amerikan-ingilizcesi-guney-aksani

Güney’de Kullanılan Amerikan İngilizcesini Öğren: Güney Aksanı ve Güney Kültürüne Özgü 50 İngilizce Söz

İngilizce bilen iki kişinin kendi aralarında doğru iletişim kurabilmesini beklersin, değil mi? Belki Amerikan İngilizcesi biliyorsan, Amerikan aksanı dışındaki aksanları anlayamayabileceğini düşünürsün, o kadar. Belki de henüz Amerika’nın güneyini bilmiyorsundur.

Eşime bir keresinde, “You can catch more flies with honey than vinegar,” dedim. (Bu söz, Türkçedeki “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır,” atasözünün karşılığı olabilecek bir söz. Birebir çevirisi ise şöyle: “Balla sirkeyle olduğundan daha çok sinek yakalayabilirsin.”)

“Ne?” dedi. “Ne söylediğin hakkında hiçbir fikrim yok!”

Bu gibi durumlar evimizde birden fazla kez meydana geldi.

Çünkü eşim gayet iyi İngilizce konuşabilse de İngilizce eşimin ikinci dili ve İngilizceyi yıllar önce Michigan’da, Amerika’nın Orta-batı bölgesindeki bir eyalette öğrenmiş.

Ben ise, Güney’denim.

Amerika’nın farklı bölümlerinde kullanılan Amerikan İngilizcesi hem aksan hem de kelime dağarcığı açısından ciddi ölçüde değişebilir. Amerikan kültürü de öyle! Özellikle Amerika’nın güney bölgelerinde konuşulan Amerikan İngilizcesinin kendine özgü sözcükleri ve başka hiçbir yerde duyamayacağın deyimleri ve aksanı vardır.

İngilizce öğrenenlerin İngilizceyi nereden gelirse gelsin anlamaları önemlidir. İşte bu yüzden bu Güney İngilizcesi rehberini hazırladım.

Güney’in ve aksanının ne olduğunu öğrenmek, Amerika’nın güneyinde kullanılan Amerikan İngilizcesinden örnekler duymak ve “you can catch more flies with honey than vinegar,” gibi pek çok deyimin anlamını görmek için okumaya devam et!

Learn a foreign language with videos

Amerika’nın Güneyi Nedir, Neresidir?

Genel olarak, Güney denince Virginia’dan başlayıp Florida’ya ve Teksas’a kadar uzanan bölge kastedilir.

Tam olarak neden bahsettiğimi görmek için Business Insider’ın bu Güney haritasına bakabilirsin. Haritaya bakınca Güney’in Birleşik Devletler’in hakikaten muazzam bir parçası olduğunu göreceksin!

Bilmen gereken ikinci bir şey de, Güney’in çok büyük bir bölge olduğudur; öyle büyüktür ki, bölgenin kültürü ve aksanı Güney’in hangi kısmında olduğuna göre değişiklik gösterir. Örneğin, Teksas’ta yaşayan insanların konuşmaları Georgia’da yaşayan insanlarınkiyle aynı değildir.

Güney’den bahsederken kullanılan çeşitli isimler vardır. Bazen Güney eyaletlerine Dixie veya Dixieland denir; bu isim eskiden Fransa’ya ait olan Louisiana eyaletinden gelir. Eskiden bu eyaletin 10 dolarlık banknotlarının üzerinde Fransızca olarak on, yani dix yazdığı için bölge bu takma adı almıştır.

Güney’den bahsedilirken sıkça duyacağın bir başka isim de the Bible Belt (İncil Kuşağı) ismidir;  bu isim de Güney eyaletlerinin çoğunun büyük bir Hristiyan nüfusuna sahip oluşundan gelir.

South of the Mason-Dixon line” (Mason-Dixon hattının güneyi) ifadesini de duyabilirsin. Bu isim de A.B.D. İç Savaşı sırasında düşman tarafları ayıran Maryland ve Pennsylvania arasındaki eski sınıra yapılan bir göndermedir.

Ancak, günümüzün Güney eyaletlerinin Amerikan İç Savaşı sırasında Güney’i temsil eden Konfederasyon (İng. Confederation) grubu için savaşan eyaletleri ile aynı olmadığını bilmek önemlidir. Örneğin, günümüzde Güney eyaleti sayılan West Virginia (Batı Virjinya) savaş sırasında esasen Kuzey’i temsil eden Birlik (İng. Union) grubu için savaşmıştı.

Son olarak, Güney yalnızca coğrafi bir bölgeden çok daha fazlasıdır.

