ingilizce-ask-sozleri

Sevgililer Günü Romantizmini Aşk Sözleriyle Yakala: Bu 50 İngilizce Kelimeyle Aşkını Anlat

Her 14 Şubat’ta, dünyanın başı aşktan biraz çılgınca döner.

14 Şubat, hepimizin bildiği üzere, Sevgililer Günü (İngilizce adıyla Valentine’s Day) ve bu günü dünyanın pek çok yerinden insan kutluyor. Bu gün, aşıkların birbirleriyle birlikte vakit geçirdiği, birbirlerine aşk sözleri söylediği, hediyeler veya üzerinde güzel sözler veya romantik mesajlar olan sevgililer günü kartları (İng. valentines) verdikleri bir gün.

Fakat Sevgililer Günü’nden hoşlanmayan pek çok insan da var. Belki de bu insanlar bu günün fazla aptalca veya ticari olduğunu düşünüyorlardır. Ticari (İng. commercial), bir şeylerin alınıp satılmasıyla ilgili demek, pek çok insan bu özel günde hediyeler, çikolatalar ve kartlar satın aldığı için bunda haklılık payı yok değil. Belki de bu günün daha fazla çikolata satmak isteyen çikolata fabrikaları tarafından icat edilen bir gün olduğunu düşünüyorlardır. Geçmişte kötü bir ilişki yaşamış da olabilirler, belki Sevgililer Günü onlara o ilişkiyi hatırlatıyordur.

Neyse ki, iyi haberlerimiz var. Eğer Sevgililer Günü’nü seviyorsan, veya aşka (İng. love) aşık bir insansan, bu yazıda yılın bu zamanları duyabileceğin birtakım harika kelimeler ve sözler var, üstelik bu sözleri bu özel günle ve aşkla ilgili konuşurken kullanabilirsin.

Sevgililer Günü’nden hoşlanmıyorsan da üzülme! Listeye senin kullanabileceğin birtakım kelimeler de ekledik, dostum!

Bu yazı, ilişkinin dört evresini temsil etmesi için dört bölüme ayrıldı. Aşağıdaki listede yer alan her kelimenin açıklamasının yanı sıra bir örnek cümle de göreceksin.

Bu yazımızda esas olarak Sevgililer Günü ile ilgili kelimelere odaklanacağız, söz öbeklerine ve cümlelere değil. Eğer daha fazla söz öbeği, ifade ve cümle öğrenmek istiyorsan, bu yazıya bir göz atabilirsin.

Kelime listemizde derin aşk sözcüklerine, “love,” yani, “aşk/sevgi/sevmek” sözcüğünün İngilizcedeki farklı formlarından birkaçına hızlıca göz atarak başlayalım.

Learn a foreign language with videos

1. Evre: Aşkı Anlamak

1. Love (fiil, isim)

Love kelimesi İngilizcede yaygın olarak fiil haliyle, yani “sevmek” eylemi anlamında kullanılır. İngilizcede de “love” fiili insanlardan başka şeyler için de kullanılır. Köpekleri, arkadaşlarımızı, müziği ve bizi mutlu eden daha pek çok şeyi severiz. Bunu bilmek önemlidir çünkü başka bazı dillerde “love” fiiline karşılık gelen kelimeler yalnızca çok ciddi romantik ilişkileri ifade etmekte kullanılır.

Örnek: I love pizza.
Pizzayı severim.

Love kelimesi aynı zamanda isim halinde de kullanılır ve bu haliyle sevdiğin kişiye duyduğun “sevgi” veya “aşk” hissini ifade eder.

Örnek: Love is a mystery.
Aşk bir gizemdir.

2. Lovely (sıfat)

İnsanların lovely kelimesini kullandığını da duyabilirsin. Lovely kelimesi “nice” ve “very good” gibi kelimelerin eş anlamlısıdır. Romantik aşkı ifade ederken kullanılmaz. Olumlu, hoş veya neşeli şeyleri tanımlamak için kullanılır, Türkçede “hoş, çok güzel” gibi karşılıklarla ifade edilir.

Örnek: We had a lovely time at the beach. The weather was perfect and nobody got a sunburn.

Plajda çok hoş vakit geçirdik. Hava mükemmeldi ve kimse güneşten yanmadı.

3. Loving (sıfat)

Loving kelimesi, birinin kişiliğini tanımlamak için kullanabileceğin bir sıfat. Eğer bir kişi diğerini çok seviyor, ona ilgi ve sevgi gösteriyorsa, loving sıfatıyla tanımlanabilir. Bu sıfatın Türkçedeki karşılıkları ise şunlardır: Sevgi dolu, sevecen, müşfik.

Örnek: My grandmother is a very loving person.
Büyük annem çok sevgi dolu bir insan.

4. Loved (sıfat)

İster insan olsun ister başka bir şey, sevgiyi alan, yani “sevilen” tarafı loved diye niteleyebilirsin.

       Örnek: My grandmother has 16 grandchildren who spend a lot of time with her. She is very loved.
Büyük annemin onunla birlikte çok zaman geçiren 16 çocuğu var. Kendisi çok sevilen biri.

Loved kelimesi genellikle “best-” veya “most-” gibi kelimelerle birlikte kullanılır; “best-loved” (“en sevilen”) veya “most-loved” (“en çok sevilen”) gibi:

Örnek: Soccer is one of the most-loved sports in the world.
Futbol dünyanın en çok sevilen sporlarından biridir.

Bu konuyu öğrendiğimize göre, sevecekleri birini (somebody to love!) arayan insanların kullanabilecekleri bazı kelimelere geçelim!

2. Evre: Aşkı Aramak

“There are many fish in the sea.”
“Elini sallasan ellisi.”

