibiydi.

15. Spill the beans

Yanlışlıkla bir kase fasulyeye çarpıyorsun ve hepsi yere dökülüyor. Bu resmi düşün ve hatırla ki spill the beans gizli kalması gereken bilgileri kazayla veya vaktinden önce ifşa etmek anlamına gelir. Türkçede baklayı ağzından çıkarmak, ağzından kaçırmak şeklinde söylenir.

We were planning a surprise birthday party for Joyce this weekend. But this morning, Owen spilled the beans and now it’s no longer a surprise.
Bu hafta sonu Joyce için sürpriz doğum günü partisi yapmayı planlıyorduk. Fakat bu sabah Owen, ağzından kaçırdı ve artık sürpriz değil.

16. A bad apple

İçinde çürük bir elmanın olduğu elma sepetini hayal et. A bad apple sorun veya sıkıntı çıkaran ya da grup içerisinde diğer insanları kötü etkileyen biri olduğunu hatırlamana bu resim yardım edecek. Türkçede de çürük elma şeklinde söylenir.

Instead of focusing on college, he spends his time hanging out with bad apples.
Okuluna odaklanmak yerine vaktini çürük elmalarla takılarak harcıyor.

17. Bread and butter

Ekmek ve tereyağı pek çoğumuzun yediği temel besindir. Yani bread and butter deyimi geçinmek veya beslenme, barınma vs. gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak için para kazanmanı sağlayan bir işi ifade eder. Türkçede ekmek teknesi, şeklinde söylenir.

Fishing is the bread and butter of the friendly people who I met on the island last summer.  Balıkçılık geçen yaz adada tanıştığım dost canlısı insanların ekmek teknesidir.

18. Buy a lemon

 To buy a lemon iyi çalışmayan ve bu yüzden değersiz sayılan bir şeyi (genellikle motorlu bir aracı) satın almak anlamına gelir. Türkçede külüstüre para vermek şeklinde söylenir.

The car looked so new and shiny I had no way of knowing I was buying a lemon.
Araba o kadar yeni ve parlak görünüyordu ki bir külüstüre para verdiğimi anlamamın imkanı yoktu.

19. A hard nut to crack

Bir cevizi açmak kolay mı? Her zaman değil. A hard nut to crack tanıması veya uğraşması zor kimseyi ifade eder. Türkçede, çetin ceviz şeklinde söylenir.

I tried to be friendly with her but I was told she’s a hard nut to crack. Onunla samimi olmayı denedim fakat bana çetin ceviz olduğunu söylemişlerdi.

20. Have a sweet tooth

Pasta, şeker ve diğer tatlı olan yiyecekleri yemeyi seviyor musun? Eğer seviyorsan o halde sen bir have a sweet tooth sayılabilirsin. Türkçede, tatlıya zaafı olmak, tatlı düşkünü şeklinde söylenir.

Yes, I definitely have a sweet tooth.I can never walk past a bakery and not stop to buy myself a slice of chocolate cake.
Evet ben kesinlikle tatlı düşkünü biriyim. Durup kendime bir dilim çikolatalı pasta almadan asla pastanenin önünden geçemem.

İngilizce deyimler bu kadar mı? Elbette değil. Burada sohbetlerinin tuzu biberi olacak yiyecekler ile ilgili 20 İngilizce deyimi görmüş oldun.  Senin gibi smart cookie biri için a piece of cake olsalar gerek, değil mi? Yukarıdaki ipuçlarını kullanmayı ve alıştırmalarına eklemeyi unutma! Keyifli öğrenmeler, kolay gelsin!

Bu gönderiyi beğendiyseniz içimden bir his FluentU'ya bayılacağınızı söylüyor. FluentU, gerçek dünya videolarıyla İngilizce öğrenmenin en iyi yolu.

Ücretsiz Kaydol!

Comments are closed.