Güney’in kendine has, benzersiz bir kültürü vardır ve bu kültürü oluşturan öğeler arasında müzik (bluegrass ve country türleri vb.) gibi, spor (çoğumuz büyük beysbol hayranlarıyız), din (Baptist ve Metodist Kiliseleri gibi) ve yemek (gumbo karides, sweet tea (tatlı çay, Güney’e özgü bir tür buzlu çay), kızarmış bamya, karalahana ve grits (kabaca öğütülmüş iri taneli mısır veya tahıl tanelerinin süt veya su içerisinde pişirilmesiyle elde edilen ve çeşitli katkılarla kahvaltıda veya yemeklerin yanında servis edilen bir tür lapa)) vardır.

Güney Aksanları Kulağa Nasıl Gelir?

Daha önce bahsettiğimiz gibi, her Güney eyaleti farklıdır, bu yüzden de bu bölgede pek çok farklı aksan vardır.

Ancak, Güney aksanlarının çoğu birtakım temel karakteristik özelliklere sahiptir.

Bunlardan ilki, Amerika’nın başka yerlerinde duyacağın aksanlara kıyasla sözcük vurgusunun çok farklı olmasıdır.

Örneğin, Amerikalıların çoğu aşağıdaki kelimelerin ikinci yarısını vurgulu söyler:

Hotel: /ho TEL/  (otel)

Guitar: /gui TAR/ (gitar)

Police: /po LICE/ (polis)

Fakat Güneylilerin çoğu vurguyu bu kelimelerin ilk yarısında yapar:

Hotel: /HO tel/ (otel)

Guitar: /GUI tar/ (gitar)

Police: /PO lice/  (polis)

Amerika’nın güneyinde konuşulan İngilizcenin ikinci büyük farkı, İngilizcede “the Southern drawl” denilen, Güney’e özgü ağzını (sözcükleri) yaya yaya, ağır ağır konuşma biçimidir (dilbilimsel olarak bu konuşma biçimine İngilizcede diphthongized vowels adı verilir, Türkçesi “ikili ünlüleşme / çift ünlüleşme”dir).

Telaffuzların daha iyi anlaşılması için Uluslararası Fonetik Alfabeyi (İng. International Phonetic Alphabet (IPA)) kullanacağım. Alfabetik sesleri temsil etmek için kullanılan bir sistem olan bu alfabeyi bu tablodan öğrenebilirsin.

Örneğin, “egg” (yumurta) kelimesi normalde İngilizcede [eg] şeklinde telaffuz edilir, ancak Güneyliler bu kelimeyi [ai:g] olarak telaffuz ederler.

Güney aksanının üçüncü temel ayırt edici özelliği de, “ing” harfleriyle biten kelimelerdeki son [ŋ] sesinin düşürülmesidir.

Örneğin, Güneyliler aşağıdaki kelimeleri kısaltarak söylerler:

Getting — gettin’ (almak)

Swinging — swingin’ (sallanmak)

Fixing — fixin’ (tamir etmek)

Son olarak, Güneyliler [I] ve [ɛ] ünlü seslerini birleştirerek söylerler, bu yüzden “get” [gɛt] (almak) gibi kelimeleri “git” [gIt] gibi okurlar.

Amerika’nın Güneyinde Konuşulan İngilizceyi Nereden Dinleyebilirsin?

Güney’e seyahat edemesen de, evinden Güney aksanlarını dinleyebilirsin.

Güney’de geçen tonlarca unutulmaz İngilizce film var, benim en sevdiklerimden bazıları “Forrest Gump,” “The Help” (Duyguların Rengi), “Steel Magnolias” (Çelik Manolyalar), “Fried Green Tomatoes” (Kızarmış Yeşil Domatesler) ve “The Sound and the Fury” (Ses ve Öfke) filmleridir (parantez içinde filmlerin adlarının İngilizceden birebir çevirilerini değil, Türkiye’de gösterime girdikleri adları veriyoruz – bazen ticari amaçlarla bu ikisinin birbirinden farklı olabileceğini unutma).

Bu filmler Güney aksanını öğrenmen konusunda sana yardımcı olacak ve ayrıca seni Güney kültürlerine ve diyarlarına da götürecektir.

Eğer Güney’de çekilmiş İngilizce TV dizileri izleyerek Güney aksanına iyice hakim olmak istiyorsan, Teksas’ta geçen klasik dizi “Dallas”ı dene. Eğer dizinin orijinali hoşuna giderse 2012 yılında yeni bir versiyonu da yayınlanmıştı, onu da izleyebilirsin.

Bunun dışında, 1960’lardan meşhur dizi “The Andy Griffith Show”u da deneyebilirsin. Eğer bu dizi hoşuna giderse, dizinin başrol oyuncusu ve ana karakteri Andy Griffith’in “What It Was, Was Football” adında çok komik bir monoloğu da var.