Yukarıdaki deyim, aşkı arayan pek çok kişinin duymuş olabileceği bir deyim. Biz bu İngilizce deyimin altına birebir çevirisini değil, Türkçede kullanılan karşılığını yazdık. Deyimin İngilizcesinde aslında “Denizde çok balık var,” diyor; yani, dünya denize benzetiliyor, insanlar da balığa. Bu söz, bir ilişkiden yeni çıkan veya aradığı aşkı henüz bulamamış olanları rahatlatmak için söylenen bir söz, zira daha yakalayabileceğin çok “balık” (yani herhangi bir ilişkisi olmayan kadın/erkek) olduğunu ima ediyor.

Bu söz balık sevmeyenlere aptalca gelebilir.

Ama, yine de bu sözün bir doğruluk payı var. Eğer bir ilişkide olmak istiyorsan, bazen pes etmeyip, denemeye devam etmen gerekir. Dünyada çok sayıda insan var. Dışarı çıkıp daha fazla insanla tanışmaya çalışmalısın.

Dışarı çıktığında, aşkla ve Sevgililer Günü’yle ilgili aşağıdaki sözleri duyabilirsin.

5. Single (sıfat)

Bu kelime ve kavram İngilizcede diğer dillerde olduğundan biraz farklıdır.

Eğer İngilizcede single olduğunu söylersen, hiçbir türden herhangi bir ilişkin yok demektir – yani ne bir eşin ne de sevgilin vardır. Bu kelime bu anlamda Türkçedeki “bekar” kelimesinden farklıdır çünkü Türkçede “bekar,” “evli olmayan” demektir.  Single kelimesinin Türkçede tek kelimelik bir kaşılığı yoktur; “sevgilisi olmayan,” “herhangi bir(iyle) ilişkisi olmayan,” “yalnız” gibi karşılıklarla ifade edilebilir.

Örnek: It’s hard to find love in this city—it seems like there are no good single men or women. Everyone is already “taken.”

Bu şehirde sevecek birini bulmak zor—sanki hiç iyi yalnız erkek ya da kadın kalmamış gibi. Herkes çoktan “kapılmış.”

Taken (yukarıdaki örnekte “kapılmış”) derken de bu kişilerin birileriyle ilişki içerisinde olduğunu kastediyoruz.

Örnek: Thank you for the invitation to dinner, but I can’t go out with you—I have a boyfriend, I’m taken.

Akşam yemeği davetin için teşekkürler, fakat seninle çıkamam—erkek arkadaşım var, zaten bir ilişki içerisindeyim.

6. Unmarried (sıfat)

Bu kelime de single kelimesine bazı açılardan benziyor, fakat bu iki kelime tamamen aynı değil. Unmarried  kelimesi, kişinin evli olmadığını belirten daha teknik ve yasal bir kelime. Türkçedeki “bekar” kelimesi işte bu kelimeyi tam olarak karşılıyor.

İngilizcede unmarried diye tanımlanan kişi evli değildir, ancak bir sevgilisi olabilir.

Örnek: I didn’t really enjoy the party. Everyone there was married and with their spouse, so I felt left out—I was the only unmarried person there. I would have felt more comfortable if my girlfriend had been there, but she was out of town.

Partiden pek keyif almadım. Partideki herkes evliydi ve eşleriyle birlikte gelmişlerdi, bu yüzden kendimi dışlanmış hissettim—oradaki tek bekar (evlenmemiş kişi) bendim. Kız arkadaşım orada olsaydı kendimi çok daha rahat hissederdim, fakat o şehir dışındaydı.

7. Dating (fiil)

To date filli çok yaygın bir fiildir—iki insanın duygusal bir ilişki içerisinde olduğunu ifade eder. Türkçede bu fiili genellikle “çıkmak” diye ifade ederiz, yerine göre “beraber/birlikte olmak” da denebilir. Eğer yalnızca birkaç haftadır çıkan iki kişi için to date fiili kullanılıyorsa bu, işlerin çok ciddi olmadığı anlamına gelebilir. Fakat to date fiili aylardır veya yıllardır beraber olan iki kişi için kullanılıyorsa, ciddi bir ilişkiyi ifade eder.

Örnek: John and Mary have been dating for two years.
John ve Mary iki yıldır beraberler.

Örnek: I’m not dating anyone at the moment. I’ve been too busy with work to think about love.
Şu anda kimseyle birlikte değilim. İşimle aşk üzerine düşünemeyecek kadar meşgulüm.

8. A player (isim)

Türkçede ilk anlamı “oyuncu” anlamına gelen player kelimesi genellikle spor ve oyun bağlamında kullanılır; “football players” (futbol oyuncuları) ve “basketball players” (basketbol oyuncuları) gibi.

Kimileri aşkı ve flört etmeyi bir oyun ve hatta bir spor gibi görüyor olmalı ki, böyle insanlar bazen a player, olarak adlandırılırlar, yani bir nevi “çapkın.”

Romantik anlamda, flört bağlamında böyle insanlar çok fazla flört eden veya aşk yaşayan insanlardır. Genel olarak player denilen kişi ilişkileri konusunda ciddi değildir—yalnızca aşk oyunu oynamayı sever.

Örnek: John was flirting with Mary at the bar. Mary’s friend Tina tried to warn her about him. When Mary asked what the problem was, Tina told her that she had heard that John was a player, so Mary should be careful with him.

John, barda Mary ile flört ediyordu. Mary’nin arkadaşı Tina onu John hakkında uyarmaya çalıştı. Mary sorunun ne olduğunu sorunca, Tina ona John’un çapkın olduğunu duyduğunu, bu yüzden Mary’nin ona dikkat etmesi gerektiğini söyledi.

9. To flirt (fiil)

Aşk konusunda duyabileceğin ilk kelimelerden biri, to flirt fiilidir. Bu fiil, “flört etmek,” yani, ilgi duyduğun biriyle romantik bir şekilde veya ilgini belli edecek ve onun da seninle ilgilenmesini sağlayacak şekilde konuşmak anlamına gelir.

Örnek: Dan flirts with Julia every time he sees her in the office. I’m sure he’s interested in dating her.
Dan Julia’yı ofiste her gördüğünde onunla flört eder. Onunla çıkmak istediğinden eminim.

10. To hit on someone (fiil)

To flirt, yani “flört etmek” fiiline yakın anlamlı olan ve yaygın kullanılan bir deyimsel fiildir to hit on. Hit kelimesi “vurmak” anlamına gelse de, neyse ki bu deyimsel fiilin fiziksel olarak birine vurmakla uzaktan yakından ilgisi yok! Bu fiilin anlamı, Türkçedeki “asılmak” veya “askıntı olmak” gibi. Örneğin, bir erkek bir kadınla fazlaca flört ediyor ve bu konuda biraz fazla girişken ve ısrarcı davranıyorsa, to hit on fiilini kullanabiliriz. Bu fiil kullanıldığında genellikle eylemin saldırganca veya kaba bulunduğunu anlarız.

Örnek: There is a famous video of a woman walking down the streets of New York. While she was walking, random men constantly hit on her by calling her names, whistling or making comments about her appearance. She didn’t seem impressed.

New York sokaklarında yürüyen bir kadını gösteren meşhur bir video var. Kadın yürürken rastgele adamlar sürekli ona laf atarak, ıslık çalarak veya görünüşüyle ilgili yorumlar yaparak askıntı oluyorlardı. Kadın etkilenmiş görünmüyordu.

11. To pick up someone (fiil)

Bu da yine biraz mizahi İngilizce ifadelerden biri.

Bir barda biriyle flört ediyorsan, o insanı “tavlamaya çalıştığını” ifade etmek için to pick up fiilini kullanabilirsin. Bir başka deyişle, o kişiyi sana telefon numarasını vermeye ve seninle bir kez daha görüşmeye ikna etmeye çalışıyorsundur.

Hatta İngilizcede “pick up lines” denilen ve “tavlama cümleleri” diyebileceğimiz sözler de vardır. Bu tavlama sözleri de ciddi değildir, komiktir ve hatta çoğu öyle aptalcadır ki duyunca gülmeden edemezsin.

Örnek: Ronald must be the luckiest guy in the world. He tried to pick up Jenny by saying that she was so beautiful that he couldn’t look directly at her. Believe it or not, she actually gave him her phone number!

Ronald dünyanın en şanslı adamı olmalı. Jenny’i ona doğrudan bakamayacağı kadar güzel olduğunu söyleyerek tavlamaya çalıştı. İster inan ister inanma, Jenny hakikaten ona telefon numarasını verdi!

12. To mingle (fiil)

To mingle, “(kalabalığa/insan içine) karışmak, kaynaşmak,” yani sosyal olup başkalarıyla genellikle havadan sudan konuşmak anlamına geliyor (havadan sudan, önemsiz konular üzerine konuşmaya, ayaküstü sohbet etmeye “making small talk” denir). Bağlama bağlı olarak bu fiil için Türkçede farklı karşılıklar kullanılabileceğini unutma (örnek cümlede ne demek istediğimizi anlayacaksın).

Bu fiil genellikle parti benzeri sosyal ortamlarda kullanılır. Kalabalığa karışıp insanlarla kaynaşmak için etrafta dolaşıp kısa bir zaman zarfı içerisinde pek çok farklı insanla tanışıp etkileşime geçmek amacıyla konuşman gerekir.

Böyle sosyal olan ve kalabalığa karışmayı seven insanlar genellikle outgoing (dost canlısı, sıcakkanlı) veya extroverted (dışa dönük) sıfatlarıyla tarif edilirler; kalabalığa karışmaktan ve sosyal ortamlarda bulunup yeni insanlarla etkileşim kurmaktan hoşlanmayan kişiler ise shy (utangaç, çekingen) veya introverted (içe dönük, içine kapanık).

Örnek: I’ve been single for too long, so I think I’m going to Roger’s party. Maybe I can meet someone. I’m single and ready to mingle!

Çok uzun süredir yalnızım (kimseyle beraber değilim), bu yüzden sanırım Roger’ın partisine gideceğim. Belki biriyle tanışabilirim. Yalnızım ve ilişkiye hazırım!
(Bu cümlede “to mingle” için “insan içine karışmaya hazırım” da diyebilirdik, fakat burada cümlenin anlamı böyle bir Türkçe karşılık gerektiriyor.)            

13. To hook up (fiil)

Bağlama bağlı olarak, to hook up fiili de farklı anlamlara gelebilir. Bu konuda dikkatli olmalısın zira bu sözün bazı anlamları her zaman üzerine konuştuğun duruma uygun düşmeyebilir!

Bu fiilin bir anlamı Türkçedeki “takılmak”tır; yani eğer bir kişi diğer bir kişiyle birlikte vakit geçirip bir şeyler yapıyorsa, örneğin buluşup geziyor veya romantik buluşmalar gerçekleştiriyorlarsa, to hook up fiilini kullanabilirsin. Fakat bu fiil aynı zamanda insanların fiziksel bir ilişkide oldukları (yani öpüştükleri ve hatta seviştikleri, yani seks yaptıkları) anlamına da gelebilir.

Bu ifadeyi sıkça duyabilirsin, ama eğer bu ifadenin sözünü etmek istediğin duruma uygun olup olmadığından emin değilsen, onu kullanmasan daha iyi olur.

Örnek: I recently read an article in a magazine about the “hook up culture” at universities. Apparently, a lot of young people are using cell phone apps to find people to hook up with.

Geçenlerde bir dergide üniversitelerdeki “takılma (/ilişki) kültürü” üzerine bir makale okudum. Görünüşe göre pek çok genç ilişkiye girecekleri insanlar bulmak için cep telefonu uygulamalarından faydalanıyor.

3. Evre: Aşık Olmak

Duygusal açıdan ilgilendiğin biriyle tanıştıktan sonra, onunla bir ilişkiye başlamak isteyebilirsin. Bu süre zarfında (umarız) birbirinize aşık olursunuz (aşık olmanın İngilizcesi fall in love, “aşka düşmek” de diyebiliriz). Bu olduğunda, aşağıdaki kelimelerden ve sözlerden faydalanabilirsin.