Amerika’nın güneyinde kullanılan İngilizceyi dinleyip Güney’in tipik yemeklerini öğrenmek isteyenler için, Güneyli aşçı Paula Deen’in YouTube kanalı mükemmel bir seçim.

amerikan-ingilizcesi-guney-aksani

Eğer gerçek hayatta kullanılan İngilizce ile çekilmiş bütün videoların her kelimesi anladığından emin olmak istiyorsan, mutlaka FluentU’da video izle. FluentU, film fragmanları, müzik klipleri, komik YouTube klipleri gibi daha pek çok özgün İngilizce videoyu kişiselleştirilmiş dil derslerine dönüştürerek sunuyor.

Videolarda Amerikan İngilizcesi ve İngiliz İngilizcesinin yanı sıra İngilizcenin başka türlerini de duyacaksın, üstelik bütün videoların interaktif altyazıları var. Eğer konuşmacının aksanını anlamazsan, konuşmaların normal İngilizce ile yazılmış hallerini görebilirsin. Bu, İngilizceyi ana dili İngilizce olanların kullandıkları farklı şekillerde görüp anlamanın şahane bir yoludur. Ayrıca, altyazılardaki kelimelerden herhangi birinin üzerine tıkladığında FluentU sana kelimenin tanımını da gösteriyor!

İşin en iyi yanı da, FluentU’nun iOS ve Android cihazlar için hazırlanan mobil uygulamaları sayesinde İngilizce öğrenmeye her an her yerde zaman ayırabilmen.

Son olarak, bluegrass ve country tarzlarında müzik dinlemek,  Güneyde kullanılan Amerikan İngilizcesini öğrenmek için şahane bir seçim olur. Ben başlangıç için aşağıdaki klasikleri öneriyorum:

  • John Denver’s “Thank God I’m a Country Boy”

  • Old Crow Medicine Show’s “Carry Me Back to Virginia”

  • Flatt & Scruggs’ “Roll in My Sweet Baby’s Arms”

  • Dolly Parton’s “Jolene”

  • Jimmy Martin’s “Tennessee”

  • Johnny Cash’s “I Walk the Line”

“Heavens to Betsy!” ya da “Aman Tanrım!” demenin Güneycesi. Güney’de Kullanılan Amerikan İngilizcesi, Aksanı ve Bölgenin Kültürüne Özgü 50 İngilizce Söz

Y’all

Y’all, “siz/hepiniz” anlamına gelen “you all”un kısaltması ve Güney’e özgü konuşmanın alameti farikası.

Amerikalıların çoğul olan “you,” yani “siz” kelimesini söyleyişleri nereli olduklarının büyük bir göstergesi. Kuzeyliler genellikle “you guys” derken, Güneyliler “y’all” kullanımına sadıktır. Bu, farklı Amerikan kültürlerindeki farklı dil kullanımlardan yalnızca biri!

Are y’all coming to dinner Friday night?
Hepiniz Cuma günü akşam yemeğine geliyor musunuz?

Fit as a fiddle

İster inan, ister inanma, bu deyimin Türkçeye birebir çevirisi, “keman kadar formda.” Fit (formda, fiziksel olarak iyi durumda) olan birini bir kemana benzetmek aptalca gibi görünse de, bu gayet yaygın kullanılan bir deyim. Türkçede bu deyim yerine geçebilecek karşılıklar ise “turp gibi” ve “demir gibi” olabilir.

He can run a mile in four minutes. He’s fit as a fiddle!
Dört dakikada bir buçuk kilometre koşabiliyor. Turp gibi!

Oh, rats!

“Rat” kelimesinin Türkçesi “fare, sıçan” demek, fakat anlam olarak bu ünlem elbette bundan farklı. Bu deyim, İngilizcede kullanılan başka bir ünlemin, “Oh, darn!”ın biraz daha nazik bir hali. Bu iki Amerikanca ünlemin Türkçedeki karşılığı ise, “Of, (Allah) kahretsin!” veya “Of, lanet olsun!” olabilir.

I lost my homework! Oh, rats!
Ödevimi kaybettim! Of, kahretsin!

Cut the lights on/off

Bu ifade, gramer meraklıları için İngilizcede “pet peeve” denilen türden bir şey, yani bam tellerine dokunan, sinirlerini zıplatan bir ifade. Çünkü “ışıkları açmak/kapatmak” anlamlarına gelen bu ifadenin standart İngilizcedeki hali, “turn the lights on/of” olmalıydı.

Nihayetinde, “cut” kelimesinin “kesmek” anlamına geldiği düşünüldüğünde, insan ışıkları kapatmak için elimize bir makas alıp kabloları veya elektrik düğmesini fiziksel olarak kes(e)meyiz. Yine de bu ifade Güney’deki pek çok insan tarafından bu şekilde kullanılıyor.