14. A couple (isim)

Couple, “çift” demektir, yani iki tane olan şeyler için kullanılan bir kelimedir aslında. A couple ifadesi aynı zamanda “birkaç” anlamında da kullanılır, yani sayıca fazla olmayan şeyleri niteler; “I have only talked to Anna a couple of times,” (“Anna ile yalnızca birkaç kez konuştum.”) cümlesinde olduğu gibi. Muhtemelen Anna ile kaç defa konuştuğunu tam olarak bilmiyorsun, fakat bunun çok fazla kez olmadığını biliyorsun.

Couple, yani “çift” kelimesi bir ilişki içerisinde olan iki kişiyi ifade etmek için de kullanılabilir.

Örnek: I didn’t know how to get to the bus stop, so I asked a friendly couple sitting on a bench for directions.
Otobüs durağına nasıl gideceğimi bilmiyordum, bu yüzden bankta oturan cana yakın bir çifte yolu sordum.

15. A date (isim)

İlişkiler bağlamında date, “buluşma, randevu” anlamına gelir, yani iki insanın birlikte dışarı çıkıp romantik aktiviteler gerçekleştirdikleri bir buluşmadır. Tipik bir randevuda sinemaya gidilip ardından dışarıda akşam yemeği yenir.

İngilizce öğrenenler bazen bu romantik buluşma tipini İngilizcedeki başka türden buluşmalarla karıştırabiliyorlar; unutma ki yine sözlük anlamı olarak “buluşma” kelimesini görebileceğin meeting kelimesi genellikle iş yerlerinde yapılan “toplantı”lara denir, appointment ise bireysel randevular ve buluşmalar için kullanılır, doktor randevusu gibi.

Örnek: Alan really liked Deborah, but their first date was a disaster. He spilled his wine on her, and later she got food poisoning. I don’t think there will be a second date.

Alan Deborah’dan çok hoşlandı, ama ilk buluşmaları bir felaketti. Alan kızın üzerine şarabını döktü, sonra kız gıda zehirlenmesi geçirdi. İkinci bir buluşma olacağını sanmıyorum.

16. A blind date (isim tamlaması)

Blind date, birbirini tanımayan iki insanın buluşup görüşmesidir (İngilizceden Türkçeye birebir çevirisi “kör randevu” olan bu buluşma için bir tür modern “görücü usulü” randevu da diyebiliriz). Bu tür buluşmalar genellikle iki kişinin ortak arkadaşları olduğunda ve bu iki kişinin iyi bir çift olacağına inandıklarında gerçekleşir. Eğer durum buysa, yani arkadaşlarının bu çifti birbirine yakıştırıp randevularını ayarladığını ifade etmek istiyorsak, they set them up diyebiliriz.

Bugünlerde bu tür buluşmalar pek yaygın değil ve bunun sebebi sosyal medya olabilir. Artık buluşman için önerilen birinin ismini internette aratıp Facebook profiline bakabilir, beğenmezsen buluşmayabilirsin! Yine de, bu tür görücü usulü randevular filmlerde ve TV programlarında halen çok yaygın!

Örnek: Betty couldn’t believe that her friends set her up on a blind date with Carl. They had nothing in common, and she discovered that Carl was already married!

Betty arkadaşlarının onun için Carl ile görücü usulü bir randevu ayarladığına inanamıyordu. Hiç ortak noktaları yoktu ve Betty Carl’ın zaten evli olduğunu öğrenmişti!

17. Love at first sight (isim tamlaması)

Bu ifadeyi anlaman çok kolay olacak çünkü Türkçede de aynı ifade var: Love at first sigth = İlk görüşte aşk.

Örnek: The first time Romeo saw Juliet, he knew that she was the girl for him. It was love at first sight.
Romeo Juliet’i ilk gördüğünde, onun hayatının aşkı olduğunu biliyordu. Bu ilk görüşte aşktı.

18. Puppy love (isim tamlaması)

Puppy‘nin sözlük anlamı “yavru köpek” olduğundan, bu ifade aşktan bahsetmek için tuhaf bir sözmüş gibi görünebilir.

Fakat aslında puppy love, çocuklukta veya gençlikte yaşanan ve gerçek ya da ciddi olmayan “çocukluk/gençlik aşkı” veya “gelip geçici aşk” demek. Bu türden bir aşk güçlü bir duygu olsa da, geçici olduğunu, uzun sürmeyeceğini bilirsin.

Örnek: Many people say that teenagers in love are just experiencing puppy love. But if you ask the teenagers, they’ll often say that it’s real and that their love will last forever.

Çoğu insan aşık ergenlerin yalnızca gençlik aşkı yaşadığını söyler. Fakat ergenlere sorarsanız, genellikle aşklarının gerçek olduğunu ve sonsuza kadar süreceğini söylerler.

19. Baby (isim)

19-22 numaralı maddeler, ilişkide insanların partnerlerine hitap ettiği takma isimlerden oluşuyor. Bu tür isimlere İngilizcede pet names” (kişinin ailesi ve yakın arkadaşları tarafından kişiye takılan lakaplar),  “nicknames(takma isimler, lakaplar) veya terms of endearment (sevgi sözcükleri) deniyor.

Aşağıda 19. madde ile ilgili bir örnek cümle göreceksin, ama bu cümlede ele alınan anahtar kelimeleri 20., 21. ve 22. maddelerdeki kelimelerle değiştirirsen de anlam değişmez.

Elbette, insanların partnerlerine veya sevdikleri kişilere hitap ettikleri çok fazla takma isim var (mesela, Kosta Rika’da popüler olan bu tür lakaplardan biri “küçük şişko şey” anlamına gelen gordito!), fakat burada İngilizcede en popüler olan romantik lakapları ve aşk sözlerini ele alıyoruz.

Baby kelimesi İngilizcede aşırı derecede yaygın olan bir hitap şekli. Birebir Türkçe karşılığı “bebek” olsa da, ilişkide olduğun kişiye hitap ederken kullandığında “bebeğim” olarak düşünülmeli. Baby kelimesinin yaygın kullanılan başka versiyonları ise babe ve yakın zamanda popülerlik kazanan bae.

Örnek:
Frank:Hey, baby, do you know where the car keys are?”
Helen: “I’m not sure, babe, I think you had them last.”

Frank: “Hey, bebeğim, arabanın anahtarının nerede olduğunu biliyor musun?”
Helen: “Emin değilim, bebeğim, sanırım en son sendeydi.”

20. Honey (isim)

Honey aslında “bal” demek. Bal doğal olarak tatlı olduğundan, sanırım (kişilik olarak) tatlı insanlara böyle hitap etmek mantıklı. Bu hitabı da “balım” veya “tatlım” gibi düşünebilirsin.

21. Darling (isim)

Darling hitabını kullandığın kişi ya da şey senin için çok kıymetlidir. Bu hitabın birebir Türkçe karşılığı “sevgili” olsa da, sevdiğin kişiye darling veya my darling dediğinde “sevgilim” demiş olursun; bu kullanım Türkçedeki “canım,” “hayatım,” “aşkım” gibi karşılıklarla da benzerdir.

22. Sweetie (isim)

Sweetie de “tatlım” anlamına gelir. Sweet sıfatı isme çevrilerek “tatlı” bulunan kişilere söylenir.

23. Committed (sıfat)

İki kişi uzun süredir beraberse, onlar için committed sıfatını kullanabiliriz. Committed kelimesi için sözlüklerde “bağlı, sadık, gönül vermiş, istekli” gibi Türkçe karşılıklar bulabilirsin. Bu bağlamda bu kelime, iki kişinin kendilerini birbirlerine adadıkları ve ilişkilerine sadık oldukları anlamına gelir.

İnsanlar ilişkileri dışında başka şeylere de kendilerini adayabilir ve sadık olabilirler; örneğin işlerine, bir hobiye veya egzersiz yapmaya sıkı sıkıya bağlı olduklarını ifade etmek için de committed sıfatını kullanabiliriz.

Bu kelimenin isim hali ise commitment (bağlılık, adanmışlık) kelimesidir.

Örnek: Many older couples say that the key to staying committed to your partner is to not stress out or worry about unimportant things.

Yaşça daha büyük olan çiftlerin çoğu partnerine bağlı kalmanın anahtarının önemsiz şeyler konusunda strese girmemek ve endişelenmemek olduğunu söyler.

24. Engaged (sıfat)

İki kişi evlenmeye karar verdiğinde, onlar için engaged sıfatını kullanabilirsin. Bu sıfat Türkçedeki “sözlü” ve “nişanlı” sıfatlarının ikisini birden karşılıyor çünkü İngilizcede ve İngiliz ve Amerikan kültürlerinde böyle bir ayrım yok. Genellikle biri diğerine evlenme teklif ettikten (İng. to propose marriage, ayrıntılar için 30. maddeye bakabilirsin) sonra çift engaged, yani “nişanlı” sayılır.

Bu kelimenin isim hali engagement (nişan, nişanlılık) kelimesidir.

Örnek: Did you hear the news? Jack and Diane finally got engaged! They had been dating for about 10 years, and many people were wondering if they would ever get married.

Haberleri duydun mu? Jack ve Diane sonunda nişanlanmışlar! Yaklaşık 10 yıldır çıkıyorlardır ve çoğu kişi evlenip evlenmeyeceklerini merak ediyordu.

25. To swipe (fiil)

Bu kelime genellikle Tinder gibi İngilizcede dating apps denen ve insanların tanışıp buluşmalarına ve ilişki yaşamalarına aracı olan çöpçatanlık uygulamalardan söz ederken kullanılır.

Swipe, akıllı telefonlarımızın ekranlarında parmağımızı bir yöne doğru hareket ettirme, kaydırma hareketimize verilen addır.

Tinder ve benzeri uygulamalar, sana ilgini çekebilecek insanların fotoğraflarını gösteriyor.

Eğer birisi ilgini çekerse, parmağını ekranda sağa doğru kaydırırsın (İng. you swipe your finger to the right). Eğer karşına çıkan kişi ilgini çekmiyorsa, parmağını sola doğru kaydırırsın (İng. you swipe to the left). Eğer senin beğendiğin kişi de seninle ilgileniyorsa, o da resmini görünce parmağını sağa doğru kaydıracaktır. İkiniz de birbirinizin resmini beğenmişseniz, uygulama birbirinizle iletişime geçmenize izin veriyor.

Tüm bunlar kulağa çok karmaşık geliyor! Neyse ki bu uygulamalara ihtiyaç duymayan insanlar da var ve umarım sen de bunlardan birisindir!

Örnek: Ingrid was using her Tinder app at the bar. All of the guys looked like players, so after she had swiped left about 15 times, she gave up and went home.

Ingrid barda Tinder uygulamasını kullanıyordu. Bütün erkekler çapkın gibi görünüyordu, bu yüzden Ingrid yaklaşık 15 kez sola kaydırdıktan sonra pes edip eve döndü.

26. To ask out (fiil)

To ask out, “çıkma teklif etmek” demek; yani, birinden seninle bir randevuya çıkmasını istemek demek. Bu fiil genellikle birini ilk kez romantik bir randevuya davet ettiğinde kullanılır.

Örnek: Greg was nervous to ask Lena out, but finally he got the courage and did it. She said she would be happy to go out with him, and now they’ve been dating for two months.

Greg Lena’ya çıkma teklif etme konusunda gergindi, ama sonunda cesaretini toplayıp bunu yaptı. Lena onunla çıkmaktan mutluluk duyacağını söyledi ve bugün itibariyle iki aydır birlikteler.

27. To go (out) on a date (fiil)

Bu ifade, bir sonraki ifadeye (28.maddeye) çok benziyor. İki fiil de iki kişinin randevuya “çıkmasını” ifade ediyor. Bu fiiller ilk randevular için de, sonraki randevular için de kullanılabilir.