Can you please cut the lights off? I’m trying to sleep.
Lütfen ışıkları kapatır mısın? Uyumaya çalışıyorum.

Bless your heart

“Bless your heart,” Güney’de en sık kullanılan ifadelerden biri. “Bless” kelimesinin karşılığı “korumak, kutsamak,” “heart” ise “kalp, yürek” demek. Aslında söylendiği tonlamaya göre pek çok farklı anlam taşıyabilen bu süper güçlere sahip ifade kimi zaman, “Tanrı seni korusun,” (Türkçedeki “Allah senden razı olsun”) gibi bir anlama da gelebiliyor. Ama Güney’de “bless your heart” demek daha çok acıma göstergesi olarak kullanılır. “Oh, you poor thing,” yani, “Ah, zavallıcık,” ifadesine eşdeğerdir.

You had to walk all the way home by yourself? Bless your heart.
Eve gelirken onca yolu yürümek zorunda kaldın, ha? Zavallıcık.

You can catch more flies with honey than vinegar

Yazının en başında verdiğim örnekte de belirttiğim üzere, “You can catch more flies with honey than vinegar,” sözü, Türkçedeki “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır,” atasözünün karşılığı. (Birebir çevirisinin, “Balla sirkeyle olduğundan daha çok sinek yakalayabilirsin,” olduğunu da hatırlatalım.) Bu söz, insanlara karşı düşmanca veya agresif davranışlar sergilemektense tatlı dilli olursan onları kazanabileceğini, kendi tarafına çekebileceğini anlatan bir metafor.

If the politician really wants to win, she should remember that you can catch more flies with honey than vinegar.
Eğer siyasetçi gerçekten kazanmak istiyorsa, tatlı dilin yılanı deliğinden çıkarttığını hatırlamalı.

Ma’am/Sir

Muhtemelen “ma’am”in “madam” kelimesinin kısaltması olduğunu ve “bayan, hanımefendi” anlamlarına gelen bir hitap olduğunu anlamışsındır. “Bayım, beyefendi,” anlamlarına gelen “sir,” hitabını ise zaten biliyorsundur. Bu iki ifade aynı zamanda, “efendim,” hitabı olarak da kullanılıyor (“Evet, efendim,”deki gibi). Bu hitaplar artık Amerika’nın geri kalanında pek kullanılmasa da, Güneyliler tarafından sıkça kullanılıyor.

Yes, ma’am, I will do my chores.
Evet, efendim, işlerimi yapacağım (/görevimi yerine getireceğim).

Mama, Daddy, Pappy, Grandpappy

Geldik aile ile ilgili kelimelere. Mama kelimesi “mom,” yani, “anne” kelimesinin yerine kullanılıyor; daddy ve pappy kelimeleri ise “dad,” yani, “baba” kelimesinin yerine. Grandpappy de “grandfather,” yani, “büyükbaba, dede” demenin bir başka yolu.

Mama, Pappy ve Grandpappy tipik olarak yalnızca Güney’de kullanılıyor. Aslında Amerika’nın her yerindeki çocuklar “daddy” kelimesini kullanırlar ama büyüyünce bu kelimeyi kullanmayı bırakırlar. Güneyliler ise hangi yaşta olurlarsa olsunlar ebeveynlerine mama ve daddy derler!

Mama, will Daddy be coming with us to Grandpappy’s house?
Anne, babam bizimle dedemin evine gelecek mi?

That’s the pits!

Bu söz, kötü bir şey olduğunda söylenen, “That stinks!” sözüne eşdeğer (stink kötü kokmak demek). Türkçede, “(bu) çok kötü,” anlamına gelir.

You failed your math test? That’s the pits!
Matematik sınavından kaldın mı? Çok kötü!

I’m fixin’ to…

Güneyliler bu ifadeyi, “I’m going to,” yerine kullanıyorlar, yani gelecek zamanda yapacağımız bir şeyi ifade ederken kullandığımız yardımcı fiil yerine. (“Fix” fiilinin aslında “onarmak, tamir etmek/ tutturmak, yerleştirmek/ kararlaştırmak, belirlemek” gibi pek çok sözlük anlamı var, fakat bu onlardan biri değil, Güney’e özgü bir kullanım.)

I’m fixin’ to take a shower.
Duş alacağım.

It’s blowing up a storm

Bu ifade, rüzgarın güçlenmekte olduğu ve şiddetli bir fırtınanın yolda olduğu anlamına geliyor.

Look outside. It’s blowing up a storm!
Dışarı bak. Fırtına yaklaşıyor!  (/Fırtına koptu kopacak!)

Over yonder

Over yonder söz öbeği de İngilizcedeki “over there” söz öbeğinin yerine kullanılıyor. Türkçesi “şurada.”

The coffee beans are on the shelf over yonder.
Kahve çekirdekleri şuradaki rafın üzerinde.

The spittin’ image of

The spittin’ (spitting) image of deyimi, “birine tıpatıp benzemek” demek. Türkçede de buna benzer bir deyim var: Hık demiş burnundan düşmüş!

You are the spittin’ image of my sister!
Kız kardeşime tıpatıp benziyorsun!

Pretty as a (Georgia) peach

Bu, birine çok güzel olduğunu söyleyerek iltifat etmek için sıkça kullanılan bir teşbih (benzetme).

“Pretty as a peach,” “şeftali gibi güzel,” demek. “Pretty as a Georgia peach,” ise, “Georgia şeftalisi gibi güzel,” demek. “Georgia” kelimesi eklense de, eklenmese de olur. Türkçede güzelliği ifade etmek için genellikle “ay gibi” veya “gül gibi” benzetmeleri kullanılır, fakat bir Güney eyaleti olan Georgia leziz mi leziz şeftalileri ile meşhur olunca, Güney de böyle bir deyim kazanmış.

Your daughter is as pretty as a peach.
Kızın ne kadar da güzel.

Chillins

Bu kelime, “çocuklar” anlamına gelen bir argo kelime.

Do you know if the chillins went to sleep?
Veletler uyudu mu, biliyor musun?

God/Lord willin’ and the Creek don’t rise

Bu deyim, bir konu hakkında elinden geleni yaptığını ve gerisinin senin ellerinde olmadığını ifade eder.

Ömrüm boyunca, bu deyimdeki creek kelimesinin standart anlamında, yani “dere, çay” anlamında kullanıldığını düşünmüştüm. Bu bağlamda düşünürsek, bu deyimdeki the creek don’t rise (dere yükselmezse) İngilizcede “the creek doesn’t flood” (dere taşmazsa/ sel olmazsa) demenin daha sokak ağzında söylenişi olurdu ve bu deyimin birebir çevirisi, “Tanrı isterse/izin verirse ve dere yükselmezse (sel olmazsa)” olurdu.

Ancak geçenlerde büyükannem bana “creek” kelimesinin aslında büyük harfle yazıldığını (dolayısıyla özel isim olduğunu) ve bu sözde Creek adındaki Kızılderili Kabilesinden bahsedildiğini anlattı. Bu durumda bu deyim, “Tanrı isterse/izin verirse ve Creek (kabilesi) yükselmezse (güçlenmezse) / ayaklanmazsa,” oluyor.

Biraz araştırma yaptıktan sonra, insanların bu iki farklı yorumdan hangisinin doğru olduğu üzerine tartıştıklarını öğrendim! Fakat her iki durumda da, deyimin anlamı değişmiyor. Bu deyim, Türkçede yerine göre “kısmetse,” “kısmet olursa” veya “Tanrı/Allah izin verirse” sözleriyle de ifade edilebilen “herhangi bir aksilik çıkmazsa” anlamını taşıyor.

Are you coming to the party on Saturday?
Cumartesi günü partiye geliyor musun?

Lord willin’ and the Creek don’t rise.
Herhangi bir aksilik çıkmazsa.

Somethin’ awful

Somethin’ (something) awful sözü söylediğin şeyin anlamını vurgulamak, güçlendirmek için kullanılıyor. (Awful kelimesi sözlükte “korkunç, dehşet, berbat” anlamlarına geliyor, something ise “bir şey” demek.)

He wants those new shoes somethin’ awful. (In this example, he really wants the shoes.)
O yeni ayakkabıları deli gibi/ korkunç istiyor. (Bu örnekte, o ayakkabılara sahip olmayı gerçekten çok istiyor.)

I reckon

Bu söz, İngilizcede yaygın olarak kullanılan “I think” sözünün Güney’deki bir versiyonu. “Bence, sanırım” anlamlarına geliyor.

I reckon it’s going to rain tonight.
Bence bu gece yağmur yağacak.

Once in a blue moon

Bu deyim, bir şeyin nadiren gerçekleştiğini belirtmekte kullanılan bir deyim. Türkçede “kırk yılda bir,” “ayda yılda bir,” gibi ifadelerle karşılanır. (Blue moon, yani “mavi ay,” bir aylık zaman diliminde ikinci kez gerçekleşen dolunaya verilen addır ve bu olay pek sık gerçekleşmez; yani “mavi ay” olunca sanıldığının aksine ay mavi renk görünmez. Once ise “bir kez” anlamına gelir. Yani nadiren gerçekleşen bir olay için “mavi ayda bir” demek mantıklıdır.)

A chance to be on TV only comes once in a blue moon.
TV’ye çıkma şansı insanın ayağına ancak kırk yılda bir gelir.