Örnek: This weekend is Valentine’s Day, so it might not be the best time to go out on a date. I think all of the restaurants will be completely full. Do you just want to stay at home?

Bu hafta sonu Sevgililer Günü, bu yüzden dışarıya randevuya çıkmak için en iyi zaman olmayabilir. Bütün restoranların tamamen dolu olacağını düşünüyorum. Evde oturmak ister misin?

28. To go out (fiil)

27. maddede gördüğümüz gibi, bu fiil de genellikle romantik bir randevu için dışarıya çıkmak anlamında kullanılabilir. Fakat aynı zamanda yalnızca evden dışarı çıkıp eğlenceli bir şeyler yapmak, gezmek anlamında da kullanılabilir. Eğer dışarı çıkmak istiyorsan, fakat birlikte dışarı çıkacağın kişiden duygusal anlamda hoşlanmıyorsan, dışarıya sinemaya gideceğinizi fakat arkadaş olarak gideceğinizi belirtebilirsin. Bunu İngilizce olarak söylersek: We will go out to the cinema, but we will go just as friends.

 29. To fall in love (fiil)

Bundan 3. evre başlığının girişinde hızlıca söz etmiştik. To fall in love, “aşık olmak” (veya birebir çevirisinde olduğu gibi “aşka düşmek”) anlamına gelir. Bu bazen uzun bir süreçtir, bazense anında gerçekleşir.

Örnek: Romeo and Juliet fell in love immediately the first time they saw each other.
Romeo ve Juliet birbirlerini ilk gördükleri anda aşık oldular.

30. To propose (fiil)

Bu fiili 24 numarada görmüştün, hatırlıyor musun? Propose fiili “suggest” fiili gibi “teklif etmek, öneri sunmak” anlamındadır, fakat bu fiili görünce genellikle ilk akla gelen şey “evlenme teklifi etmek”tir (İng. proposing marriage). Genellikle bu teklifi yapmanın resmi yolu “Will you marry me?”dir, yani, “Benimle evlenir misin?”

Örnek: Tom proposed to Rebecca while they were walking on the beach. He got down on one knee, gave her a ring and asked her “will you marry me?”.

Sahilde yürürlerken Tom Rebecca’ya evlenme teklif etti. Tek dizinin üzerine çöktü, ona yüzüğü verdi ve ona, “Benimle evlenir misin?” diye sordu.

31. To get engaged (fiil)

Bir kişi diğerine evlenme teklif ettiğinde ve karşısındaki evlenmeyi kabul ettiğinde, bu iki kişinin “nişanlandığını” ifade edeceğimiz fiil, to get engaged fiilidir. Eğer 24. maddeyi hatırlarsan, engagement iki insanın gelecekte evlenmek üzere birbirlerine bağlanmalarını ifade eder, aslında bu yönüyle Türkçedeki “sözlenmek” ve “nişanlanmak” eylemlerinin ikisini birden karşılar.

Örnek: Pete and Shelly got engaged on the same day that she got a new job—it was a busy day!
Pete ve Shelly, Shelly’nin yeni bir işe girdiği gün nişanlandılar—yoğun bir gündü!              

32. To get married (fiil)

Bu fiil, “evlenmek” demek. Ayrıca, nikah/düğün gününe (İng. wedding day) kadar, çiftlere “nişanlı,” yani, nişanlı erkeklere fiancé, kadınlara ise fiancée denir. Nikah/düğün gününden sonra ise onlara married, yani “evli” diyebiliriz.

Örnek: They got married in the Caribbean. It was called a “destination wedding,” because everyone had to travel to participate in the wedding.

Karayipler’de evlendiler. Düğünlerine “destinasyon düğünü” dendi çünkü düğüne katılmak için herkesin seyahat etmesi gerekti.

4. Evre: Yuva Kurmak

Bir çift bir süre beraber olduktan sonra, genellikle evlenir veya aynı eve taşınır ve işte o zaman, hayatlarının yeni bir evresi başlamış olur. İşte o zamandan bahsetmene yardımcı olacak birkaç kelime.

33. To settle (for something) (fiil)

Settle fiili farklı anlamlara gelebildiği için tanımlaması biraz zor bir kelime.

Settle for fiili, olması gerektiği veya olabileceği kadar iyi olmayan bir şeyi kabullenmek anlamına gelir. Başka bir deyişle, bir şeye razı olduğun, standartlarını düşürdüğün veya her zamanki kadar seçici davranmadığın anlamına gelir.

Örnek: After John and Sara got married, they wanted to buy a house. They couldn’t afford their dream house, so they settled for a cheaper house that was not as beautiful.

John ve Sara evlendikten sonra bir ev satın almak istediler. Hayallerindeki evi almaya maddi imkanları yetmedi, bu yüzden onun kadar güzel olmayan daha ucuz bir evi almaya razı oldular

34. To settle (down) (fiil)

Bu da settle fiilinin başka bir kullanımı.

Eğer cümlende settling down fiilini kullanıyorsan, bahsettiğin kişi daha sakin, daha “yerleşik” (domestic) bir hayata geçiyor demektir. Bir partner bulma, evlenme, bir ev satın alma, yuva kurma veya çocuk sahibi olma gibi durumlar genellikle bu sürecin bir parçasıdır. Bu fiil için Türkçede yerine göre “yuva kurmak,” “yerleşmek,” “durulmak,” “sakinleşmek” gibi farklı karşılıklar kullanılabilir.

Örnek: Veronica was ready to settle down, but Victor said he wasn’t. He said that he wanted to date a few other women to be sure that Veronica was the right one. Veronica decided that she wouldn’t settle for a man who was not ready to commit to her, and she broke up with him.

Veronica bir yuva kurmaya hazırdı fakat Victor henüz buna hazır olmadığını söyledi. O, Veronica’nın doğru kadın olduğundan emin olabilmek için birkaç kadınla daha çıkmak istediğini söyledi. Veronica, kendisini ona adamaya hazır olmayan bir erkeğe razı olamayacağına karar verdi ve ondan ayrıldı. 