Heavens to Betsy

Bu ünlem, “Oh my gosh!” veya “Oh my God!” yani, “Aman Tanrım!” demenin gayet Güney’e özgü bir yoludur. Bir şeye şaşırdığımızda -argo tabirle şok olduğumuzda- söylenir, yani hayret belirtir. Bu sözdeki “Betsy” isminin kim olduğu (veya ne olduğu), bu sözün nereden geldiği tam olarak bilinememektedir. (Heavens kelimesinin gerçek anlamı “gökler, gök kubbe, gökyüzü” olmakla birlikte, “(Good) Heavens!” dendiğinde de “Aman Tanrım!” anlamına gelir.)

Did you know Tammy broke up with Fred?
Tammy’nin Fred’den ayrıldığını biliyor muydun?

Heavens to Betsy!
Aman Tanrım!

Till the cows come home

Till the cows come home, bazen çok uzun bir süreyi, bazen de sonsuzluğu, yani asla gerçekleşmeyecek şeyleri ifade eder. Türkçeye birebir çevirisi, “İnekler eve dönünceye dek,” olan bu deyimin Türkçede benzer bir karşılığı var mı, ne dersin? Türkçedeki “Eşek sudan gelinceye dek,” deyimi de çok uzun bir süreyi ifade eder. Asla gerçekleşmeyecek şeyleri ifade eden anlamı için de Türkçedeki “Çıkmaz ayın son Çarşambasında/ Çarşambasına kadar,” veya “Balık kavağa çıkınca/ çıkıncaya dek,” deyimlerini karşılık olarak düşünebiliriz. Farklı Amerikan kültürlerinin deyimlerini öğrenmek ne kadar zevkli, değil mi?

You can cry till the cows come home, but we’re not going to get ice cream.
Çıkmaz ayın son Çarşambasına kadar ağlayabilirsin, ama dondurma almayacağız.

Darlin’

Darlin‘ (darling) (sevgili(m)/canım) de İngilizcedeki honey veya sweetie (tatlım) gibi sevgi dolu bir hitap şekli.

Can you pass me the water pitcher, darlin’?
Bana su sürahisini uzatabilir misin, canım?

Coke/Soda

Güneyde ve Kuzeydoğu’da kullanılan soda kelimesi ile Ortabatı’da kullanılan pop kelimesi arasında daima zararsız bir savaş olmuştur. Bu iki kelime de Sprite veya Pepsi gibi gazlı içecekleri ifade etmek için kullanılır.

Güneyde, Coca-cola markalı kola içeceğini kastetmesen bile bir Coke isteyebilirsin! Çünkü burada coke kelimesi bütün gazlı içeceklerin ortak adı gibi kullanılır. Eğer bu konuyla ilgili daha fazla bilgi edinmek istersen,  Huffington Post’taki bu makaleyi okuyabilirsin.

I’ll have a Coke with my dinner.
Yemeğimin yanında bir gazlı içecek içeceğim.

Britches

Britches kelimesi “pantolon” demektir ve aslında İngilizcedeki breeches (jokey(binici) pantolonu/ golf pantolonu/ diz altı pantolon) kelimesinden türemiştir.

Pull up your britches!
Pantolonunu yukarı çek!

Goin’ to hell in a handbasket

Bu söz, gittikçe daha kötü bir hal alan, hızla kötüleşen veya felaketle sonuçlanması kesin olan durumlar için kullanılan gayet renkli bir deyimdir. Türkçeye birebir çevirisi, “Sepetin içinde cehenneme gidiyor”dur.

We don’t have decorations, food or invitations for the party, and it’s next week. The whole thing is goin’ to hell in a handbasket.
Parti için süslemelerimiz, yiyeceğimiz veya davetiyelerimiz yok ve parti gelecek hafta. Bütün her şey felakete doğru gidiyor.

Hush your mouth

Bu söz, birisine susmasını söylemenin bir başka yoludur. “Kapa çeneni,” gibi bir anlamı vardır.

You better hush your mouth!
Sussan/çeneni kapasan iyi olur!

Full as a tick

İşte sana harika bir teşbih (benzetme) daha: “Kene gibi tıka basa doymuş.” Karnı doyan kenelerin nasıl da şiştikleri gözünün önüne geldi mi?! Bu ifadeyi “tıka basa doyduğun” bir yemeğin ardından kullanabilirsin.

I don’t want anymore. I’m full as a tick.
Daha fazla istemiyorum. Tıka basa doydum.

Hold your horses

Hold your horses, birine beklemesini veya sabırlı olmasını söylemek istediğinde kullanabileceğin bir söz. (Bu sözün birebir çevirisi: “Atlarını tut. / Atlarına hakim ol.”) Bazı durumlarda Türkçedeki “Ağır ol!” sözü karşılık olarak düşünülebilir.

Hold your horses. It will be your turn next.
Sabret. Sırada sen varsın (bir sonraki sıra seninki).

It doesn’t matter a hill of beans

Bu deyim, “en ufak bir önemi yok,” “zerre kadar önemi yok” anlamında kullanılıyor. Buradaki komik “hill of beans” (fasülye tepesi) ifadesinin nereden geldiğini ise hiç bilmiyorum!

Your opinion doesn’t matter a hill of beans.
Fikrinin zerre kadar önemi yok.

Just fine and dandy

Bu söz her şeyin iyi ve yolunda olduğunu ifade ediyor.

I’m just fine and dandy.
Keyfim gıcır. (Gayet iyiyim.)

Raisin’ Cain

Cain, İncil’e göre dünyanın ilk katili, kardeşi Abel’ı öldüren adamdır (Tanah’ta, Eski Ahit’te ve Kur’an’da da geçer; Kur’an’a göre Adem ve Havva’nın çocukları olan Habil ve Kabil kardeşlerdir, Cain’in İslami adı Kabil’dir). Raisin’ (raising) Cain (Kabil’i yetiştirmek) sözü, kişinin başının belaya girmek üzere olduğunu ifade eder.

Your son is out there raisin’ Cain again.
Oğlun yine dışarıda başını belaya sokuyor.

Three sheets to the wind

Bu, birinin “zil zurna sarhoş” olduğunu söylemenin komik bir yolu. Bu sözün aslı bir denizcilik terimine dayanıyormuş ve buradaki sheet yelkenleri tutan halatlara verilen isimmiş; bu halatlardan üçünün çözülmesi yelkenlinin rüzgarda sallanmasına, sarhoş bir denizci misali yalpalamasına sebep olurmuş. İşte, “three sheets to the wind” sözündeki “rüzgara karşı üç halat” buradan geliyormuş.

He’s already three sheets to the wind and it’s only 6 p.m.!
Adam çoktan zil zurna sarhoş ve saat daha yalnızca akşamın 6’sı!

Dag nabbit/Dagnabit

Bu da darn, yani, “kahretsin” demenin bir başka yolu.

Dagnabit! I lost my wallet again!
Kahretsin! Yine cüzdanımı kaybettim!

Young’uns

Bu söz, “young ones” söz öbeğinin kısaltması ve çocukları ifade etmek için kullanılıyor.

There are so many young’uns here.
Burada çok fazla çocuk var.

Howdy

Bu da, merhaba demenin Güney’e özgü yolu!

Howdy! How are you today?
Merhaba! Bugün nasılsın?

A mind to

Güneyliler “a mind to” ifadesini bir şeyi (yapmayı) düşündükleri veya bazen birini bir şey yapmakla tehdit ettikleri zaman kullanırlar. Bu ifadeyi Türkçedeki “niyeti olmak” veya “aklına koymak” sözlerine benzetebiliriz.

I have a mind to take away your cell phone for a week.
Cep telefonunu bir haftalığına elinden almaya niyetliyim.

Varmint

Varmint, İngilizcedeki vermin (haşarat, genellikle çiftçilerin ekinlerine zarar veren ve hastalık taşıyan zararlı hayvanlar, zararlı) kelimesinin Güney’e özgü kullanımı. Varmint kategorisine fare, hamamböceği, sinek gibi pek çok farklı hayvanı dahil edebiliriz. (Bu söz aynı zamanda sürekli serserilik eden, topluma bir faydası olmayan insanlar için amiyane bir tabir veya bir hakaret sözü olarak da kullanılabilir, Türkçedeki argo “kımıl zararlısı” sözü gibi düşünebilirsin!)

We have to do something about the varmint in the barn.
Ahırdaki zararlılar için bir şey yapmamız gerek.

Ain’t

Bu kelime, “is not,” “am not” ve “are not” yerine kullanılan argo bir kısaltmadır.

There ain’t any milk in the fridge.
Dolapta hiç süt yok.

Don’t let the screen door hit you on the way out

Bu söz, birinin gitmesinin umrunda olmadığını veya bir yeri hemen terk etmesini istediğini belirtmek için kullanabileceğin bir söz. Eğer misafirine kızdıysan veya ondan rahatsız olduysan söylenebilecek olumsuz bir cümle. Türkçedeki “çıkarken kapıyı arkandan kapat” sözüne benzetebiliriz, bazı durumlarda “Git, durduğun kabahat,” (ya da meşhur şarkıdaki gibi, “Kapı açık, arkanı dön ve çık! İstenmiyorsun artık!”) benzeri karşılıklar da kullanılabilir. Farklı kültürlerde farklı karşılıkları mutlaka vardır! Türkçe çevirisi ise, “Dikkat et de çıkarken sineklik sana çarpmasın.”