35. Wedding (isim)

32 numaralı maddeden hatırlayabileceğin gibi, bu kelime iki kişi evlendiğinde yapılan kutlamaya denir. Wedding day, yani “düğün günü” genellikle bir nikah töreni (kilisede veya adliyede/nikah salonunda) ve bir de kutlama veya resepsiyon (İng. reception denir) yapılır.

Örnek: Some people say that if it rains on your wedding day, it’s a sign of good luck to come in the future.
Kimileri, düğün gününde yağmur yağarsa, bunun o evliliğin geleceğinin şanslı olduğuna dair bir işaret olduğunu söyler. 

36. Bride (isim)

Hatırlarsanız, nişanlanan insanlar için özel bir kelime kullanıldığını görmüştük: İngilizcede nişanlı kadınlar için fiancée, erkekler için ise fiancé kelimesi kullanılıyor.

Fakat temel olarak bir gün için de olsa kullanılan özel kelimeler var: Düğün gününde (the wedding day) bride (gelin) dediğimiz kadınadüğün gününden önce fiancée (nişanlı) veya girlfriend (kız arkadaş) denirken, düğün gününden sonra aynı kadına wife (eş) diyoruz.  

37. Groom (isim)

Bu da gelinin (bride) erkek karşılığı. Evlenen erkeğe düğün gününde groom (damat) denir. Düğünden önce o da bir fiancé (nişanlı), evlendikten sonra ise husband (koca)’dır.

38. Gown (isim)

Gelin ve damat düğün için özel kıyafetler giyerler ve bu kıyafetlerin de özel isimleri vardır.

Gown süslü kadın kıyafetlerine, özel günlerde giyilen elbiselere verilen addır. Wedding gown da kadının düğün için giydiği kıyafete, yani gelinliğe denir. Gelinlik için İngilizcede kullanılan bir diğer kelime de wedding dress‘dir.

39. Tuxedo (isim)

Tuxedo (kısaca “tux” da denir), yani “smokin,” erkeklerin çok resmi toplantılarda giydiği özel bir takım elbisedir. Erkeklerin çoğu evlenirken smokin giyer, ama hepsi değil.

Bol bol tuxedo ve gown örneği görmek istiyorsanız, İngilizcede The Oscars, Türkçede Oskar da denilen The Academy Awards (Akademi Ödülleri) törenini mutlaka izleyin!

Örnek: We went to a very unusual wedding last weekend. There were no gowns or tuxes. Instead, the bride wore a bikini and the groom wore surf shorts!

Geçen hafta sonu çok sıra dışı bir düğüne gittik. Ne gelinlik vardı ne de smokin. Onların yerine, gelin bikini, damat ise sörf şortu giymişti! 

40. Honeymoon (isim)

Düğünden sonra yeni evli karı-koca birlikte geçirecekleri hayatı kutlamak için özel bir seyahate çıkarlar. Bu seyahate honeymoon (balayı) denir.

Örnek: We were considering having a very fancy, expensive wedding. But instead we decided to have a small, simple wedding. We had more money to spend on a wonderful honeymoon!

Çok şaşaalı, pahalı bir düğün yapmayı düşünüyorduk. Fakat onun yerine küçük, basit bir düğün yapmaya karar verdik. Böylece harika balayımızda harcayacak daha fazla paramız oldu!

41. Spouse (isim)

Başkalarıyla konuşurken sevdiğiniz insanlardan bahsetmek için hangi kelimeleri kullanabilirsin? 41-43 arasındaki maddelerde cinsiyet belirtmeden yaygın olarak kullanabileceğin kelimeleri bulabilirsin.

Spouse (eş) kadın veya erkek eş için kullanılan ve cinsiyet bildirmeyen bir kelimedir.

42. Significant other (isim tamlaması)

Genel olarak evli olmayan fakat ilişki içinde olan birilerini tanımlıyorsan, onlar için significant others (sevgililer, hayat arkadaşları) diyebilirsin.

43. Partner (isim)

Significant other kelimesine benzer bir kelime de partner (Türkçede de “partner”) kelimesidir; ama bu kelime “ortak” anlamında iş ortakları veya birlikte çalışan kişiler için de kullanılabildiğinden karışıklığa yol açabilir.

Örnek: The company had a wonderful Christmas party. Employees were asked to invite their spouses or significant others. If they didn’t have a partner, they could even invite a friend.

Firma harika bir Noel partisi verdi. Çalışanların eşlerini veya sevgililerini partiye davet etmeleri istendi. Eğer bir partnerleri yoksa, onun yerine bir arkadaşlarını bile davet edebileceklerdi.   

44. Love handles (isim tamlaması)

44-47 arasındaki maddeler bir kişinin, özellikle de bir erkeğin durulup hayatını bir düzene oturtmaya başladığının yaygın işaretleridir. Bunlar komik kelimeler olsa da, sıkça duyacağın kesin.

İnsanların evlendiklerinde veya hayatlarını bir düzene oturttuktan sonra, birileriyle çıkabilmek için onları etkilemeye çalışmaktan vazgeçtikleri varsayılır. Fiziksel görünüşlerini korumak için eskisi kadar çok çabalamazlar. En azından teoride durum böyle.

Love handles (aşk tutamakları/tutmaçları) denilen şeyler, bir insanın karnının yan taraflarında biriken fazla yağları tanımlamanın şirin bir yoludur.

45. Spare tire (isim tamlaması)

Spare tire (yedek lastik) de benzer bir fenomeni tanımlar fakat kişinin tüm göbeğini kasteder. Böyle denmesinin nedeni, göbeğin, bir arabanın yedek lastiğine benzemesidir!

46. Beer belly (isim tamlaması)

Yedek lastik gibi göbeği olan insanlara ayrıca beer belly (bira göbeği) var da denir. Bu ikisi aslında temelde aynı şeydir fakat bu tarz göbekler genellikle daha öne doğru ve çıkık olurlar. Benzetmeden de anlaşıldığı gibi, bu söz erkeğin çok bira içtiğini – ki biranın kalorisi çok yüksektir – ima eder.