You’re awful. I’m leaving!
Korkunçsun. Ben gidiyorum!

Don’t let the screen door hit you on the way out!
Çıkarken kapıyı da arkandan kapat!

Hisself

Himself (erkek için “kendisi(ni)”) kelimesinin argo kullanımı.

He really hurt hisself.
Kendisini kötü yaralamış.

Lemme

“Let me,” sözünün argo kullanımı.

Lemme tell you what happened last week!
(Bırak da/Dur da) sana geçen hafta ne olduğunu anlatayım!

She was madder than a wet hen

İşte, birinin aşırı derecede sinirlendiğini anlatmak için kullanılan renkli bir deyim daha! “Sinirden küplere binmişti/deliye dönmüştü,” gibi bir ifade. Fakat birebir çevirisi, “Islak tavuktan daha deliydi!”

After I beat her at chess, she was madder than a wet hen.
Onu satrançta yendikten sonra sinirden küplere bindi.

Ain’t worth a lick

Ain’t worth a lick, “beş para etmez,” yani “değersiz” anlamındaki bir deyim.

Your opinion ain’t worth a lick.
Senin fikrin beş para etmez.

Worn slap out

Bu deyim de aşırı derecede yorgun olmayı ifade ediyor, “helak olmak” da diyebiliriz.

After a long day of work, I’m worn slap out.
Uzun bir iş gününün sonunda helak oluyorum.

Real good

Bunun anlamı “very good,” yani “çok iyi” veya duruma göre, “iyice.”

Make sure you wash the car real good.
Arabayı iyice yıkadığından emin ol./ Arabayı iyice yıka.

Hotcakes/flapjacks on the griddle

Hotcakes veya flapjacks on the griddle söz öbeği, günümüzde Türkçede de İngilizce adıyla bilinen pancake (pankek/ tatlı krep) anlamına geliyor. Griddle ise düz tava anlamına geliyor.

I’ve made flapjacks on the griddle for breakfast.
Kahvaltı için pankek yaptım.

Beauty is only skin deep

Bu atasözü, dış görünüşün insanın kişiliği ile hiçbir ilgisi olmadığını ifade ediyor. Başka bir deyişle, dış görünüşü güzel olan biri kaba ve kötü kalpli bir insan da olabilir. Önemli olan ruh güzelliğidir de diyebiliriz.

Keep in mind that beauty is only skin deep.
Dış güzelliğin yüzeysel olduğunu aklının bir köşesinde tut.

Lost your marbles

Bu ifade de “çıldırmak, delirmek, aklını kaçırmak, keçileri kaçırmak” anlamında kullanılan bir deyim.

Have you lost your marbles? You know we can’t afford that new car!
Sen aklını mı kaçırdın? O yeni arabaya gücümüzün yetmeyeceğini biliyorsun!

I don’t know what all

Bu ifadeyi hemen hemen her cümlenin sonuna ekleyebilirsin, “I don’t know what else,” ifadesiyle aynı anlamdadır ve aynı türden daha pek çok şey olduğunu ifade eder. Türkçedeki “falan filan” veya “ve saire” ifadelerine benzetebiliriz.

They had hotdogs, hamburgers, ice cream and I don’t know what all.
Sosisli sandviç, hamburger, dondurma falan filan vardı.

Ugly

“Ugly”nin sözlük anlamı “çirkin” demek. Fakat Güneyliler bu kelimeyi “kaba” (“nice,” yani, “nazik” kelimesinin tersi) anlamında kullanıyorlar.

You are acting so ugly right now!
Şu anda çok kaba davranıyorsun!

 

Bakalım bu kapanış cümlemi anlayabilecek misin:

Though I could write about the South till the cows come home, these new words and phrases should be enough to get y’all ready for listening to some good ol’ (old) Southern American English!

Yaklaşık olarak Türkçesi şu:

Sonsuza kadar Güney hakkında yazabilecek olsam da, bu yeni kelimeler ve sözler sizi canım Amerika’nın güneyinde kullanılan İngilizceyi ve o nev-i şahsına münhasır Güney aksanını dinlemeye hazırlamak için yeterli olmalı!

Belki de en meşhur Amerikan aksanı Güney’inki! Üstelik sen Amerikan İngilizcesinin Güney’e özgü halinin yanında bölgenin kültürü hakkında da epeyce bir şey öğrendin. Umarız öğrendiklerini uygulamak için bir gün Güney’i ziyaret de edersin!


Camille Turner, deneyimli bağımsız yazar ve bir ESL öğretmenidir.

Bu gönderiyi beğendiyseniz içimden bir his FluentU'ya bayılacağınızı söylüyor. FluentU, gerçek dünya videolarıyla İngilizce öğrenmenin en iyi yolu.

Ücretsiz Kaydol!

Comments are closed.