47. Dad bod (isim tamlaması)

Son olarak, bir erkeğin çocuk sahibi olduktan sonra vücudunun ne hale geldiğini tanımlamak için kullanılan görece daha yeni bir ifade var: Dad bod (baba vücudu). “Bod”, “body” kelimesinin kısaltmasıdır ve “dad bod” ifadesi de geçmişte fit bir vücuda sahip olan fakat çocuk sahibi olduğu için artık egzersiz yapmaya vakit bulamayan erkeği ifade eder.

Dad body ifadesinin gerçek olduğunu şahsen onaylıyorum. Sadece ben de değil, Popular Science ve TIME gibi ünlü dergiler de onaylıyor.

Örnek: Ryan didn’t drink much, so he was able to avoid getting a beer belly or a spare tire after he got married. However, after he and his wife had their first child, he quickly developed a dad bod since he no longer had time to exercise.

Ryan çok bira içmezdi, böylece evlendikten sonra bira göbeğinden veya yedek lastikten kaçınmış oldu. Ancak, o ve eşi ilk çocuklarına sahip olduktan sonra, artık egzersiz yapacak zamanı kalmadığı için çabucak baba vücuduna sahip oldu. 

İşte, aşk hakkında bilmen gereken bütün kelimeler bunlar, değil mi?

Hayır, bu kadar çabuk kurtulamazsın.

Maalesef aşk her zaman sonsuza kadar sürmez. Girişte de bahsettiğim gibi, bazı nedenlerle Sevgililer Günü’nden nefret eden birçok insan var.

Bu gönderiyi mutlu ve pozitif tutmak istiyorum, özellikle de Sevgililer Günü’nün birçok pozitif yanı olduğunu düşündüğüm için.

Eğer benim fikrime katılıyorsan ve aşıksan, bu harika! Senin için mutlu olurum. Umarım yukarıdaki aşk sözlerinin tadını çıkaracağın harika bir Sevgililer Günü geçirirsin ve sen ve sevgilin sonsuza dek mutlu yaşarsınız. Şu noktada okumayı bırakmakta serbestsin.

Bütün aşık ve mutlu insanlar okumayı bıraktı mı? Tamam o zaman, sıra “bonus” bölümümüzde:

5. Evre: Aşk Bitince

Eğer aşk seni hasta ediyorsa ve aşktan yorulduysan (İng. sick and tired of love), o zaman bir sonraki bölümü okumaya devam et, çünkü bu bölüm tam sana göre.

Tabi ki hepimiz aşk hikayelerimizin mutlu sonla bitmesini isteriz, fakat bazen öyle olmaz. Aşağıda, bu üzücü dönemler hakkında konuşmana yardımcı olacak bazı ifadeler var.

48. A broken heart (isim)

Broken heart (kırık kalp) tam da adı gibi bir kelime: Kötü bir şey olduğunda (bir ilişkinin bitmesi gibi) kalbinin artık atmadığını hissedersin.

Bu sözü genellikle sıfat haliyle, brokenhearted (kalbi kırık) olarak, veya fiil haliyle, to break (someone’s) heart (birinin kalbini kırmak) olarak duyarsın.

Örnek: Bill was brokenhearted when his girlfriend moved to France, but after a few days of feeling sad, he started to feel better.

Bill, kız arkadaşı Fransa’ya taşındığında kalbi kırılmış hissediyordu, fakat bir kaç gün üzüldükten sonra kendini daha iyi hissetmeye başladı. 

49. To break up with someone (fiil)

Bu ifade, iki kişinin ilişkilerini sonlandırdıklarını ifade etmek için kullanılır.

Eğer bu eylemi sadece tek bir kişi yapıyorsa, o, diğer kişiyi “terk ettiğini,” “ondan ayrıldığını,” ifade etmek için “He broke up with her,” gibi bir cümle kurabiliriz. Eğer iki kişi de ilişkiyi bitirmenin iyi olacağı konusunda hemfikir ise onlar için “ayrıldılar,” yani, they broke up diyebiliriz.

Örnek: Tammy said that she and her boyfriend had broken up. But in reality, I think he broke up with her because she wasn’t interested in the relationship.

Tammy erkek arkadaşıyla ayrıldıklarını söyledi. Fakat gerçekte, sanırım erkek arkadaşı onu terk etti çünkü Tammy ilişki konusunda ilgili davranmıyordu. 

Son olarak, eğer birinden ayrıldıysan ya da kalbin kırıldıysa, birileri sana aşağıdaki cümleyi söyleyebilir:

50. It’s better to have loved and lost, than never to have loved at all.

“Sevip de yitirmiş olmak, hiç sevmemiş olmaktan daha iyidir.” Bu cümle, Alfred, Lord Tennyson’ın bir sözünden alıntı yapılmıştır. Aşkın kimi zaman zor olsa da, yine de hayatın önemli bir parçası olduğunu anlatır. Aşk konusunda sorunların olsa bile, işe olumlu tarafından bakabilirsin: En azından aşkı yaşamışsın.

Aşka dair bu İngilizce sözlerin üzerine, sana mutlu, şahane, ve sevgi dolu bir Sevgililer Günü diliyorum!


Ryan Sitzman Kosta Rika’da İngilizce ve bazen de Almanca öğretiyor. Sitzman öğrenme, kahve, seyahat, diller, yazma, fotoğraf, kitaplar ve filmler konusunda tutkulu biri, tamı tamına aynı sırayla olmasa da. Onun hakkında daha fazla şey öğrenmek ve kendisiyle iletişim kurmak için Sitzman’ın kişisel internet sitesi olan Sitzman ABC’yi ziyaret edebilirsin.

Bu gönderiyi beğendiyseniz içimden bir his FluentU'ya bayılacağınızı söylüyor. FluentU, gerçek dünya videolarıyla İngilizce öğrenmenin en iyi yolu.

Ücretsiz Kaydol!

Comments are closed.